<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
                 <rss version="2.0" 
                 xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
                 xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" 
                 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" 
                 xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
                 <channel><title>Haberin Net Adresi Haberimiz Var</title>
                      <link>https://www.haberimizvar.net/rss.xml</link>
                      <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.haberimizvar.net/rss.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                      <language>tr</language>
                      <description>Haberimiz var, haberimiz net, antalya siyaset haberleri, Antalya Gündemi, Antalya haberleri, son dakika, Türkiye, son dakika 
</description>
                      <category>News</category>
                      <lastBuildDate>Thu, 14 May 2026 16:51:46 +0000</lastBuildDate>
                      <ttl>1</ttl>
                      <generator>Haberin Net Adresi Haberimiz Var - Haberler</generator>
                      <copyright>Copyright - 2026 - Haberin Net Adresi Haberimiz Var</copyright><item><title><![CDATA[İnmede erken müdahale hayat kurtarıyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-inmede-erken-mudahale-hayat-kurtariyor-73267.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-inmede-erken-mudahale-hayat-kurtariyor-73267.html</link>
                    <description><![CDATA[Girişimsel Nöroloji Uzm. Dr. Elif Sarıönder Gencer, 10 Mayıs İnme Farkındalık Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, inmenin yalnızca tedavi edilmesi gereken değil, aynı zamanda büyük ölçüde önlenebilen bir sağlık sorunu olduğunu vurguladı.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Antalya'da inme hastalığına dikkat çekmek amacıyla açıklamalarda bulunan Memorial Antalya Hastanesi Girişimsel Nöroloji Bölümü'nden Uzm. Dr. Elif Sarıönder Gencer, inmenin nedenleri, risk faktörleri ve erken müdahalenin önemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

İNME RİSKİNİ AZALTMAK BÜYÜK ÖLÇÜDE KİŞİNİN ELİNDE&nbsp;
İnmenin çoğu zaman aniden geliştiğini ancak altta yatan risk faktörlerinin büyük bölümünün kontrol altına alınabileceğinin mümkün olduğunu belirten Uzm. Dr. Elif Sarıönder Gencer, "Özellikle kontrolsüz yüksek tansiyon ve sigara kullanımı ülkemizde en sık görülen nedenler arasında yer almaktadır. Diyabet, yüksek kolesterol, obezite, hareketsiz yaşam, aşırı alkol tüketimi, düzensiz beslenme ve kalp ritim bozuklukları da inme riskini artıran önemli faktörler arasında bulunmaktadır. İnme çoğu zaman öncesinde sessiz ilerleyen damar risklerinin sonucudur. Düzenli sağlık kontrolleri, tansiyon, şeker ve kolesterol takibi, sigaranın bırakılması, sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivitenin artırılması ile inme riski belirgin şekilde azaltılabilir. Birden fazla risk faktörü bir araya geldiğinde risk katlanarak artar. Bu nedenle korunmada en etkili yaklaşım, tüm riskleri birlikte ele almaktır" dedi.

YAŞ VE GENETİK DEĞİŞTİRİLEMESE DE FARKINDALIK HAYAT KURTARIR
İnmede ileri yaş, erkek cinsiyet, aile öyküsü ve daha önce geçirilmiş geçici iskemik atak gibi değiştirilemeyen risk faktörlerinin de önemli olduğunun altını çizen Gencer, "Bu kişilerin daha yakından izlenmesi gerekir. Kalp hastalıkları, boyun damarlarında darlık, pıhtılaşma bozuklukları, hormonal etkenler, kronik stres ve bazı enfeksiyonlar da inme riskini artırabilir" şeklinde konuştu.

İNMEDE EN KRİTİK MESAJ: BELİRTİLERİ TANIYIN, ZAMAN KAYBETMEYİN
"İnme belirtileri genellikle aniden başlar" diyen Gencer, "Erken fark edilen her dakikanın tedavi açısından büyük önem taşır. İnmede zaman beyindir. Müdahalede geçen her dakika, beyin hücrelerinde geri dönüşü olmayan kayıplara yol açabilir. Bu nedenle belirtiler başladığında beklemek, şikayetlerin geçmesini umut etmek ya da zaman kaybetmek çok ciddi sonuçlara neden olabilir" ifadelerini kullandı.

İNMENİN EN SIK GÖRÜNEN BELİRTİLERİ
İnmenin en sık görülen belirtilerini; yüzde ani kayma veya asimetri, kol ya da bacakta ani güçsüzlük ve uyuşma, konuşmada bozulma, peltekleşme ya da konuşulanı anlayamama, ani görme kaybı, denge kaybı veya yürüme bozukluğu ile ani başlayan şiddetli baş ağrısı olarak sıralayan Gencer, "Bu belirtilerden biri bile görüldüğünde vakit kaybetmeden 112 Acil aranmalıdır. Çünkü hızlı başvuru, tedavi şansını belirleyen en önemli unsurdur" dedi.

ERKEN MÜDAHALE KALICI SAKATLIK RİSKİNİ AZALTIYOR&nbsp;
Girişimsel nöroloji alanındaki gelişmeler sayesinde, özellikle damar tıkanıklığına bağlı inme tablolarında uygun hastalara zamanında müdahale edilebildiğini belirten Gencer, "Erken tanı ve doğru tedaviyle inme sonrası gelişebilecek kalıcı kayıplar azaltılabilir. İnme sonrası sakatlık ani, beklenmedik ve kalıcı olabilir. Ancak bu tablo her zaman kaçınılmaz değildir. Hastanın doğru zamanda, doğru merkezde, uygun tedaviye ulaşması; yaşamını, hareket kabiliyetini ve konuşmasını koruma açısından belirleyici olabilir. İnme artık yalnızca sonucu kabullenilen bir hastalık değildir; erken müdahaleyle seyri değiştirilebilen bir acildir" dedi.

İLK SAATLER HAYATİ ÖNEMLER TAŞIYOR
"Belirtilerin başlamasından sonraki ilk saatler kritiktir" diyen Gencer, "Özellikle ilk 4,5 saat çok önemlidir. Ancak bazı hastalarda ileri değerlendirmelerle daha geç dönemde de uygun tedavi seçenekleri vardır. Bu nedenle "geç kaldım" düşüncesiyle beklenmemesi, her inme şüphesinde mutlaka en kısa sürede hastaneye başvurulması gerekir" diye konuştu.

TOPLUMSAL FARKINDALIK TEDAVİNİN İLK ADIMIDIR&nbsp;
İnmenin yalnızca ileri yaş hastalığı olmadığını açıklayan Gencer, şöyle dedi:
"On yıllarda daha genç yaş gruplarında da daha sık görülmektedir. Toplumun her kesiminin inme belirtilerini bilmesi gerekmektedir. İnme tedavisinde başarı yalnızca hastanedeki müdahaleye değil, hastanın yakın çevresinin farkındalığına da bağlıdır. İnmeden korunmak da, inme geçirildiğinde kalıcı sakatlığı önlemek de mümkündür. Bunun için risk faktörlerini ciddiye almak, belirtileri tanımak ve zaman kaybetmeden doğru merkeze başvurmak gerekir. İnmede hızlı davranmak, hastanın geleceğini değiştirebilir."
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[İnmede erken müdahale hayat kurtarıyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 08 May 2026 09:41:57 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/inmede-erken-mudahale-hayat-kurtariyor-124541-20260508.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/inmede-erken-mudahale-hayat-kurtariyor-124541-20260508.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/inmede-erken-mudahale-hayat-kurtariyor-124541-20260508.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Op. Dr. Berfin Ökmen Özkan: Kadın sağlığında konfor ön planda]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-op-dr-berfin-okmen-ozkan-kadin-sagliginda-konfor-on-planda-73241.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-op-dr-berfin-okmen-ozkan-kadin-sagliginda-konfor-on-planda-73241.html</link>
                    <description><![CDATA[Genital estetik uygulamalarının amacının yalnızca görünümü düzeltmek olmadığına dikkat çeken Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Berfin Ökmen Özkan, "Bu işlemlerde temel hedef, hastanın günlük yaşam konforunu artırmak ve cinsel sağlığını desteklemektir" dedi.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Son yıllarda estetik uygulamalara olan ilginin artmasıyla birlikte kadınlarda genital estetik operasyonlar da daha sık gündeme gelmeye başladı. Uzmanlar, bu işlemlerin yalnızca estetik kaygılarla değil, çoğu zaman fonksiyonel ihtiyaçlar ve yaşam konforunu artırma amacıyla da tercih edildiğine dikkat çekiyor.

Medikal Park Antalya Hastane Kompleksi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Berfin Ökmen Özkan, genital estetik operasyonlarının nedenlerine ilişkin açıklamalarda bulundu. Kadınlarda genital bölge problemlerinin birçok farklı etkene bağlı gelişebileceğini belirten Op. Dr. Özkan, "Genetik faktörler, pelvik kasların zayıflığı, doğum sayısı ve doğum şekli, kronik öksürük ve kabızlık, obezite, hormonal değişimler ve menopoz gibi durumlar genital bölgede hem yapısal hem de fonksiyonel değişikliklere yol açabilir" şeklinde konuştu.

"ESTETİK SORUNLARIN ÖTESİNDE FONKSİYONEL ŞİKAYETLER"
Genital bölgedeki değişimlerin yalnızca dış görünümü etkilemediğini vurgulayan Op. Dr. Özkan, "İç dudaklarda sarkma ve asimetri, vajinal genişleme ve vulvar bölgede renk değişiklikleri estetik problemlerin yanı sıra özgüven kaybına ve cinsel yaşamda sorunlara neden olabilir. Bunun yanında tekrarlayan vajinal enfeksiyonlar, idrar kaçırma, vajinal kuruluk, ilişki sırasında ağrı ve vajinal bolluk gibi fonksiyonel şikâyetler de görülebilir. Bu işlemlerde temel hedef, hastanın günlük yaşam konforunu artırmak ve cinsel sağlığını desteklemektir" ifadelerini kullandı.

"HER KADIN KENDİNE ÖZGÜDÜR" VURGUSU
Genital estetik uygulamalarında standart bir yaklaşımın olmadığını belirten Op. Dr. Özkan, her hastanın mutlaka ayrıntılı şekilde değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Op. Dr. Özkan, "Her kadının genital yapısı kendine özgüdür ve her farklılık bir hastalık ya da cerrahi ihtiyaç anlamına gelmez. Fonksiyonel bir problem olmadan yalnızca estetik kaygılarla yapılan işlemler bazı durumlarda istenmeyen sonuçlara ve cinsel işlev bozukluklarına yol açabilir. Bu nedenle ameliyat öncesi doğru bilgilendirme büyük önem taşır. Hastanın beklentileri, şikâyetleri ve anatomik yapısı birlikte değerlendirilerek kişiye özel bir planlama yapılmalıdır. Uygun teknik ve deneyimli bir ekip ile yapılan işlemler, hem güvenli hem de başarılı sonuçlar açısından belirleyicidir" dedi.

"CERRAHİ YÖNTEMLERLE KONFOR VE ÖZGÜVEN ARTABİLİYOR"
Genital estetikte en sık uygulanan cerrahi işlemlerden birinin labioplasti olduğunu ifade eden Op. Dr. Özkan, şu bilgileri paylaştı:
"Labioplasti, iç dudaklardaki doku fazlalığı, asimetri ve şekil bozukluklarının düzeltilmesini sağlar. Bu durum özellikle dar kıyafet giyerken rahatsızlık yaşayan, hijyen sorunları olan ya da cinsel ilişki sırasında problem yaşayan kadınlarda önemli bir konfor artışı sağlayabilir. Artan konforla birlikte özgüven de yükselir ve bu durum günlük yaşam kalitesine olumlu yansır."
Vajinoplasti ve perinoplasti işlemlerine de değinen Op. Dr. Özkan, "Bu işlemler özellikle doğum sonrası gelişen vajinal genişleme ve perine bölgesindeki deformasyonların düzeltilmesinde tercih edilir. Normal doğuma bağlı oluşan doku hasarları ve dikiş izleri bu yöntemlerle giderilebilir" dedi.

"CERRAHİ DIŞI UYGULAMALARA YÖNELİM ARTIYOR"
Son yıllarda cerrahi dışı yöntemlerin de giderek daha fazla tercih edildiğini belirten Op. Dr. Özkan, bu uygulamaların hızlı ve konforlu olması nedeniyle öne çıktığını söyledi. Özkan, "Genital dolgu, PRP, ip askı ve lazer uygulamaları gibi yöntemler ağrısız ve kısa sürede uygulanabilmeleri sayesinde hastalar tarafından sıkça tercih ediliyor. Bu işlemler sonrasında hastalar günlük yaşamlarına ara vermeden devam edebiliyor" diye konuştu.

