Haber Girişi: 11.10.2021 - 12:34, Güncelleme: 11.10.2021 - 12:34

Arafta yaşamak

 

Arafta yaşamak

Cemal Süreya’ya ‘Kendinizden bahseder misiniz’ diye sorduklarında şöyle cevap verir: “Şu yılda doğdum, şu yaşta annem öldü, Dostoyevski okudum ve hayatım hiçbir zaman eskisi gibi olmadı.”
Burak Küçükaydın- Dostoyevski’nin böyle bir etkisi var. Bazı insanlar bunu genç yaşlarda yaşarken, kimileri ise 30’undan sonra bu etkiye kapılıp gidiyor. Kitaplar böyledir diye düşünüyorum doğru zamanda gelir seni bulur ve ruh halinizi okursunuz bir hikâyenin içinde, aslında o hikâye sizin hikayenizdir. Bu noktada Sezen Aksu’nun acıdan geçmeyen şarkılar eksiktir sözü geliyor aklıma, hikayelerde acıdan geçmeyin çağlar ötesine geçemiyor bu yüzden Dostoyevski’nin sözleri onun bu durumunu o kadar güzel anlatıyor ki…   Büyük yazarın yüzlerce sözü var fakat son günlerde karşıma çıkan ve ne kadar bana dair bir cümle diye sürekli tekrarladığım o cümle içinde bulunduğumuz arafı nasılda güzel tarif ediyor.  Dostoyevski'ye göre dünyanın en zor hissi: "Kendini ait hissetmediğin bir yerde bulunma zorunluluğudur." Ne kadar derin bir cümle hayatımızın çoğu zamanında bu duyguyu mutlaka yaşamışızdır. İstemeye istemeye gidilen bir misafirlik, zorla götürüldüğümüz bir düğün, bir arkadaşın ricası üzerine gidilen bir ortam veya çoğu zaman benim bu dünyada ne işim var sorunun bir türlü beynimizden gitmeme duygusu aslında bu hisler ruhunuzun ve sizin bir arada olmadığı muazzam araflardan…   Nedir peki bu araf, niye oluyor neden bu duygu sürekli sıcak bir yerlerde, yolunda gitmeyen konular nasıl oluyor da insanı son perdede arafta bırakıyor. Bu sorulara cevap bulduğunuzda zaten o derin çukurdan kendinizi peyderpey çıkartıyorsunuz. Kısa süreli olarak mutlu olduğunuzu zannediyorsunuz. Ama arafın ruhunuzda bıraktığı derin yaralar hep ben buradayım, beni unutma diye sizinle konuşacaktır. Hayatın ta kendisidir araf çünkü yaptığınız tercihler sizi diğerini seçseydim nasıl bir hayatım olurdu ki kocaman soru işaretleri ile baş başa bırakıyor. Yine o kurtulamadığınız tek kişilik krallığınız olan Araf Cumhuriyet’i size deli çağrılardan vazgeçmeyecektir. Burası zor bir yerdir evet bir o kadar da vazgeçilmezdir. Peki, nasıl hisseder araftaki kişi…   Bu hal sıkışmışlık halidir. Artık ne geriye adım atabilirsin ne ileri… Tatlı bir yalnızlık vardır orada, neşenin, umudun ve isteğin olmadığı yabancı bir diyar kimseyle uğraşmak istemezsin arafında, herkesi olduğu gibi kabul edersin o çukurda birazda boş vermişlik vardır biraz kırgınlık fikri ara ara tadını alırsın seni üzen her duygunun araf zordur. Öyle bir yerdir ki orası nefes alacak dermanın yoktur, ölmeye de gücün yoktur… Kaybolursun kendi içinde yer yok, gök yok, yön yok… Yokluk içinde var olma çabasıdır orası…   Tam sıfır noktasıdır ARAF…Yani öyle bir yerde bulursun ki kendini ne tamam olarak içeride olursun, ne tam dışarıda… Ne ölüsün, ne diri… Ne özgürsün, ne tutsak… Ne kalmaktır yaptığın, ne de gitmek, ne candan geçersin, ne canandan…   Aklın başka bir şey söyler, yüreğin başka bir şey… Ben burada olmamalıyım, bu bana göre değil, bu düşünceler benim değil dersin ama yine de yaşarsın bu fikirleri, bir savaşta aldığın yaraları yok sayarak hala kılıç sallamak gibidir araf… Bazen yaralarını unutursun tüm gücünle sallarsın gürzünü fakat birde bakmışsın kolunu kökünden kesip almış birileri… Araf durmaz, dengede duramazsın araf varken ya en tepelerde yaşarsın hayatı, ya da en diplerde, değişmeyen tek şey arafının derinliğinin sürekli değişmesidir.   Arafta kalmak, aslında kararsız kalmaktır, hep bir şeylere özlem duymaktır. Size sürekli tercih yapmak zorunda bırakan hayat bir başkaldırıdır. Bir duyguya çık git aklımdan diye haykırırsınız ama yine de içinden çıkamazsınız. Git dediğine elini uzatırsın, ama tutamazsın. Yine de daha fazla yakınlaşmasına dayanamazsın.   Kısaca kendin de dahil kimseye yaranamazsın… Arafta yaşamak böyle bir şeydir işte… Yine de ne kadar anlatmaya çalışsam da, yaşamadan anlamak mümkün olmayacaktır bu hissi. Herkesin arafı kendine derindir mutlaka ve araf hayatın ta kendisidir umarım bir gün arafımızı anlarız. Kendimiz olarak var olmak düşüncesinin tam anlamıyla ruhumuzda yer bulması ve imkânsızların imkanlı bir hale gelmesi dileğiyle…   Bir gün arafımızda  ıhlamur çiçekleri açar ve o güzel kokular eşliğinde hayatımıza devam ederiz ümidiyle…   Sağlıkla kalın.
Cemal Süreya’ya ‘Kendinizden bahseder misiniz’ diye sorduklarında şöyle cevap verir: “Şu yılda doğdum, şu yaşta annem öldü, Dostoyevski okudum ve hayatım hiçbir zaman eskisi gibi olmadı.”