Bu yöntemlerin farklı şikâyetlere yönelik çözümler sunduğunu belirten Op. Dr. Özkan, "Yaşlanma ya da kilo kaybına bağlı olarak dış dudaklarda oluşan sarkma ve hacim kaybı dolgu uygulamaları ile düzeltilebilir. Vajinal kuruluk, ilişki sırasında ağrı ve haz azalması gibi durumlarda lazer uygulamaları ve PRP etkili seçenekler arasında yer alır" dedi.
Ayrıca idrar kaçırma, tekrarlayan vajinal enfeksiyonlar ve vajinal bolluk gibi şikâyetlerde de lazer uygulamalarının tercih edilebildiğini ifade eden Özkan, "Bikini bölgesinde kararma ve renk değişiklikleri yaşayan hastalarda ise vulvar lazer ya da genital peeling uygulamaları yapılabilir" diye konuştu.

"UZMAN DEĞERLENDİRMESİ ŞART"
Genital estetik uygulamalarında en önemli noktanın doğru hasta seçimi ve kişiye özel yaklaşım olduğunu bir kez daha vurgulayan Op. Dr. Özkan, sözlerini şöyle tamamladı:
"Her yöntem her hasta için uygun olmayabilir. Bu nedenle detaylı bir muayene ve doğru planlama ile ilerlemek gerekir. Uygun hastalarda yapılan doğru uygulamalar, hem fiziksel hem de psikolojik açıdan yaşam kalitesini belirgin şekilde artırabilir."
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Op. Dr. Berfin Ökmen Özkan: Kadın sağlığında konfor ön planda - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 07 May 2026 12:59:13 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/op-dr-berfin-okmen-ozkan-kadin-sagliginda-konfor-on-planda-160351-20260507.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/op-dr-berfin-okmen-ozkan-kadin-sagliginda-konfor-on-planda-160351-20260507.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/op-dr-berfin-okmen-ozkan-kadin-sagliginda-konfor-on-planda-160351-20260507.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Dünyanın 1 milyon ebe ihtiyacı var]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-dunyanin-1-milyon-ebe-ihtiyaci-var-73162.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-dunyanin-1-milyon-ebe-ihtiyaci-var-73162.html</link>
                    <description><![CDATA[Her iki dakikada bir kadın gebelik veya doğumla ilgili komplikasyonlar nedeniyle hayatını kaybediyor. Her 17 saniyede bir bebek doğumdan önce kaybediliyor ve her yıl 2,3 milyon yeni doğan ilk 28 gün içinde hayatını kaybediyor. Bu ölümlerin birçoğu önlenebilir.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Dünyanın dört bir yanında cinsel ve üreme hakları geri alınıyor. Kadınlar hem ihtiyaç duydukları bakımdan hem de bedenleri ve gelecekleri hakkında bilinçli kararlar alma gücünden mahrum bırakılıyor. Ebeler, kadınların ve cinsiyet çeşitliliğine sahip bireylerin sağlık ve ihtiyaçlarını destekleyebilen, eğitimli ve düzenlemelere tabi profesyonellerdir. Ebeler temel cinsel, üreme, anne, yenidoğan ve ergen sağlığı hizmetlerinin %90'ını sağlayabilirler.

Ancak şu anda kanıtlar gösteriyor ki, dünyanın bir milyon daha fazla ebeye ihtiyacı var.
Daha fazla ebe gebelik ve doğum sırasında nitelikli bakım sağlayarak anne ölümlerini azaltabilir.&nbsp;
Daha fazla ebe kritik ilk günlerde zamanında bakım ve gerekli destek sağlayarak yeni doğan ölümlerini önlemeye yardımcı olabilir.&nbsp;
Daha fazla ebe sağlığı koruyan, zararı önleyen ve gereksiz tıbbi müdahaleleri azaltan bütüncül, kişiselleştirilmiş, hak temelli bakım sağlayabilir.
Daha fazla ebe güvene ve kişiselleştirilmiş bakıma dayalı saygılı ve onurlu muameleyi teşvik ederek doğum sırasında kötü muameleyi ve ihmali önleyebilir.
Daha fazla ebe doğum kontrolüne, güvenli kürtaj bakımına ve bilinçli seçimlere erişimi sağlayarak cinsel ve üreme haklarını koruyabilir ve geliştirebilir.

Rakamlarla ifade etmek gerekirse, bir milyon daha fazla ebe anne ölümlerinin %67'sini, yeni doğan ölümlerinin %64'ünü ve ölü doğumların %65'ini önleyebilir, bu da 2035 yılına kadar 4,3 milyon hayat kurtarabilir.

“EBELER SAĞLIK SİSTEMİNİN TEMELİDİR: GÖRÜNMEYEN EMEK, ARTAN YÜK, DERİNLEŞEN SORUNLAR”

Her yıl 5 Mayıs, dünya genelinde ebelerin sağlık sistemindeki yaşamsal rolünü görünür kılmak amacıyla Dünya Ebeler Günü olarak anılmaktadır. Ancak Türkiye’de ebeler açısından bugün, kutlamadan çok artan sorunların, derinleşen eşitsizliklerin ve görmezden gelinen emeğin bir kez daha ifade edildiği bir mücadele gününe dönüşmüştür.

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) olarak, doğum öncesinden doğum sonrasına, kadın sağlığından toplum sağlığına kadar kritik bir alanda hizmet üreten ebelerin karşı karşıya olduğu yapısal sorunlara dikkat çekiyoruz. Ebeler gebelik takibi, doğum süreci, lohusalık dönemi ve üreme sağlığı hizmetlerinde temel rol üstlenmelerine rağmen, sağlık politikalarının piyasacı dönüşümü sonucunda mesleki yetkinlikleri daraltılmış, rol ve sorumlulukları belirsizleştirilmiş ve meslekleri sistematik biçimde değersizleştirilmiştir. Birinci basamak sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi yerine hastane merkezli, performans odaklı bir sistemin yaygınlaştırılması, ebeleri kendi meslek alanlarından uzaklaştırarak yardımcı sağlık personeli konumuna indirgemektedir.

Türkiye’de ebe sayısı, nüfus ve doğum oranları dikkate alındığında yetersizdir. Birçok sağlık kuruluşunda bir ebe, olması gerekenin çok üzerinde sayıda gebe ve lohusadan sorumlu tutulmakta 24 saat esasına dayalı yoğun çalışma temposu içerisinde tükenmişlik yaşamaktadır. Bu durum yalnızca sağlık emekçilerinin değil, hizmet alan kadınların ve yenidoğanların sağlığını da doğrudan riske atmaktadır. Sağlık hizmeti nitelik gerektiren bir kamusal hizmettir ve bu hizmetin ağır iş yükü altında sürdürülmesi kabul edilemez.
Sağlıkta dönüşüm politikaları ile birlikte yaygınlaştırılan sözleşmeli ve esnek çalışma biçimleri, ebelerin iş güvencesini ortadan kaldırmakta ve idari baskıyı artırmaktadır. Güvencesiz çalışma, mesleki bağımsızlığı zedelediği gibi etik ilkelere uygun hizmet üretimini de zorlaştırmaktadır. Sağlık hizmetinin sürekliliği ve niteliği açısından güvenceli, kadrolu istihdam temel ilke olmalıdır.

Performansa dayalı ödeme sistemi ise sağlık hizmetini nitelikten kopararak sayısal hedeflere indirgemektedir. Ebeler, koruyucu sağlık hizmetleri ve birebir bakım yerine “puan” üretmeye zorlanmakta; bu durum gebelik izlemlerinin, doğum öncesi eğitimlerin ve lohusalık takiplerinin niteliğini düşürmektedir. Sağlık hizmeti bir rekabet alanı değil, toplumsal bir hak alanıdır.
Sağlıkta artan şiddet, ebeler açısından da ciddi ve yakıcı bir sorundur. Özellikle doğumhanelerde yaşanan yoğunluk, hasta ve hasta yakınlarının baskısı ve yetersiz güvenlik önlemleri, çalışma ortamlarını güvensiz hale getirmektedir. Şiddetin önlenmesine yönelik etkili ve caydırıcı mekanizmaların hayata geçirilmemesi, sağlık emekçilerini korumasız bırakmaktadır.

Öte yandan ebeler, kendi mesleki alanlarında karar verici olmaktan uzaklaştırılmakta, pasif bir konuma itilmektedir. Mesleki yetkilerin daraltılması, ebeliğin bilimsel ve profesyonel niteliğini zayıflatmakta; mesleğin toplumsal saygınlığını aşındırmaktadır
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası olarak bir kez daha altını çiziyoruz: Ebelerin yaşadığı sorunlar bireysel değil, sağlık sisteminin yapısal sorunlarının bir sonucudur. Bu sorunların çözümü ancak kamucu, eşitlikçi ve toplum sağlığını esas alan bir sağlık politikasıyla mümkündür.

Bu çerçevede taleplerimiz açıktır: Türkiye’de ebe başına düşen iş yükünün azaltılması için bilimsel ve bölgesel ihtiyaç analizlerine dayalı planlama yapılmalı, yeterli sayıda ebe istihdamı sağlanmalıdır. Tüm ebeler güvenceli ve kadrolu çalışma kapsamına alınmalı; sözleşmeli ve esnek istihdam biçimleri ortadan kaldırılmalıdır. Performansa dayalı ödeme sistemi kaldırılarak, nitelikli ve koruyucu sağlık hizmetlerini önceleyen, emekliliğe yansıyan güvenceli bir ücret sistemi hayata geçirilmelidir.

Sağlıkta şiddete karşı etkin ve caydırıcı yasal düzenlemeler uygulanmalı; sağlık kurumlarında güvenli çalışma ortamları sağlanmalı ve şiddete karşı sıfır tolerans politikası benimsenmelidir. Ebelerin mesleki yetki ve sorumlulukları uluslararası standartlara uygun biçimde genişletilmeli; sağlık politikalarının belirlenmesi ve uygulanması süreçlerinde ebelerin aktif katılımı sağlanmalıdır. Birinci basamak sağlık hizmetleri güçlendirilerek ebe merkezli bakım modeli yaygınlaştırılmalı; koruyucu sağlık hizmetleri sağlık sisteminin temel bileşeni haline getirilmelidir.
Ebelerin emeği görünür kılınmadan kadın sağlığı ve toplum sağlığı korunamaz. Nitelikli, erişilebilir anadilinde ve eşit bir sağlık sistemi için ebelerin haklarının teslim edilmesi zorunludur.

5 Mayıs Dünya Ebeler Günü vesilesiyle tüm ebelerin gününü kutluyor daha demokratik iş yaşamı ve haklarımızı alıncaya kadar birlikte mücadeleye devam edeceğimizi bir kez daha ifade ediyoruz.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Dünyanın 1 milyon ebe ihtiyacı var - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 05 May 2026 10:14:13 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/dunyanin-1-milyon-ebe-ihtiyaci-var-131810-20260505.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/dunyanin-1-milyon-ebe-ihtiyaci-var-131810-20260505.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/dunyanin-1-milyon-ebe-ihtiyaci-var-131810-20260505.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Çocuklarda besin alerjisine karşı ailelere önemli tavsiyeler ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-cocuklarda-besin-alerjisine-karsi-ailelere-onemli-tavsiyeler-73155.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-cocuklarda-besin-alerjisine-karsi-ailelere-onemli-tavsiyeler-73155.html</link>
                    <description><![CDATA[Çocuklarda besin alerjilerine ilişkin konuşan uzmanlar, "90'lı yıllardan sonra astım çocukluk çağının ilk alerjik pandemisiydi. Şimdi besin alerjileri 2'nci pandemi diye söyleniyor. Besin ilişkili anafilaksileri çok sık görmeye başladık. Sadece ülkemiz için değil tüm dünyada bu şekilde artık besin alerjileri çok daha ağır, daha komplike tablolarla gelmekte. Alerjik şok eğer tanınmazsa geç tedavi edilirse, adrenalin hemen uygulanmazsa o zaman ölümcül" diyerek uyardı.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Dünyada ve Türkiye'de arttığı belirtilen şehirleşme ve sanayileşme, hava kirliliğiyle birlikte işlenmiş gıdaların sıklıkla tüketimi, yoğun ilaç kullanımı gibi durumların bağışıklık sistemini etkilediğine dikkat çeken uzmanlar, alerjilere karşı uyardı. Türk Pediatri Kurumu Yönetim Kurulu Üyeleri, İstanbul Üniversitesi- Cerrahpaşa Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nden Çocuk Alerji ve İmmünoloji Uzmanı Doç. Dr. Esra Yücel ile Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden Çocuk Alerji ve İmmünoloji Uzmanı Prof. Dr. Metin Aydoğan, alerjilerin nedenleri ve dikkat edilmesi gerekenleri sıralarken ailelere önemli tavsiyelerde bulundu.

"ANNELERİMİZ NE KADAR SAĞLIKLIYSA ÇOCUKLARIMIZ DA O KADAR SAĞLIKLI DOĞUYOR"
"Annelerimiz ne kadar sağlıklıysa çocuklarımız da o kadar sağlıklı doğuyorlar" diyerek sözlerine başlayan Prof. Dr. Metin Aydoğan, "Annenin florası, bağırsak mikropları direkt çocuğa geçiyor, bağışıklık sistemi şekilleniyor. Ona göre de alerjik bir çocuk mu, sağlıklı bir çocuk mu oluyor. Çocuklarımızı ve annelerimizi nasıl sağlıklı tutacağız, her şeyden önce abur cuburdan, bütün paketli yiyecek içeceklerden uzak durmaları lazım. 2'ncisi gereksiz antibiyotik kullanmayacağız. Her bir gereksiz antibiyotik anne ve çocuğumuzun floralarını darmadağın ediyor. Ev içi ve ev dışı kirlilikleri önlememiz, sigaradan kesinlikle uzak durmamız lazım. Kargodan gelen paketlerin kesinlikle evde açılmaması lazım. Bulaşık makinelerinin içine parlatıcı, çamaşır makinelerinin içine de yumuşatıcı koymamamız gerekiyor. Bu şekilde çocuğumuzun alerjik olma oranını en aza indirme imkanı bulabileceğiz" şeklinde konuştu.

"KATKI MADDLERİNİN BİRÇOK ALERJİK HASTALIĞA ZEMİN HAZIRLADIĞINI SÖYLEYEBİLİRİM"
Sözlerini sürdüren Prof. Dr. Aydoğan, "Türkiye'deki besin alerjisi sıklıklarıyla ilgili çok çalışma var, sonuçlarında en çok inek sütü alerjisi var. 2'nci yumurta, 3'üncü ağaç yemişleri. ABD'de çocuklar da en çok fıstık alerjisi varken bizde ise süt alerjisi daha fazla. Cips, kolalı içecekler, hazır meyve suları, salam, sosis, sucuk, ketçap, mayonez gibi yiyeceklerin çocuklar tarafından tüketilmemesi gerekiyor. Paketli yiyeceklerin içerisindeki katkı maddelerinin çocukların bağırsak epitel bariyerlerini bozarak birçok alerjik hastalıklara zemin hazırladığını söyleyebilirim. Hem hamile annelerimizin hem çocuklarımızın kesinlikle uzak durması lazım. Bu konunun anne babaların birinci öncelikleri olması lazım. Doğal beslenmeleri lazım, sağlıklı büyümeyi gösteren en çok Akdeniz tipi beslenme" dedi.

"BAZI VİRÜSLER İLK 10 AYDA, BAZILARI 2 YAŞTA GEÇİRİLDİĞİNDE ASTIM SIKLIĞINI ARTIRIYOR"
Astımla ilgili konuşan Aydoğan, "Türkiye'de genel olarak yüzde 6 ile 10 arasında bir sıklık var, Orta Anadolu Bölgesi'nde daha düşük, nem oranı daha yüksek olan Marmara'da daha yüksek bir oran söz konusu. Sigaranın bir çocuk, anne için zehirden bir farkı olmadığını bilmemiz lazım. İlk 1-2 yaşlarında karşılaşılan enfeksiyonlar da alerjik hastalıkların sıklığını artırabiliyor. Bazı virüsler ilk 1 yılda, bazıları ilk 10 ayda, bazıları da ilk 2 yaşta geçirildiğinde astım sıklığını artırıyor. 2 yaştan önce kreşe giden çocukların riskinin her virüs için değil, astım riskini artırdığı kanıta dayalı olarak gösterilmiş.

Annelerimizin iş hayatıyla ilgili bir dinamikleri var, çok kolay değil ama olabildiği kadar o dönemlerde kalabalık, çocukların enfeksiyon geçireceği ortamlarda olmamalarını sağlamalarında fayda var. Annenin bağırsak florasının çocuğu birebir etkilediği gösterilmiş, o nedenle anne ne kadar sağlıklı beslenirse ne kadar antibiyotikten uzak kalırsa, sağlıklı olursa çocuğun dünyaya attığı ilk adımı daha sağlıklı hale getirebilir" şeklinde konuştu.

"BESİN İLİŞKİLİ ANAFİLAKSİLERİ ÇOK SIK GÖRMEYE BAŞLADIK"
Geçmişten bu güne alerjik hastalıklarla ilgili konuşan Doç. Dr. Esra Yücel, "90'lı yıllardan sonra astım çocukluk çağının ilk alerjik hastalık pandemisiydi. Şimdi besin alerjileri için 2'nci pandemi diye söyleniyor. Besin ilişkili anafilaksileri biz de artık çok sık görmeye başladık. Sadece ülkemiz için değil tüm dünyada bu şekilde artık besin alerjileri çok daha ağır, daha çoklu besin alerjisi gibi daha komplike tablolarla karşımıza gelmekte. Ülkemizden bununla ilgili yapılan bir çalışmada da özellikle besin alerjili çocukların yüzde 16'sının ilk reaksiyonu anafilaksi şeklinde olmuş. İngiltere'den yapılan çalışmalar da benzer gözlemi gösteriyor. Bu çocuklarda acil başvuruları özellikle ilk reaksiyon olarak anafilaksi olabilmekte. Besin ilişkili anafilaksi yaşayan hastalarda mutlaka kaçınma önlemlerini aileyle konuşuyoruz. Etiket okuma, besin güvenliğini sağlayabilmek önemli" şeklinde konuştu.

"ADRENALİN OTO ENJEKTÖRLERİ YANLARINDA OLMALI"
‘Bazı ortamlarda hastaların kazayla alerjisi bulunan besinle karşılaşmaları da tabi ki mümkün' diyen ve bu durumda yapılması gerekenler hakkında bilgi veren Doç. Dr. Yücel, "Böyle durumlarda acil müdahalenin yapılmasına kadar olan o kritik süreyi geçirmemek adına uygulamaları gereken adrenalin oto enjektörleri hastaların yanında olmasını öneriyoruz. Hastaya ne yapması gerektiğini öğretiyoruz. Uygun yerden uygun şekilde uygulamasını istiyoruz, sonrasında ilgili sağlık kuruluşuna müracaatını özellikle 112'yi arayarak bunu sağlamalarını öğretiyoruz. 

Koruyucu önlemlerle ilgili anne beslenmesi çok önemli. Bebeğin ilk 6 ay mutlaka anne sütüyle beslenmesi, alerjik hastaların azaltılmasında güzel bir önlem olabilir. Bebeğin sezaryenle doğuma göre vajinal yolla doğması alerjik hastalıkların azalmasına neden olabilir. Çocuğun temiz havada, doğal besinlerle beslenmesi, aşırı işlenmiş besinleri çok fazla tüketmemesi, bağırsak mikrobiyomunun sağlıklı olması alerjik hastalıkların gelişmemesi adına faydaları olacaktır" dedi.

"ALERJİK ŞOK TANINMAZ, ADRENALİN HEMEN UYGULANMAZSA ÖLÜMCÜL"
Alerjisi bulunan bireylerin tatil noktaları vb. alanlarda yiyeceklerle temasına ilişkin konuşan Doç. Dr. Yücel, "Açık büfelerle ilgili en büyük risk, besinlerin birbirine çok temas etmesi. Hazırlayan kişilerin bu konudaki özeni hakkında ailelerin bilgi sahibi olmamaları, restoran ve çalışanların besin alerjisi konusundaki bilgilerinin, farkındalıkların ne durumda olduğunu bilemememiz. Ailelerin içeriğinden emin olmadıkları besini çocuklarına tükettirmemeleri en güvenli olmalarını sağlayacak yollardan bir tanesi. Alerjik şok eğer tanınmazsa, geç tedavi edilirse, adrenalin hemen uygulanmazsa o zaman ölümcül ya da ölüme yakın, çok ağır bir tabloyla karşı karşıya bırakabilir. Yumurta alerjili bir genç kızımız, doğum günü pastasında içeriğini sorgulatmasına rağmen tüketimi sonrası çok ağır bir alerjik şok nedeniyle kaybedilmişti. Örneğin, nar tükettikten sonra yoğun bir egzersiz sonrası anafilaksi geçiren bir hastamız olmuştu. Böyle nadir durumlarda olabiliyor. Alerjide sıklık özellikle inek sütü ve yumurta ülkemiz için kuru yemişler ceviz ve fındık, Antep fıstığı, kaju, susam, bakliyatlar ve deniz ürünleri" ifadelerini kullandı.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Çocuklarda besin alerjisine karşı ailelere önemli tavsiyeler  - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 05 May 2026 09:28:39 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/cocuklarda-besin-alerjisine-karsi-ailelere-onemli-tavsiyeler-123300-20260505.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/cocuklarda-besin-alerjisine-karsi-ailelere-onemli-tavsiyeler-123300-20260505.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/cocuklarda-besin-alerjisine-karsi-ailelere-onemli-tavsiyeler-123300-20260505.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Bebeklerde uyku problemini çözecek 6 öneri ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-bebeklerde-uyku-problemini-cozecek-6-oneri-73154.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-bebeklerde-uyku-problemini-cozecek-6-oneri-73154.html</link>
                    <description><![CDATA[Bebeklerde uyku problemi, özellikle ilk kez anne-baba olan aileler için zorlu bir sürece dönüşürken Uzm. Dr. Mehmet Güneş, sorunun çoğu zaman birden fazla nedene bağlı geliştiğine dikkat çekti.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Uyku, bebek için sadece dinlenme değil; büyüme, beyin gelişimi ve geleceğin temel taşlarını döşeyen kritik bir süreç olduğunu belirten Memorial Sağlık Grubu Medstar Topçular Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü'nden Uzm. Dr. Mehmet Güneş, "Bebek uykusu ‘uyusun da büyüsün' sözünün bilimsel karşılığıdır. Bebek ne kadar düzenli ve kaliteli uyursa, fiziksel olarak o kadar sağlıklı büyür, zihinsel olarak o kadar hızlı öğrenir ve duygusal olarak o kadar dengeli olur. Ne yazık ki uyku sorunu yaşayan bebeklerde bu süreç sekteye uğrar. Hem bebek hem de aile için yorucu bir döngü başlar. Bu nedenle uyku sorunlarını normal kabul etmek yerine, nedenlerini anlamak ve erken dönemde doğru yaklaşımlarla müdahale etmek büyük önem taşır. Ayrıca anne-baba ne kadar rahatsa bebek de o derecede huzurlu olur ve uyku problemi daha az yaşanır" dedi.

Uzm. Dr. Mehmet Güneş, bebeklerin gece ve gündüz uyku ihtiyaçları hakkında şu bilgiyi verdi:
"Yenidoğan: Gündüz 8, gece 8-9, toplamda 16 saat, 1 aylık: Gündüz 7 saat, gece 8-9 saat, toplamda 15 saat, 3 aylık: Gündüz 4-5 saat, gece 9-10 saat, toplamda 15 saat, 6 aylık: Gündüz 4 saat, gece 10 saat, toplamda 14 saat, 1,5 yaş: Gündüz 2,5 saat, gece 11 saat, toplamda 13,5 saat, 2 yaş: Gündüz 2 saat, gece 11 saat, toplamda 13 saat."

BEBEKLERDE UYKU PROBLEMİ BİRÇOK NEDENE BAĞLI OLABİLİR&nbsp;
Bebeklerin uyku probleminin birçok nedene bağlı olabileceğini de ifade eden Uzm. Dr. Mehmet Güneş, "Açlık, ortamın aşırı sıcak veya soğuk olması, gaz sancısı, burun tıkanıklığı, reflÜ, diş çıkarma, ayrılık kaygısı veya uyku gerilemesi (4./8-10. aylar), annenin duygusal durumu bebeklerde uyku problemlerinin başlıca nedenlerindendir. Bazı düzenlemeler ve uygulamalar ile bebeklerde uyku kalitesi artırılabilir" şeklinde konuştu.

Bebeklerde uyku problemi için çözüm önerilerinde bulunan Uzm. Dr. Mehmet Güneş, "Tutarlı Uyku Rutini: Her gün aynı saatte banyo veya ninni gibi sakinleştirici rutinler oluşturun. Uygun Uyku Ortamı: Oda karanlık, sessiz ve 18-22 derece arasında olmalıdır. Beslenme Rutini: Uyku öncesi son beslenmeyi sakin bir ortamda yapın. Ek gıdaya geçen bebeklerde uykudan 1 saat önce ek gıda verilmemelidir. Kendi Kendine Uyuma: Bebeği tamamen uyumadan, uykulu ama uyanık halde yatağına koyarak kendi kendine dalma becerisini destekleyin. Her uyandığında kucağa almayın. Gündüz Uykusu: Gündüzleri çok uzun veya kısa uyuması geceyi etkiler. Gündüz uykularının kaliteli olmasına dikkat edin. Ayrılık Kaygısı (6-9 Ay): Bu dönemde uykuya geçişte sakinleştirici nesneler kullanabilir ve ona güvende olduğunu hissettirebilirsiniz" ifadelerini kullandı.