Burak Küçükaydın- Dostoyevski’nin böyle bir etkisi var. Bazı insanlar bunu genç yaşlarda yaşarken, kimileri ise 30’undan sonra bu etkiye kapılıp gidiyor. Kitaplar böyledir diye düşünüyorum doğru zamanda gelir seni bulur ve ruh halinizi okursunuz bir hikâyenin içinde, aslında o hikâye sizin hikayenizdir. Bu noktada Sezen Aksu’nun acıdan geçmeyen şarkılar eksiktir sözü geliyor aklıma, hikayelerde acıdan geçmeyin çağlar ötesine geçemiyor bu yüzden Dostoyevski’nin sözleri onun bu durumunu o kadar güzel anlatıyor ki…

 

Büyük yazarın yüzlerce sözü var fakat son günlerde karşıma çıkan ve ne kadar bana dair bir cümle diye sürekli tekrarladığım o cümle içinde bulunduğumuz arafı nasılda güzel tarif ediyor.  Dostoyevski'ye göre dünyanın en zor hissi: "Kendini ait hissetmediğin bir yerde bulunma zorunluluğudur." Ne kadar derin bir cümle hayatımızın çoğu zamanında bu duyguyu mutlaka yaşamışızdır. İstemeye istemeye gidilen bir misafirlik, zorla götürüldüğümüz bir düğün, bir arkadaşın ricası üzerine gidilen bir ortam veya çoğu zaman benim bu dünyada ne işim var sorunun bir türlü beynimizden gitmeme duygusu aslında bu hisler ruhunuzun ve sizin bir arada olmadığı muazzam araflardan…