UZMANA BAŞVURMAK İÇİN GEÇ KALMAYIN
Uzm. Dr. Mehmet Güneş son olarak, "Bebeklerde uyku sorunlarının çoğu zamanla ve doğru yaklaşımlarla düzelir. Ancak sorun uzun süre devam ediyorsa, sık uyanmalarla birlikte kilo alamama, aşırı huzursuzluk veya solunum sorunları gibi ek belirtiler varsa mutlaka çocuk doktoruna danışmak önemlidir" dedi.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Bebeklerde uyku problemini çözecek 6 öneri  - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 05 May 2026 09:24:17 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/bebeklerde-uyku-problemini-cozecek-6-oneri-122755-20260505.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/bebeklerde-uyku-problemini-cozecek-6-oneri-122755-20260505.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/bebeklerde-uyku-problemini-cozecek-6-oneri-122755-20260505.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Evlat acısı yaşayan anneye ikinci şans]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-evlat-acisi-yasayan-anneye-ikinci-sans-73015.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-evlat-acisi-yasayan-anneye-ikinci-sans-73015.html</link>
                    <description><![CDATA[Antalya'da yaklaşık 1 yıldır karaciğer nakli için bekleyen 10 yaşındaki Süleyman Taşkesen, 9 yaşındaki bir çocuğun vefatının ardından ailesinin organlarını bağışlamasıyla sağlığına kavuştu. 7 yıl önce aynı hastalık nedeniyle 15 yaşındaki kızını kaybeden Arzu Taşkesen, oğlunun nakil olmasının ardından donör aileye yazdığı mektupta, "Size o kadar minnettarım ki bana yaşattığınız mutluluğun tarifi yok. Ama artık yüreğimde bir sızı daha var" sözleriyle hem minnetini hem de yaşadığı üzüntüyü dile getirdi. Nakli gerçekleştiren Prof. Dr. İbrahim Aliosmanoğlu ise kadavra bağışının önemine dikkat çekerek, "Bazen aileler ya da hasta yakınları canlı uygun donör bulamıyor. Burada kadavra bağışı hayat kurtarıcı oluyor" dedi.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Gaziantep'te yaşayan ve 1 yaşındayken karaciğer yetmezliği tanısı konulan 10 yaşındaki Süleyman Taşkesen'in ailesi, yaklaşık 1 yıl önce Medical Park Antalya Hastane Kompleksi Organ Nakli Merkezi'ne başvurdu. Prof. Dr. İbrahim Aliosmanoğlu tarafından değerlendirilen Süleyman, uygun canlı donör bulunamaması nedeniyle kadavra bağışıyla gerçekleşecek nakil için bekleme listesine alındı. Yaklaşık 1 yıldır nakil bekleyen Süleyman için beklenen haber, 2 hafta önce geldi. 9 yaşındaki bir çocuğun vefatının ardından ailesinin organlarını bağışlaması üzerine Taşkesen ailesine uygun karaciğer bulunduğu bildirildi. Gaziantep'te yaşayan aile, haberi aldıkları akşam yola çıkarak Antalya'ya geldi. Süleyman Taşkesen, Antalya'ya ulaştığı sabah Prof. Dr. İbrahim Aliosmanoğlu ve ekibi tarafından ameliyata alındı. Başarılı geçen naklin ardından küçük çocuk, yıllardır mücadele ettiği hastalığın sıkıntılarından kurtulup sağlığına kavuştu.

"AYNI AİLE DAHA ÖNCE KIZLARI İÇİN DE BAŞVURMUŞTU, MAALESEF KAYBETTİK"
Nakil süreciyle ilgili bilgi veren Medical Park Antalya Hastane Kompleksi Organ Nakli Merkezi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Aliosmanoğlu, Süleyman'a 2 hafta önce kadavradan karaciğer nakli gerçekleştirdiklerini belirterek, ailenin yaklaşık 1 yıl önce merkeze başvurduğunu söyledi. Süleyman için uygun canlı donör bulunamadığını anlatan Aliosmanoğlu, "Biz Süleyman'a 2 hafta önce kadavradan karaciğer nakli gerçekleştirdik. Yaklaşık 1 yıl önce başvuruda bulundular. Uygun canlı donör olmadığı için kadavra listesine almıştık. Uygun canlı donör olmadığını bilerek vurguluyorum. Ülkemizde maalesef kadavra bağışı az, yeterli değil" dedi.

Aynı ailenin yıllar önce kızları için de karaciğer nakli başvurusunda bulunduğunu aktaran Prof. Dr. Aliosmanoğlu, "Birkaç yıl önce yine Süleyman'ın ablası için bize kadavra listesinden karaciğer nakli için başvurmuştu aynı aile. Maalesef o kızımıza kadavra çıkmadığı için onu kaybettik. Ona nakil gerçekleştiremedik ama Süleyman'da Allah'tan böyle bir şansımız oldu" diye konuştu.

"VEFAT EDEN BİR ÇOCUĞUMUZUN KARACİĞERİNİ SÜLEYMAN'A NAKLETTİK"
Vefat eden bir çocuğun ailesinin organ bağışı kararıyla Süleyman'ın nakil şansı bulduğunu ifade eden Aliosmanoğlu, ameliyat sonrası sürecin iyi ilerlediğini söyledi. Aliosmanoğlu, "Vefat eden bir çocuğumuzun karaciğerini ailesi bağışlamıştı. Biz de iki hafta önce Süleyman'a nakil ameliyatını gerçekleştirdik ve her şey gayet iyi gidiyor. 4-5 gün önce de Süleyman'ı taburcu ettik" ifadelerini kullandı.

"KADAVRA BAĞIŞI HAYAT KURTARICI OLUYOR"
Organ bağışının özellikle canlı donör bulunamayan hastalar için hayati önem taşıdığını belirten Aliosmanoğlu, kadavra bağışı konusunda toplumsal duyarlılığın artması gerektiğini kaydetti. Prof. Dr. Aliosmanoğlu, "Bazen aileler ya da hasta yakınları canlı uygun donör bulamıyor ve burada kadavra bağışı hayat kurtarıcı oluyor. Hatta keşke yeterli kadavra bağışı olsa da canlı nakilleri hiç yapmasak diye uğraşıyoruz ama maalesef o hassasiyete ya da o duruma ulaşamadık ülkemizde. Mümkün olduğu kadar bağışı artırmamız gerekiyor, ki çocuklarımız, gençlerimiz normal hayatlarına dönsünler, hayatlarını yaşasınlar. Buradan tüm ülkemize sesleniyoruz, herkesi organ bağışında bulunmaya davet ediyoruz" diye konuştu.

Türkiye'de yıllık yaklaşık bin 500 ile 2 bin civarında karaciğer nakli gerçekleştiğini aktaran Aliosmanoğlu, buna yakın sayıda hastanın da karaciğer nakli beklediğini belirtti. Aliosmanoğlu, "Bildiğim kadarıyla yaklaşık 30 bin civarında da böbrek nakli için bekleyen hastamız var. Bunların büyük çoğunluğu diyalizle devam ediyor ve buna bağlı komplikasyonlarla uğraşıyor. Yeterli bağış olduğunda aslında bu listeler erir. Hem karaciğer nakli hem böbrek nakli için umarım kadavra organ bağışında bu sayıları artırırız" ifadelerini kullandı.

"BEYİN ÖLÜMÜ BİTKİSEL HAYATLA KARIŞTIRILMAMALI"
Kadavra bağışının beyin ölümü gerçekleşen hastalardan yapılabildiğini anlatan Aliosmanoğlu, beyin ölümünün geri dönüşü olmayan bir durum olduğunu vurguladı. Hasta yakınlarının zaman zaman beyin ölümünü bitkisel hayatla karıştırabildiğini belirten Aliosmanoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:

"Kadavra bağış beyin ölümü olan hastalardan oluyor. Beyin ölümü olan bir insanın geri dönme ihtimali yok. Bu durum ayrıntılı testlerle tespit ediliyor. Hasta yakınlarımız bunu bazen bitkisel hayatla karıştırıyor. ‘Yeniden bir umut belki hastamız geri döner ya da canlanır' gibi düşünebiliyorlar ama beyin ölümü tanısı konulduğunda böyle bir ihtimal kesinlikle yok. Bağış olmadığında beyin ölümü olan kişi zaten vefat etmiş oluyor. Ama ailesi organ bağışladığında, o kişinin organları en az 4-5 kişiye yeniden hayat oluyor."

KIZINI AYNI HASTALIKTAN KAYBETTİ, OĞLUNA UMUT OLDU
Anne Arzu Taşkesen, oğlunun nakil sürecini anlatırken 7 yıl önce aynı hastalık nedeniyle kızlarını kaybettiklerini dile getirdi. Kızına geç kalındığını ve nakil yapılamadığı için onu kaybettiklerini belirten Taşkesen, "Biz Süleyman için geçtiğimiz kasım ayında nakil işlemleri için başvurduk. Daha önce kızımız için de nakil için başvurmuştuk, 15 yaşındaydı. Ona çok geç kalmıştık ve yetişemedik. Siroz oldu ve kaybettik. Süleyman'da daha bilinçli olduk, erken müdahale etmek istedik" dedi.

Kendisinin de taşıyıcı olduğunu, genetik bir rahatsızlık nedeniyle canlı donör olmasının risk taşıdığını söyleyen anne Taşkesen, "Canlı verici olmak istedim ama taşıyıcı olduğum için, genetik bir rahatsızlığım olduğu için bendeki karaciğer de biraz riskli oluyordu. Onun için doktorumuz kadavraya yazdırmak istedi. Biz de kadavra listesine yazdırdık" diye konuştu.

"BİR ÇOCUKTAN HABER GELDİ, HEMEN YOLA ÇIKTIK"
Nakil olacağı haberini Gaziantep'te aldıklarını anlatan anne Taşkesen, o an hem sevinci hem de başka bir ailenin acısını aynı anda yaşadıklarını söyledi. Taşkesen, "Bir çocuktan vefat haberi geldi, o çocuğa da çok üzüldük. Gaziantep'teydik, hemen akşam yola çıktık. Sabahında buradaydık ve Süleyman hemen ameliyata girdi. Ameliyat çok şükür çok iyi geçti. Hiç beklemediğimiz bir anda oldu. O çocuğun ailesine bu bağışı yaptıkları için çok teşekkür ediyoruz" dedi.

"ÇOCUKLARINI İKİ DAKİKA KAYBETSELER BENİ ANLARLAR"
Organ bağışının sadece bir hastayı değil, bütün aileyi etkileyen bir karar olduğunu vurgulayan Taşkesen, "İnsan başına gelmeyince anlamıyor. Benim yaşadığımı yaşamaları lazım birinin beni anlaması için. İnsanın çocuğu en değerli şeyi. İki dakika kaybetseler beni anlarlar. Organ bağışı yapmak insanların tek bir kişiyi değil; anneyi, babayı, kardeşi, akrabayı, herkesi ilgilendiriyor. O sadece bir kişi değil; bir aile, bir akraba, bir topluluk. O bizim bir dünyamız. Ameliyat olduğu için çok mutluyuz" ifadelerini kullandı.

"SÜREKLİ ‘RAHAT UYUMAK İSTİYORUM' DİYORDU"
Süleyman'ın nakil öncesi ciddi sıkıntılar yaşadığını anlatan anne Taşkesen, oğlunun özellikle kaşıntı ve uyku düzensizliği nedeniyle çok zorlandığını dile getirdi. Sürekli endişe içinde yaşadıklarını belirten Taşkesen, şöyle konuştu:
"Ne olacak, nasıl olacak, kurtaracak mıyız diye sürekli bir endişe içindeydik. Çok şükür artık çok mutluyuz. Herkesi bilinçli olmaya davet ediyorum. Süleyman'ın nakil öncesi kaşıntıları oluyordu, uyku düzeni yoktu. Uykudan uyanıp sürekli kaşınıyordu. ‘Yeter artık, ben bundan kurtulmak istiyorum, rahat uyumak istiyorum, istediğimi yemek istiyorum' diye hep dert yanıyordu. Artık inşallah normal, sağlıklı bir insan olarak hayatına devam edecek."

DONÖR AİLEYE MEKTUP YAZDI: "BANA YAŞATTIĞINIZ MUTLULUĞUN TARİFİ YOK"
Oğluna karaciğeri bağışlanan kişinin bir çocuk olduğunu öğrenince çok üzüldüğünü belirten anne Taşkesen, donör aileye duyduğu minneti bir mektupla dile getirdi. Kendisi de evlat acısı yaşadığı için donör ailenin acısını çok iyi anladığını söyleyen Taşkesen, "Kimin organ bağışladığını öğrenmek istemiştim. Bir çocuk olduğunu öğrenince çok üzüldüm. Bir yandan ailesine çok teşekkür ediyorum. Onların acısını ben de bir çocuk kaybettiğim için anlıyorum. Böyle bir şey yapmak çok zor bir şey. Çok zor bir şeyi başarmışlar. Hele bir çocuğunun organını bağışlamak çok zor ama bilinçlenmek böyle bir şey" dedi.

Taşkesen, donör aileye yazdığı mektupta şu ifadeleri kullandı:
"Merhaba hiç tanımadığım ama acısını yüreğimde hissettiğim can aile. Bundan 7 sene önce ben de karaciğer hastalığından kızımı kaybettim. 15 yaşındaydı, 23 Nisan doğumlu. Doğum günü geldi, kızım 22 oldu. 18 yaşında oğlum, 10 yaşında oğlum ve 8 yaşında kızım var. Süleyman 1 yaşındayken onun da hasta olduğunu öğrendim. Hep onda bir şey olur korkusuyla yaşadım. 10 yaşında yeşil gözlü, hayat dolu bir çocuk Süleyman. Dün bir telefonla Gaziantep'ten çıkıp yeniden buraya yetişmeye çalıştık. 

İçimde hem korku hem sevinç vardı. Çocuğum iyileşecekti. Sürekli kaşınan, her yerini yara yapan, geceleri uyumayan Süleyman artık deliksiz uyuyacaktı ve büyüyecekti. Size o kadar minnettarım ki. Bana yaşattığınız mutluluğun tarifi yok. Ama artık yüreğimde bir sızı daha var. Süleyman'ın içindeki güzel yürek Can. Allah'ım rahmet eylesin, sizi cennetinde kavuştursun. Allah sizden bin kere razı olsun. Allah'a emanet olun. Süleyman'ın annesi."

"7 SENEDİR YÜREĞİMDE KIZIMIN ATEŞİYLE YAŞIYORUM"
Mektubunda 7 yıl önce kaybettiği kızından da bahsettiğini belirten Taşkesen, "Kızım 15 yaşındaydı. Çok çektik. O da organ nakli olsaydı belki kurtarabilirdim. 7 sene oldu, 7 senedir yüreğimde onun ateşiyle yaşıyorum. Keşke herkes bilinçlense ve hiçbir çocuk, hiçbir hasta ölmese diyorum" ifadelerini kullandı.

"10 YILDIR ÇOCUĞUMUZ ÇOK ÇEKTİ"
Baba Taşkesen de oğlunun yıllardır hastalıkla mücadele ettiğini ve naklin ardından büyük mutluluk yaşadıklarını söyledi. Kızlarını kaybetmenin acısını da taşıdıklarını belirten baba Taşkesen, "İbrahim hocaya çok teşekkür etmek istiyorum. 10 yıldır çocuğumuz çok çekti. Bizi bu hastalıktan kurtardığı için hocamıza minnettarız. Geceleri çocuğum hiç rahat değildi. Kızımızın da acısı vardı. İbrahim hocaya ve ekibine teşekkür ediyorum" dedi.


 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Evlat acısı yaşayan anneye ikinci şans - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 10:43:07 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/evlat-acisi-yasayan-anneye-ikinci-sans-135023-20260430.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/evlat-acisi-yasayan-anneye-ikinci-sans-135023-20260430.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/evlat-acisi-yasayan-anneye-ikinci-sans-135023-20260430.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Hava değişimi hastalıkları artırıyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-hava-degisimi-hastaliklari-artiriyor-73011.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-hava-degisimi-hastaliklari-artiriyor-73011.html</link>
                    <description><![CDATA[Akdeniz Üniversitesi’nden (AÜ) Dr. Öğretim Üyesi Süleyman İbze, hava değişiminin hastalıklara davetiye çıkardığını ifade ederek “Özellikle hava sıcaklığındaki ani değişimler, üst solunum yolu hastalıklarını artırıyor. Bu nedenle acil servislere başvurularda artış görüyoruz. İnsanlar ne giyeceklerine karar veremiyor" dedi.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Mevsim geçişlerinde yaşanan ani sıcaklık değişimleri ve artan polen yoğunluğu, özellikle üst solunum yolu hastalıklarında artışa neden oldu. Geçiş dönemlerinde vatandaşların sıkça üşütme, alerjik reaksiyon ve öksürük şikayetleriyle sağlık kuruluşlarına başvurduğunu belirten AÜ Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Süleyman İbze, vatandaşların öncelikle aile sağlığı merkezlerine başvurmaları ve alerjenlere karşı korunma önlemlerini artırmaları gerektiğini vurguladı.

HAVA SICAKLIĞINDAKİ ANİ DEĞİŞİMLERE DİKKAT

Hava değişiminin hastalıklara davetiye çıkardığını ifade eden Dr. Öğretim Üyesi İbze, “Mevsim geçişleri, adaptasyon sürecimizi etkileyen dönemlerdir. Şu anda da sabah güneş açıyor, sonra hava değişiyor. Sabah soğuk, öğlen daha sıcak oluyor. Bu durum hem vücudumuzun fizyolojik adaptasyonunu hem de günlük davranışlarımızı etkiliyor. Ayrıca bu dönem doğanın adeta uyandığı bir zaman. Bu süreçte polenler havada yoğun şekilde dolaşıyor. Hava bir esiyor, bir duruyor. Tüm bunlar bazı hastalıklara zemin hazırlıyor. Özellikle hava sıcaklığındaki ani değişimler, üst solunum yolu hastalıklarını artırıyor. Bu nedenle acil servislere başvurularda artış görüyoruz. İnsanlar ne giyeceklerine karar veremiyor. Bazen üşüyor, bazen terliyor ve bu da hastalanmalarına neden oluyor" diye konuştu.

'MASKE KULLANIMI FAYDALI BİR ÖNLEM'

Mevsim geçişlerinde maske takmanın önemine vurgu yapan Süleyman İbze, “En sık karşılaştığımız durumlar enfeksiyonlar oluyor. Bunun yanında polen ve diğer alerjenlerin artmasıyla birlikte alerjik reaksiyonlar da sık görülüyor. İnsanlar hem daha fazla dışarıda vakit geçiriyor hem de havadaki alerjen miktarı arttığı için daha çok etkileniyorlar. Burun akıntısı, gözlerde sulanma, hapşırık gibi belirtiler sıkça görülüyor. Bu durumlar bazen enfeksiyonla karıştırılabiliyor. Özellikle alerjiye yatkın bireylerde bu şikayetler daha sık ortaya çıkıyor. Tedavide genellikle antialerjik ilaçlar kullanılır. Bunun yanı sıra alerjenle temasın azaltılması çok önemlidir. Dışarı çıkarken maske kullanımı gibi önlemler faydalı olabilir" ifadelerini kullandı.

'ALERJEN TEMASI AZALTILMALI'

Astım gibi üst solunum yolu sıkıntısı yaşayanların sağlık kuruluşlarına mutlaka başvurması gerektiğini ifade eden Dr. İbze, şöyle konuştu:

“Daha ciddi durumlarda ise astım gibi solunum yolu hastalıkları olan kişilerde nefes darlığı gelişebilir ve bu durum acil başvuruların önemli bir kısmını oluşturur. Bu kişilerin alerjenlerden mümkün olduğunca uzak durmaları gerekir. Ayrıca bu dönemde sebepsiz öksürükler de sık görülür. Bunlar genellikle alerjik kökenlidir. Bu süreçte yapılması gereken en önemli şey, alerjen temasını azaltmaktır. Maske kullanımı ve ani sıcaklık değişimlerinden korunmak, mukozal bariyerin adaptasyonu açısından önemlidir. Şikayetler olduğunda öncelikle birinci basamak sağlık kuruluşlarına, yani aile sağlığı merkezlerine başvurulmalıdır. Acil servisler ise gerçekten acil durumlar için tercih edilmelidir."

'EV AKARLARI EN SIK GÖRÜLEN ALERJENLERDEN'

Mevsimsel alerjide bir risk grubu olmadığını belirten İbze, “Ancak daha önce alerjik reaksiyon yaşamış bireyler artık risk grubundadır ve daha dikkatli olmalıdır. Özellikle astım gibi akciğer hastalığı olan kişiler bu dönemde daha hassastır. Genetik olarak doğrudan bir geçiş olmasa da ailede benzer öykülerin olması riski artırabilir. Bu nedenle bu bireylerin daha dikkatli olması gerekir. Bu dönemde insanlar doğaya daha çok çıkıyor. Ancak yeni bitkiler, ağaçlar, böcekler veya hayvanlarla temas da alerjik reaksiyonlara yol açabilir. Bu konuda da dikkatli olunmalıdır. Ev ortamı da bu açıdan önemlidir. Ev akarları en sık görülen alerjenlerdendir. Bu nedenle ev temizliğine dikkat edilmeli, düzenli havalandırma yapılmalıdır. Bu önlemler alerjik reaksiyonların oluşmasını veya tekrarını azaltacaktır" dedi.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Hava değişimi hastalıkları artırıyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 10:33:11 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/hava-degisimi-hastaliklari-artiriyor-133453-20260430.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/hava-degisimi-hastaliklari-artiriyor-133453-20260430.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/hava-degisimi-hastaliklari-artiriyor-133453-20260430.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Kanser tedavisinde bitkisel çözüm uyarısı]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-kanser-tedavisinde-bitkisel-cozum-uyarisi-72958.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-kanser-tedavisinde-bitkisel-cozum-uyarisi-72958.html</link>
                    <description><![CDATA[Türk Tıbbi Onkoloji Derneğince Antalya'da düzenlenen 13. Türk Tıbbi Onkoloji Kongresi'nde konuşan Dernek Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Karabulut, kanser hastalarının geleneksel, bitkisel ve sosyal medyada sıkça karşılaşılan kür, krem ve benzeri ürünleri doktorlarına danışmadan kullanmamaları gerektiğini belirterek, "Biz hastalarımızın zarar görmesini istemediğimiz için, ömrümüzü adadığımız bu insanların saçının teline zarar gelmemesi için bu ürünleri güvenli bulmuyoruz. O yüzden doktorlarına danışmadan, bu işte uzmanlığı olmayan herhangi bir kişinin sözüyle ya da yaptığı uygulamalarla hareket etmesinler" dedi.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Türk Tıbbi Onkoloji Derneği tarafından bu yıl 13'üncüsü düzenlenen "Türk Tıbbi Onkoloji Kongresi", Antalya'nın Serik ilçesi Belek Turizm Merkezi'nde gerçekleştirildi. Kongre için Antalya'da bulunan Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Karabulut, İhlas Haber Ajansı'na yaptığı açıklamada, geleneksel ve bitkisel ürünler ile sosyal medyada sıkça gündeme gelen kür, krem ve benzeri uygulamaların kanser hastaları üzerindeki etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Kanser hastalarının tedavi sürecinde bilimsel kanıtı olmayan ürünlere yönelmesinin ciddi riskler taşıyabileceğine dikkat çeken Karabulut, hekimlerin bu tür uygulamalara yaklaşımının "karşı çıkmak" olarak değil, "güvenli bulmamak" olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

"KANSER HASTALARININ HAYATLARINI KURTARMAK İÇİN ÖMRÜMÜZÜ ADADIK"
Prof. Dr. Bülent Karabulut, kanser hastalarının yaşamlarını kurtarmak ve onları konforlu bir şekilde yaşatmak için çalıştıklarını vurgulayarak, "Biz kanser hastalarının hayatlarını kurtarmak, onları konforlu yaşatmak için hayatımızı adadık. Onlara iyi gelebilecek herhangi bir şeye karşı çıkmayız. Doktorların bu işe karşı olduğu yönündeki yaklaşıma kesinlikle halkımız inanmasın. Biz bu ürünleri güvenli bulmuyoruz. Basit bir örnek vereyim. Evinize giderken ağacın kenarında iki tane mantar buldunuz. Evinize gidip bu mantarı kavurup yemezsiniz herhalde. O da bitki, o da bir gıda ama ölebilirsiniz" diye konuştu.

"BİTKİLERİ MASUM GİBİ GÖRÜYORUZ AMA İÇİNDE BİRÇOK KİMYASAL VAR"
Bazı bitkilerin yanlış kullanımında ölümcül sonuçlar doğurabileceğini belirten Karabulut, zakkum örneği üzerinden uyarısını sürdürdü. Karabulut, "Zakkum senelerce bu ülkede gündeme geldi. İnsanlar bunun ekstresinden belki de öldü. Çünkü bizim geleneksel dilimizde ‘zıkkım ye' diye bir laf vardır, o zakkumdan gelir. Bunun birazcık dozunu kaçırırsanız insan ölebilir. Biz aslında bitkileri masum gibi görüyoruz ama onların içinde birçok kimyasal var. Bu nedenle güvenli bulmuyoruz" dedi.
Bir maddenin kanser hücresini öldürmesinin tek başına yeterli olmadığını vurgulayan Karabulut, laboratuvar düzeyindeki bazı sonuçların doğrudan hastalarda güvenle kullanılabileceği anlamına gelmediğine dikkat çekerek, "Bir şeyin kanser hücresini öldürmesi yetmiyor. ‘İspatlandı' denilen şeylerin de çoğu hücresel düzeyde. Ama bunun zararlı olmadığını da göstermek lazım" ifadelerini kullandı.

"İLAÇLA ETKİLEŞİYOR MU, YAN ETKİYİ ARTIRIYOR MU, ETKİSİNİ AZALTIYOR MU"
Kanser tedavilerinin hekim kontrolünde ve belirli riskler gözetilerek yürütüldüğünü söyleyen Karabulut, kanıtlanmamış ürünlerin bu sürece dahil edilmesinin hastalar açısından tehlikeli olabileceğini belirterek, "Biz zaten yeterince riski olan tedaviler yaparken, kanıtlanmamış, kanser hücresiyle ya da ilaçla nasıl etkileştiği bilinmeyen; ilacın yan etkisini artırıyor mu, etkisini azaltıyor mu ya da kanser hücresini besliyor mu gibi birçok güvenlik verisine sahip olmayan bir şeyi hastalarımıza uygulamayız" konuştu.