 

Nedir peki bu araf, niye oluyor neden bu duygu sürekli sıcak bir yerlerde, yolunda gitmeyen konular nasıl oluyor da insanı son perdede arafta bırakıyor. Bu sorulara cevap bulduğunuzda zaten o derin çukurdan kendinizi peyderpey çıkartıyorsunuz. Kısa süreli olarak mutlu olduğunuzu zannediyorsunuz. Ama arafın ruhunuzda bıraktığı derin yaralar hep ben buradayım, beni unutma diye sizinle konuşacaktır. Hayatın ta kendisidir araf çünkü yaptığınız tercihler sizi diğerini seçseydim nasıl bir hayatım olurdu ki kocaman soru işaretleri ile baş başa bırakıyor. Yine o kurtulamadığınız tek kişilik krallığınız olan Araf Cumhuriyet’i size deli çağrılardan vazgeçmeyecektir. Burası zor bir yerdir evet bir o kadar da vazgeçilmezdir. Peki, nasıl hisseder araftaki kişi…

 

Bu hal sıkışmışlık halidir. Artık ne geriye adım atabilirsin ne ileri… Tatlı bir yalnızlık vardır orada, neşenin, umudun ve isteğin olmadığı yabancı bir diyar kimseyle uğraşmak istemezsin arafında, herkesi olduğu gibi kabul edersin o çukurda birazda boş vermişlik vardır biraz kırgınlık fikri ara ara tadını alırsın seni üzen her duygunun araf zordur. Öyle bir yerdir ki orası nefes alacak dermanın yoktur, ölmeye de gücün yoktur… Kaybolursun kendi içinde yer yok, gök yok, yön yok… Yokluk içinde var olma çabasıdır orası…

 

Tam sıfır noktasıdır ARAF…Yani öyle bir yerde bulursun ki kendini ne tamam olarak içeride olursun, ne tam dışarıda… Ne ölüsün, ne diri… Ne özgürsün, ne tutsak… Ne kalmaktır yaptığın, ne de gitmek, ne candan geçersin, ne canandan…

 

Aklın başka bir şey söyler, yüreğin başka bir şey… Ben burada olmamalıyım, bu bana göre değil, bu düşünceler benim değil dersin ama yine de yaşarsın bu fikirleri, bir savaşta aldığın yaraları yok sayarak hala kılıç sallamak gibidir araf… Bazen yaralarını unutursun tüm gücünle sallarsın gürzünü fakat birde bakmışsın kolunu kökünden kesip almış birileri… Araf durmaz, dengede duramazsın araf varken ya en tepelerde yaşarsın hayatı, ya da en diplerde, değişmeyen tek şey arafının derinliğinin sürekli değişmesidir.

 

Arafta kalmak, aslında kararsız kalmaktır, hep bir şeylere özlem duymaktır. Size sürekli tercih yapmak zorunda bırakan hayat bir başkaldırıdır. Bir duyguya çık git aklımdan diye haykırırsınız ama yine de içinden çıkamazsınız. Git dediğine elini uzatırsın, ama tutamazsın. Yine de daha fazla yakınlaşmasına dayanamazsın.

 

Kısaca kendin de dahil kimseye yaranamazsın… Arafta yaşamak böyle bir şeydir işte… Yine de ne kadar anlatmaya çalışsam da, yaşamadan anlamak mümkün olmayacaktır bu hissi. Herkesin arafı kendine derindir mutlaka ve araf hayatın ta kendisidir umarım bir gün arafımızı anlarız. Kendimiz olarak var olmak düşüncesinin tam anlamıyla ruhumuzda yer bulması ve imkânsızların imkanlı bir hale gelmesi dileğiyle…

 

Bir gün arafımızda  ıhlamur çiçekleri açar ve o güzel kokular eşliğinde hayatımıza devam ederiz ümidiyle…

 

Sağlıkla kalın.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haberimizvar.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.