"BU İŞTE UZMANLIĞI OLMAYAN KİŞİLERİN SÖZÜYLE HAREKET ETMESİNLER"
Karabulut, kanser hastalarının tedavi sürecinde hekimlerinden habersiz herhangi bir kür, krem, bitkisel ürün ya da sosyal medyada önerilen uygulamaya yönelmemesi gerektiğini belirterek, "Biz hastalarımızın zarar görmesini istemediğimiz için, ömrümüzü adadığımız bu insanların saçının teline zarar gelmemesi için bu ürünleri güvenli bulmuyoruz. O yüzden doktorlarına danışmadan, onlara bilgi vermeden, kesinlikle bu işte uzmanlığı olmayan herhangi bir kişinin sözüyle ya da yaptığı uygulamalarla hareket etmesinler" ifadelerini kullandı.


 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Kanser tedavisinde bitkisel çözüm uyarısı - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 12:29:01 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/kanser-tedavisinde-bitkisel-cozum-uyarisi-153226-20260428.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/kanser-tedavisinde-bitkisel-cozum-uyarisi-153226-20260428.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/kanser-tedavisinde-bitkisel-cozum-uyarisi-153226-20260428.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[ Bağırsağı kangrene gidiyordu, kapalı ameliyatla kurtarıldı]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-bagirsagi-kangrene-gidiyordu-kapali-ameliyatla-kurtarildi-72946.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-bagirsagi-kangrene-gidiyordu-kapali-ameliyatla-kurtarildi-72946.html</link>
                    <description><![CDATA[Antalya'da yaşayan 66 yaşındaki Ayşe Zülal Berksoy, şiddetli ve durmaksızın devam eden karın ağrısı, kramp, sürekli geğirme isteği ve yeşil renkli kusma şikayetiyle başvurduğu hastanede acil ameliyata alındı. Açık karın ameliyatları sonrası gelişen yapışıklıklara bağlı iç fıtık ve bağırsak tıkanıklığı tespit edilen Berksoy, laparoskopik cerrahiyle sağlığına kavuştu. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Gökhan Ateş, "Bağırsak neredeyse kangren oluyordu, dolaşımı bozulmuştu. Erken müdahale ile bağırsağı kurtardık" derken, Berksoy ise "Bir gün geç kalsam bugün burada olmayacakmışım" sözleriyle yaşadığı süreci anlattı.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Antalya'da yaşayan 66 yaşındaki Ayşe Zülal Berksoy, karnında şiddetli, sürekli ve durmaksızın devam eden ağrı, kramp, sürekli geğirme isteği ve yeşil renkli kusma şikayetiyle Medical Park Antalya Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Gökhan Ateş'e başvurdu. Yapılan değerlendirmelerin ardından açık karın ameliyatları sonrası gelişen karın içi yapışıklıklarına bağlı iç fıtık ve bağırsak tıkanıklığı yaşadığı belirlenen Berksoy, aynı gün laparoskopik yöntemle ameliyata alındı. Op. Dr. Gökhan Ateş ve ekibi tarafından gerçekleştirilen kapalı ameliyatla hastanın kangrene doğru ilerleyen bağırsağı kurtarıldı. Ameliyatın ardından kısa sürede rahatlayan Berksoy, aynı gün ayağa kalkarak beslenmeye başladı.

"BAĞIRSAK İÇERİDE SIKIŞTIĞINDA HAYATI TEHDİT EDEN TABLOYA GİDEBİLİYOR"
Medical Park Antalya Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Gökhan Ateş, özellikle açık karın ameliyatlarından sonra karın içinde yapışıklıklar gelişebildiğini belirterek, bu durumun bazı hastalarda bağırsak tıkanıklığı ve iç fıtığa yol açabildiğini söyledi. Op. Dr. Ateş, "Ameliyatlardan sonra, özellikle açık karın ameliyatlarının ardından karın içerisinde yapışıklıklar olabiliyor. Bu yapışıklıklara bağlı olarak bazen bağırsaklar, iç fıtık dediğimiz açıklıklardan geçerek sıkışabiliyor. Bağırsak içeride sıkıştığında başlangıçta tıkanıklık bulguları ortaya çıkıyor. İlerleyen dönemde ise kangrene, hatta hayatı tehdit eden tam kangren tablosuna kadar gidebiliyor" dedi.

"BAĞIRSAK NEREDEYSE KANGREN OLUYORDU"
Hastanın bulantı, kusma ve şiddetli karın ağrısı şikayetlerinin ilerlemesi üzerine hastaneye başvurduğunu ifade eden Op. Dr. Ateş, ameliyatta bağırsaktaki dolaşım bozukluğunu gördüklerini belirterek, "Hastamızda bağırsak tıkanıklığı olmuş, bulantı ve kusmaları başlamış, şiddetli karın ağrısı gelişmiş. Daha önce takip edilmiş ancak şikayetleri ilerleyince bize müracaat etti. Laparoskopik, yani kapalı ameliyatla müdahale ettik. Bağırsak neredeyse kangren oluyordu; simsiyah hale gelmişti, dolaşımı bozulmuştu ve nekroza doğru gidiyordu. Erken müdahale ile bağırsağı kurtardık. Kapalı ameliyat sayesinde hastamız aynı gün hayata dönebildi. Şu an gayet rahat, genel durumu iyi, değerleri de iyi. Takiplerimiz devam edecek" ifadelerini kullandı.

"ŞİDDETLİ KARIN AĞRISI VE ÖLÜM HİSSİYLE GELDİ"
Hastanın hastaneye geldiğinde oldukça ağır bir tablo yaşadığını dile getiren Op. Dr. Ateş, belirtilerin dikkate alınması gerektiğini vurguladı. Ateş, "Sürekli kusma, şiddetli karın ağrısı, özellikle spazm tarzı çok şiddetli ağrılar önemli bulgulardır. Hastamız şiddetli karın ağrısı ve ölüm hissiyle geldi. Sürekli kusuyordu. Ameliyattan hemen sonra dramatik şekilde rahatladı. Ameliyat 23 Nisan'da gerçekleşti, 23 Nisan aynı zamanda hastamızın da bayramı oldu. Ameliyattan 2-3 saat sonra yürümeye başladı. Aynı gün yeme içmeye başladı" diye konuştu.

"5 YIL ÖNCE KIZINI DA BENZER ŞİKAYETLERLE AMELİYAT ETTİK"
Op. Dr. Gökhan Ateş, Ayşe Zülal Berksoy'un kızının da 5 yıl önce benzer şikayetlerle kendisine başvurduğunu belirterek, onun da laparoskopik cerrahiyle sağlığına kavuştuğunu söyledi. Op. Dr. Ateş, "5 yıl önce hastamızın kızı da gelmişti. Onun da 25 yıldır devam eden karın ağrısı şikayeti vardı. Laparoskopik olarak baktığımızda karın içerisinde doğuştan gelen, kendiliğinden oluşmuş yapışıklıklara bağlı iç fıtıklar olduğunu gördük. Çok zor bir süreç yaşamıştı; çaresiz kaldığını, derdine derman bulamadığını söylüyordu. Laparoskopik olarak o bağlardan kurtulduğunda, hayatındaki bağlardan da kurtulmuş gibi rahatladı" dedi.

"O ZÜMRÜTLER BENİ ÖTEKİ TARAFA GÖTÜRÜYORMUŞ"
Yaşadığı süreci anlatan 66 yaşındaki Ayşe Zülal Berksoy ise karın ağrısının sürekli ve dayanılmaz şekilde devam ettiğini, kusma şikayetinin de yeşil renkte olduğunu söyledi. Berksoy, "Karnımda şiddetli, sürekli, durmaksızın devam eden ağrı ve kramplar vardı. Hiçbir şey içemiyordum. Sürekli geğirmek istiyordum ve kusuyordum. Kusmuğun renginin yeşil olduğunu gördüm. Ben biraz esprili bir insan olduğum için eşime, ‘Bak senin karın çok mücevherli. Senin için zümrütleri dünyaya getiriyor' diyordum. Ama o zümrütler var ya, beni öteki tarafa götürüyormuş" ifadelerini kullandı.

"BİR GÜN GEÇ KALSAM BUGÜN BURADA OLMAYACAKMIŞIM"
Ameliyatın ardından sağlığına kavuştuğunu belirten Berksoy, doktoruna duyduğu minnettarlığı şu sözlerle anlattı: "İyi ki Gökhan Hocam varmış. Bir gün geç kalsam bugün burada olmayacakmışım. Kendisine ne kadar teşekkür etsem az, kelimeler yetmez. Kızım adına, kendi adıma yaşadığım sürece hep minnettar kalacağım. Eğer bugün bu kadar iyiysem onun sayesinde çok iyiyim."
Ameliyat öncesi ve sonrası arasında büyük fark olduğunu söyleyen Berksoy, "Şimdiki halimle geldiğim halime bakıyorum, arada dağlar kadar fark var. Ne kadar rahatım, ne kadar mutluyum anlatamam. Nasıl geldim, nasıl çıkıyorum ben de şaşırıyorum. Ne yaptı, nasıl tedavi uyguladı bilmiyorum ama eskisinden çok daha iyi çıkıyorum" dedi.


 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[ Bağırsağı kangrene gidiyordu, kapalı ameliyatla kurtarıldı - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 08:06:45 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/bagirsagi-kangrene-gidiyordu-kapali-ameliyatla-kurtarildi-111131-20260428.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/bagirsagi-kangrene-gidiyordu-kapali-ameliyatla-kurtarildi-111131-20260428.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/bagirsagi-kangrene-gidiyordu-kapali-ameliyatla-kurtarildi-111131-20260428.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Antalya'da ilk ve tek Faz-1 Klinik Araştırma Merkezi açıldı   ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-antalyada-ilk-ve-tek-faz-1-klinik-arastirma-merkezi-acildi-72901.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-antalyada-ilk-ve-tek-faz-1-klinik-arastirma-merkezi-acildi-72901.html</link>
                    <description><![CDATA[Akdeniz Bölgesi'nde ilk olma özelliği taşıyan Faz-1 Klinik Araştırma Merkezi hizmete açıldı. Merkezde, yeni geliştirilen ilaçların faz-1 çalışmaları gerçekleştirilecek. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Memorial Antalya Hastanesi Merkez koordinatörü ve Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Fatih Demirkan, Faz-1 çalışmalarının yalnızca belirli bir branşla sınırlı olmadığını belirterek, "Onkoloji, kardiyoloji, nöroloji, immünoloji ve diğer bilim dallarında da Faz-1 çalışmaları yürütülecek" dedi.&nbsp;
&nbsp;
TÜM DALLARI KAPSAYACAK

Akdeniz Bölgesi'nde ilk kez Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılan merkezin geniş kapsamlı araştırmalara ev sahipliği yapacağını ifade eden Prof. Dr. Demirkan, "Bölümüm hematoloji olmasına rağmen yalnızca bu alanla sınırlı kalmayacağız. Tüm branşlarda Faz-1 araştırmaları yapılacak" diye konuştu.&nbsp;
&nbsp;
İLAÇ GÜVENLİĞİ

Faz-1 çalışmalarının temel amacının ilaçların güvenliği ve uygun dozunun belirlenmesi olduğunu vurgulayan Demirkan, şu bilgileri paylaştı: "Faz-1 çalışmaları, ilaçların yan etkilerinin değerlendirildiği ve en uygun dozun seçildiği ilk aşamadır. Bu süreç başarıyla tamamlanırsa Faz-2 ve Faz-3 aşamalarına geçilir. Faz-1 çalışmaları genellikle 60-80 gönüllü ile sınırlıdır."&nbsp;

Demirkan, ileri aşamalarda hasta sayısının arttığını ve özellikle Faz-3 çalışmalarında 600 ila 1000 kişilik geniş ve uluslararası katılımlı gruplarla araştırmalar yapıldığını kaydetti.&nbsp;
&nbsp;
GÖNÜLLÜ HASTALAR KATILABİLECEK

Çalışmalara hem sağlıklı bireylerin hem de tedavi seçeneklerini tüketmiş hastaların dahil olabileceğini belirten Demirkan, "Kanser hastalarında yeni geliştirilen ilaçlar ilk kez bu aşamada uygulanabilir" ifadelerini kullandı.&nbsp;
Ayrıca gönüllülerin çalışmalara katılımı için yazılı onaylarının alınmasının zorunlu olduğu ve istedikleri zaman araştırmadan ayrılabilecekleri bildirildi.&nbsp;
&nbsp;
ÜST DÜZEY ARAŞTIRMA

Faz çalışmalarının bilimsel açıdan önemine değinen Demirkan, "Bu merkezler inovasyona en yakın yerlerdir. Hastalar yeni tedavilere erken erişim imkanı bulur. Aynı zamanda akademik çalışmaların en üst düzeyde yürütüldüğü alanlardır" dedi.&nbsp;
Klinik araştırmalar sayesinde birçok hastalıkta yaşam süresinin önemli ölçüde arttığını vurgulayan Demirkan, "Bazı hastalıklarda 1-2 yıl olan yaşam süresi 9-10 yılın üzerine çıkmış, hatta tam şifa sağlanan durumlar görülmüştür" diye konuştu.&nbsp;

KLİNİK ARAŞTIRMALAR

Dünya genelinde klinik araştırmaların büyük bölümünün belirli alanlarda yoğunlaştığını belirten Demirkan, "Hematoloji ve onkoloji, immünoloji, nöroloji ve kardiyoloji hastalıkları klinik araştırmaların yaklaşık yüzde 80'ini oluşturuyor. Bu alanlarda yeni bulunan ilaçların Faz- 1 çalışmalarını bu merkezde yapmayı planlıyoruz" dedi.&nbsp;
Dr. Demirkan, Faz-1 çalışmalarında gönüllülerin klinik çalışmalara katılımı için yazılı onaylarının alınması gerektiğini, ayrıca istedikleri zaman çalışmadan ayrılabileceklerini de sözlerime ekledi.&nbsp;


 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Antalya'da ilk ve tek Faz-1 Klinik Araştırma Merkezi açıldı    - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 26 Apr 2026 10:16:34 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/antalyada-ilk-ve-tek-faz-1-klinik-arastirma-merkezi-acildi-132037-20260426.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/antalyada-ilk-ve-tek-faz-1-klinik-arastirma-merkezi-acildi-132037-20260426.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/antalyada-ilk-ve-tek-faz-1-klinik-arastirma-merkezi-acildi-132037-20260426.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Türk Tıbbi Onkoloji Kongresi Antalya'da düzenlendi]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-turk-tibbi-onkoloji-kongresi-antalyada-duzenlendi-72900.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-turk-tibbi-onkoloji-kongresi-antalyada-duzenlendi-72900.html</link>
                    <description><![CDATA[Türk Tıbbi Onkoloji Derneği tarafından Antalya'da düzenlenen 13. Türk Tıbbi Onkoloji Kongresi'nde kanser tedavisindeki son gelişmeler, immünoterapi, hedefe yönelik tedaviler, mRNA aşıları, yapay zekanın sağlıkta kullanımı ve kanserden korunma yolları ele alındı. Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Nuri Karadurmuş, kemoterapinin kanser tedavisindeki yerini koruduğuna dikkat çekerek, "Kemoterapi gerçekten bir öcü değil, yeniliklerin bile yeniden doğurduğu çok önemli bir tedavi ajanı, ezeli ve ebedi bir partner" dedi. Derneğin Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Karabulut ise, "Kanser eşittir ölüm değil. İkincisi, 'kemoterapi süründürür' algısı da doğru değil. Artık kanser kemoterapileri de hastaları süründürmüyor. Hastalarımız sosyal ortamlarında kendi hayatlarını yaşayabiliyorlar" ifadelerini kullandı.   ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Türk Tıbbi Onkoloji Derneği tarafından bu yıl 13'üncüsü düzenlenen "Türk Tıbbi Onkoloji Kongresi", Antalya'nın Serik ilçesi Belek Turizm Merkezi'nde gerçekleştirildi. Yaklaşık bin 500 katılımcının yer aldığı kongrede, 60 bilimsel oturumda, 11'i yurt dışından olmak üzere toplam 355 oturum başkanı ve konuşmacı yer aldı. Kongre kapsamında 8 uydu sempozyumu düzenlenirken, 8 oturumda 91 sözel bildiri ve 107 poster bildiri sunuldu.&nbsp;
&nbsp; Kongre dolayısıyla Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Nuri Karadurmuş, Derneğin Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Karabulut, Yönetim Kurulu Üyeleri Prof. Dr. Mehmet Ali Nahit Şendur ve Prof. Dr. Gökşen İnanç İmamoğlu basın toplantısı düzenledi.&nbsp;

KANSER TANISI

Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Nuri Karadurmuş, Türkiye'de her yıl yaklaşık 250 bin kişinin kanser tanısı aldığını, 25 bine yakın kişinin de aynı tanı nedeniyle yaşamını yitirdiğini belirtti. Kanser tanısının hasta ve yakınları için ağır bir süreç olduğunu vurgulayan Karadurmuş, onkoloji alanında ise önemli gelişmeler yaşandığını ifade etti. Karadurmuş, "Ülkemizde her yıl 250 bin insanımız kanser tanısı alıyor. Ne yazık ki 25 bine yakını da aynı tanı nedeniyle hayatını kaybediyor. Dolayısıyla çok dinamik bir süreç. Erken dönemde bile kanser tanısını duymak hastamızın ve hasta yakınlarının dünyasını alt üst edebiliyor. Ama bir yandan sevindirici olan şu ki, onkoloji dünyasında, özellikle tıbbi onkoloji camiasında çok önemli dinamik gelişmeler var" dedi.&nbsp;
Tedavi seçeneklerinin artık yalnızca klasik yöntemlerle sınırlı olmadığını kaydeden Karadurmuş, kemoterapinin yanı sıra immünoterapiler, hedefe yönelik akıllı ilaçlar ve antikor-ilaç konjugatlarıyla kanser tedavisinde daha uzun sağ kalım sürelerine ulaşıldığını belirtti.&nbsp;
&nbsp;
TEDAVİ YÖNTEMLERİ

Kanser tedavisinde kemoterapinin önemini koruduğunu vurgulayan Prof. Dr. Karadurmuş, yeni tedavi seçeneklerinin kemoterapiyi dışlamadığını, aksine birçok durumda tedavi başarısını artırmak için birlikte kullanıldığını söyledi. Karadurmuş, "Tedaviler artık kemoterapilerin hala ezeli ve ebedi dost olduğunu gösterirken, immünoterapiler, akıllı hedefleyici ilaç dediğimiz haplar ve antikor-ilaç konjugatları dediğimiz kemoterapi ile akıllı ilaçların kombinasyonuna kadar yansıyan çok önemli gelişmeleri ve uzamış sağ kalımları beraberinde getirdi" ifadelerini kullandı.&nbsp;
Türk Tıbbi Onkoloji Derneği'nin bin 359 üyesiyle hastalara hizmet verdiğini belirten Karadurmuş, tıbbi onkologların tanıdan tedavi sürecine, yan etkilerin yönetiminden beslenmeye, yaşam kalitesinden hastalığın son evresine kadar hastaların yanında olduğunu dile getirdi. Kongrenin 22-26 Nisan tarihleri arasında düzenlendiğini kaydeden Karadurmuş, "3 ana salon, toplamda 6 salonda, 60 büyük oturum, 315 ulusal ve 11 uluslararası konuşmacıyla kongremizi gerçekleştiriyoruz. Kongremizde 91 sözel bildiri sunuluyor. Bunların arasında kanser hastalarının tedavisinde ufuk açacak, çığır açacak projeler de yer alıyor" diye konuştu.&nbsp;

ÖNEMLİ DETAYLAR

Kanser tedavisindeki en önemli gelişmelerden birinin immünoterapi olduğunu belirten Karadurmuş, bu tedavilerin halk arasında çoğu zaman "akıllı ilaç" olarak bilindiğini, ancak immünoterapilerin serum şeklinde uygulandığını ifade etti. Karadurmuş, immünoterapilerin bağışıklık sistemini kanser hücrelerine karşı harekete geçirdiğini belirterek, "Hastalarımızın aklında hep 'akıllı ilaç mı hocam' sorusu oluyor. İmmünoterapiler aslında akıllı serumlar. Aynı kemoterapi gibi serum şeklinde veriliyor. Vücudumuzun savaşan lenfositlerinin kanserde uyuduğunu, yeterince yanıt veremediğini kabul ediyoruz. İşte bu uyuyan lenfositleri uyandıran, 'vücudunda düşman var, bu düşmana yeniden savaş aç ve vücudu kurtar' denilen tedavilerdir" dedi.&nbsp;
İmmünoterapilerin Sağlık Bakanlığı, SGK geri ödeme sistemi ve Türk Tıbbi Onkoloji Derneği'nin katkılarıyla bugün 5 farklı ajanla 25 kanser türünde geri ödeme kapsamında olduğunu aktaran Karadurmuş, akciğer, meme, böbrek, cilt, kalın bağırsak, mide ve yemek borusu kanserlerinde bu tedavilerin kullanılabildiğini söyledi.&nbsp;
&nbsp;
ÇOK YÖNLÜ TEDAVİ

İmmünoterapilerin yaşam kalitesi açısından hastalara konfor sağladığını belirten Karadurmuş, tedavi sürelerinin yaklaşık 45-50 dakika olduğunu, saç dökülmesine yol açmadığını, bulantı ve yorgunluk gibi etkilerin ise nadir görüldüğünü dile getirdi.&nbsp;
Buna rağmen kanserin direnç geliştirebilen bir hastalık olduğuna dikkat çeken Karadurmuş, "İmmünoterapi çok iyi ama net bir çözüm mü, hala henüz değil. Kanserle mücadelede başarılıyız ama yeni tedavi ajanlarına da ihtiyacımız var. Aslında bu yenilikçi gelişmeler bile geçmişin hakkını verdi. İmmünoterapiyle ya da akıllı haplarla direnç geliştiğinde, yanına kemoterapi eklediğinizde bu direnci yenebiliyorsunuz. Bu da kemoterapinin kanser tedavisi tarihinde neden kalıcı bir yeri olacağının kanıtı oldu. Kemoterapi gerçekten bir öcü değil. Yeniliklerin bile yeniden doğurduğu çok önemli bir tedavi ajanı, ezeli ve ebedi bir partner. Kanser savaşında bizim çok önemli bir partnerimiz. Bunu göstermiş olduk" dedi.&nbsp;
&nbsp;
KANSERLE YAŞAM

Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ali Nahit Şendur, kanser tedavisinde son yıllarda yaşanan gelişmelerin baş döndürücü olduğunu belirtti. Hedefe yönelik tedavilerle başlayan başarının immünoterapilerle daha da ileri taşındığını kaydeden Şendur, araştırmaların devam ettiğini ve her zaman daha iyisinin mümkün olduğunu söyledi. Şendur, "Kanserde son yıllardaki gelişmeler baş döndürücü. Özellikle hedefli tedavilerle başlayan, kemoterapiden sonraki başarı immünoterapilerle tartışıldı. Ama araştırma devam ediyor. Çünkü her zaman bir adım ötesi için çaba sarf ediyoruz. Daha iyisi hep mümkün. Son zamanlarda yapılan çalışmalar gösterdi ki kanserde 5 yıllık yaşam net olarak ikiye katlanıyor. Son 30 yıla baktığınız zaman hem dünyada hem ülkemizde gerçekten bir farkındalık oluştu. Artık hastalarımız başarılı tedavilerle, kişiye özel tedavilerle daha uzun yaşıyor" diye konuştu.&nbsp;
&nbsp;
UMUT VERİCİ SONUÇLAR

Kanser tedavisinde mRNA aşılarının da önemli bir araştırma alanı haline geldiğini aktaran Şendur, bu tedavilerin özellikle immünoterapilerle birlikte kullanımında olumlu sonuçların görüldüğünü belirtti. İlk çalışmaların cilt kanseriyle başladığını, bugün akciğer kanseri ve böbrek tümörleri dahil birçok kanser türünde umut verici sonuçların gündeme geldiğini kaydetti. Şendur, "mRNA aşıları gerek tek başına gerekse immünoterapilerle kombine kullanıldığında ilk çalışma sonuçlarının pozitif olduğunu söyleyebilirim. İlk etapta cilt kanseriyle başlayan bu yarış, bugün akciğer kanseri, böbrek tümörü ve birçok kanserde gerçekten de çığır açacak gibi görünüyor" dedi.&nbsp;
Henüz bu tedavilerin yaygın kullanıma girmediğini belirten Şendur, "Yakın zamanda, 2-4 yıl sonra kemoterapisiz bir hasta grubunu mRNA aşılarıyla ya tek başına ya da immünoterapilerle tedavi edeceğimizi göreceğiz. Onun için onkoloji hekimleriyle, onkoloji uzmanlarınızla hep irtibatta kalın" ifadelerini kullandı.&nbsp;
&nbsp;
KEMOTERAPİ DÖNEMİ

Kemoterapinin tedavi planlamasında hala önemli bir yere sahip olduğunu belirten Şendur, bu yöntemin yeni nesil tedavilerle birlikte farklı şekillerde kullanılabildiğini söyledi. Antikor-ilaç konjugatlarının, kemoterapinin daha hedefli ve daha az sistemik yan etkiyle uygulanmasına imkan sağladığını belirten Şendur, "Kemoterapi bizim her zaman tedavi mücadelesindeki en büyük dostumuz. Onu farklı şekillerde entegre ederek, antikor-ilaç konjugatlarıyla, teknolojiyle beraber yeni nesil hedefli tedavilerle birleştirerek kullanacağız" dedi.&nbsp;
İmmünoterapinin her hasta için uygun olmadığının altını çizen Şendur, "İmmünoterapi tabii ki her hasta için uygun değil. Ama immünoterapinin mantığına baktığımız zaman kişinin kendi savunma sistemini hazırlayarak kanser mücadelesinde rol oynamasını ön planda tuttuğunu görüyoruz. Kemoterapi ile beraber kullanıldığında kemoterapinin etkisini artırıyor. Tek başına kullanıldığında ise bir grup hastada gerçekten çok büyük etki ediyor" ifadelerini kullandı.&nbsp;
&nbsp;
DOĞRU TEDAVİ, DOĞRU ELLERDE

Yenilikçi tedavilerle ileri evre kanserlerde dahi uzun sağ kalımın mümkün hale geldiğini belirten Şendur, cilt kanserinde bazı hastalarda şifanın mümkün olduğunu, akciğer kanserinde ise çok uzun sağ kalım sürelerine ulaşıldığını söyledi. Şendur, "Bugün cilt kanserinde evre 4 olsa bile şifa mümkün. Akciğer kanserinde şifa demesek de çok uzun sağ kalım mümkün. Özellikle PD-L1 değeri yüzde 50 ve üzerindeki hastaların dörtte biri artık 8 yılı geçen sağ kalıma sahip. Metastatik melanomda 10 yıllık sağ kalım yüzde 50. İleri evrede bir kanser tanısı alındığında üzülüyoruz ama yenilikçi tedavilerle, doğru ellerde çok uzun sağ kalım ve hatta şifa da mümkün diyebiliriz" diye konuştu.&nbsp;
Pankreas kanserinde immünoterapinin yalnızca seçilmiş hasta gruplarında kullanılabildiğini belirten Şendur, "Pankreas kanserinde bugün için seçilmiş hastada immünoterapiyi kullanabiliyoruz ama büyük çoğunluğunda immünoterapi etki etmiyor. O yüzden mutlaka tıbbi onkolojinin uzmanlığında, multidisipliner ekip olarak hastalara en doğru tedaviyi vermek için çaba sarf ediyoruz" dedi.&nbsp;
Gen testlerinin de tedavilere entegre edildiğini kaydeden Şendur, tümör agnostik tedavilerin son dönemin önemli başarılarından biri olduğunu ifade ederek, "Bir gen haritasındaki, bir yolaktaki anormallik hangi tümörde olursa olsun ona yönelik verdiğimiz ilaç tüm tümörlerde etkili olabiliyor. Bu da son zamanlardaki en büyük başarılarımızdan biri" dedi.&nbsp;
&nbsp;
YAPAY ZEKA

Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Karabulut ise kanser hastalarının sağlık süreçlerinde yapay zekayı kullanırken dikkatli olması gerektiğini söyledi. Yapay zekanın tanı ve tedavi süreçlerinde destekleyici olarak kullanılabildiğini belirten Karabulut, hastaların yalnızca yapay zeka ya da internet kaynaklı bilgilerle tedavi kararı vermemesi gerektiğini vurguladı. Karabulut, "Sağlığınızı yönetmek için yapay zekayı kullanmamanızı tavsiye ederim. Bizim işimiz, gücümüz kanser hastaları. Onlarla beraber yol haritası çiziyoruz, sevinçlerimizi yaşıyoruz, üzüntülerimizi yaşıyoruz. Onların faydasına olabilecek herhangi bir şey varsa, akademik unvana sahip bizler en ufak tereddüt etmeden mutlaka yaparız" dedi.&nbsp;
Bitkisel tedaviler ve alternatif yöntemler konusunda hekimlerin tüm seçenekleri bilimsel açıdan değerlendirdiğini belirten Karabulut, "Biz karşı çıkmıyoruz; güvenli değildir diyoruz. İkisi arasında çok büyük bir fark var. Bir şeyin güvenli olduğunu göstermek zorundasınız, etkin olduğunu göstermek kadar. Çünkü biz Hipokrat yemininden önce başka bir ilkeyi benimseriz: Önce zarar verme" ifadelerini kullandı.&nbsp;
&nbsp;
HASTALARA ÖZEL

Yapay zekanın radyoloji gibi teşhise dair alanlarda hekim hatalarını azaltmak, gözden kaçabilecek küçük ayrıntıları yakalamak için kullanılabildiğini belirten Karabulut, buna rağmen en gelişmiş yapay zeka sistemlerinde bile hatalar olabileceğini söyledi. Karabulut, "Yapay zekayı biz destekliyoruz, kendi günlük pratiğimize alıyoruz. Ama her hasta kendi hikayesini yazıyor. Yapay zeka bir modelleme ile size fikir verebilir ama hastanın hikayesinin sonuç kısmını veremez. Kulaktan dolma bilgilerle gelmeyin. Şundan duydum, bundan duydum bilgileri ya da televizyonlarda bir takım paralar verilerek çıkılan programlarda yapılan, bilgiye ve bilime uygun olmayan yayınlar hastaları yanlış yönlendirebiliyor. Ne yaparsak yapalım, yapay zeka dahil olmak üzere her hasta kendi hikayesini yazıyor" ifadelerini kullandı.&nbsp;
&nbsp;
ZAMAN KAVRAMI

Yapay zekanın yanlış bilgi verebildiğini pratikte de gördüklerini belirten Karabulut, bazı hastaların tetkiklerini yapay zekaya yorumlatıp korkuyla hekime başvurduğunu söyledi. Karabulut, "Birkaç veriyi giriyoruz, yapay zeka yanlış bilgi veriyor. 'Bu böyle değil' dediğimizde 'özür dilerim, veri tabanımı güncelliyorum' diyor. Ama hastanın veri tabanını güncelleyecek vakti olmayabiliyor" diye konuştu.&nbsp;
Yapay zekanın tanı, tedavi algoritmalarının belirlenmesi ve erken teşhis alanlarında kullanılabileceğini belirten Karabulut, beyin tümörü, akciğer nodülleri ve mamografilerde önemli gelişmeler olduğunu ancak hasta yönetiminin doğrudan yapay zekaya bırakılmaması gerektiğini ifade etti.&nbsp;

YENİ YÖNTEMLER

Kemoterapinin günümüzde hala kanser tedavisinin ana unsurlarından biri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Karabulut, immünoterapi, biyolojik ajanlar ve ağızdan kullanılan akıllı ilaçlara rağmen kemoterapinin önemini koruduğunu söyledi. Karabulut, "Hala günlük pratiğimizde bizim majör tedavimiz kemoterapi. Biz günlük hayatımızda immünoterapilere, biyolojik ajan dediğimiz damardan uygulanan akıllı serumlara ya da ağızdan kullanılan haplara geçtiğimiz dönemi çok canlı yaşadık. Eskiden sadece 'ömrünü biraz uzatabilir miyim' diye başlayan hikaye, hastalığı kronikleştirme hevesine kadar gelmişti. Şimdi birçok tedavide hayal etmeden öteye geçtik" dedi. 

Kemoterapinin toplumda yanlış algılandığını belirten Karabulut, "Biz hala kemoterapiyi günlük hayatımızda çok yoğun kullanıyoruz. Kemoterapiyi bir kenara da atmayalım. Geçmişinden ders almayan önünü göremez" ifadelerini kullandı.&nbsp;

&nbsp;
YAŞAM DESTEĞİ

Kemoterapi alan hastaların yaşam kalitesinin geçmişe göre çok daha iyi yönetilebildiğini söyleyen Karabulut, yeni ilaçlar, yan etki yönetimi, palyatif bakım, bulantı kontrol yöntemleri, saç dökülmesini azaltmaya yönelik sistemler ve nöropatiyi önlemeye dönük yaklaşımlarla tedavi sürecinin daha konforlu hale geldiğini ifade etti. Karabulut, "Kanser eşittir ölüm değil. İkincisi, 'kemoterapi süründürür' algısı da doğru değil. Artık kanser kemoterapileri de hastaları süründürmüyor. Hastalarımız sosyal ortamlarında kendi hayatlarını yaşayabiliyorlar" dedi.&nbsp;
Hastaların evcil hayvanları ya da sosyal yaşamları konusunda da hekimleriyle görüşerek doğru bilgi alması gerektiğini belirten Karabulut, "Birçok kanser türünün kemoterapisinde, hastaların hayatlarında izolasyon gerektirmeden, immün sistemlerini çökertmeden tedavi yapabiliyoruz. Bu mesajları doğru verirsek hastalarımız karşımıza 'bize gareziniz mi var' diye gelmezler" ifadelerini kullandı.&nbsp;
&nbsp;
KANSERLE HAYAT TARZI DEĞİŞİMİ

Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Gökşen İnanç İmamoğlu ise kanserden korunma yollarına dikkat çekti. Bilimsel çalışmaların kanserlerin yaklaşık üçte birinin yaşam tarzı değişiklikleriyle önlenebildiğini gösterdiğini belirten İmamoğlu, sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite, obeziteden kaçınma, sigara ve alkolden uzak durma ile güneş ışınlarından korunmanın önemine değindi. İmamoğlu, "Kanseri önleyebilir miyiz? Evet, kanseri büyük oranda önleyebiliriz. Yapılmış bilimsel çalışmalar, kanserlerin üçte birinin sadece yaşam tarzı değişiklikleriyle önlenebildiğini göstermiştir. Sağlıklı bir yaşam tarzını benimseyerek birçok kanseri önleyebiliyoruz" dedi.&nbsp;
Beslenmede Akdeniz tipi diyetin önemine dikkat çeken İmamoğlu, "Beslenmede Akdeniz tipi beslenmenin kanserden korunmada çok önemli bir diyet şekli olduğunu çalışmalar göstermiştir. Obezitenin de kanser riskini oldukça artırdığını, neredeyse sigara kadar risk oluşturduğunu biliyoruz. Özellikle meme kanseri, kadınlarda rahim kanseri ve kolon kanserinde obezite riski artırıyor" diye konuştu.&nbsp;
Kanserden korunmada yaşam tarzı kadar erken tanı ve tarama testlerinin de önemli olduğunu belirten İmamoğlu, meme kanseri, rahim ağzı kanseri ve kolon kanserinde tarama programlarının hayat kurtardığını ifade etti.&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Türk Tıbbi Onkoloji Kongresi Antalya'da düzenlendi - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 26 Apr 2026 09:51:13 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/turk-tibbi-onkoloji-kongresi-antalyada-duzenlendi-125724-20260426.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/turk-tibbi-onkoloji-kongresi-antalyada-duzenlendi-125724-20260426.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/turk-tibbi-onkoloji-kongresi-antalyada-duzenlendi-125724-20260426.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Çocuklarda erken tanı hayat kurtarıyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-cocuklarda-erken-tani-hayat-kurtariyor-72833.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-cocuklarda-erken-tani-hayat-kurtariyor-72833.html</link>
                    <description><![CDATA[ Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Uçar, çocukluk çağında sık görülen ancak çoğu zaman yeterince fark edilmeyen inmemiş testiste erken tanı ve tedavinin büyük önem taşıdığını belirterek, "İnmeyen testislerde hücresel değişiklikler 3 aydan sonra başlıyor. O testiste tümör görülme ihtimalinin normal testislere göre 4-5 kat daha yüksek olduğunu biliyoruz. Yine inmeyen testislerde daha sonra babalık oranlarının sağlıklı testisi olan çocuklara göre daha düşük olduğunu biliyoruz. Hele ki iki taraflı birden testisleri inmeyen çocuklarda bu oranın daha da düştüğünü biliyoruz" dedi.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Başhekim Yardımcısı, Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Uçar, çocukluk çağında sık karşılaşılan ancak ebeveynler ile birinci basamak hekim farkındalığının düşük olması nedeniyle yeterince dikkat çekmeyen ürolojik rahatsızlıklar hakkında bilgi verdi. Özellikle inmemiş testiste farkındalığın artırılması gerektiğini vurgulayan Uçar, zamanında konulan tanı ve cerrahi müdahalenin önemine işaret etti.

"TESTİSİN BİR YOLCULUĞU VAR"
İnmemiş testisin anne karnındaki gelişim sürecinde ortaya çıkan bir durum olduğunu anlatan Prof. Dr. Murat Uçar, testisin normalde karın içerisinde yerleşmiş bir organ olduğunu, çocuk anne karnında büyürken kasıklara doğru hareket ettiğini ve doğuma yakın dönemde kasık kanalından geçerek torbalara indiğini söyledi.

Testisin karın içinde başlayıp torbalarda sonlanan bir yolculuğu bulunduğunu belirten Uçar, bu sürecin tamamlanamadığı durumlarda inmemiş testisten söz edildiğini ifade ederek, "Yaklaşık 100 erkeğin 3'ünde doğduğunda bu testis yerinde olmuyor. O yolculuğunu tamamlayamamış oluyor. İniş yolculuğundaki herhangi bir yerde takılı kalan testise biz inmemiş testis diyoruz" diye konuştu
Prof. Dr. Uçar, her 100 yeni doğan erkek bebeğin yaklaşık 3'ünde bu durumun görüldüğünü, ancak 1 yaşına doğru oranın yüzde 1'e kadar düştüğünü belirtti. Doğumdan sonra 3 ila 6 ay içerisinde bazı testislerin kendiliğinden torbaya ulaşabildiğini aktaran Uçar, bu nedenle doğar doğmaz cerrahi müdahale yoluna gidilmediğini, ancak ilk 6 ay içinde çocuk ürolojisi muayenesinin önemli olduğunu kaydetti.

İLK 6 AY VURGUSU
Genital bölgenin mahrem kabul edilmesi nedeniyle zaman zaman gözden kaçabildiğini belirten Uçar, özellikle annelerin ve babaların alt değiştirme sırasında bu konuya dikkat etmesi gerektiğini söyledi. Ailelerin testislerin torbalarda olup olmadığına dikkat etmesi gerektiğini vurgulayan Uçar, şüphe duyulması halinde uzman hekime başvurulmasının önemli olduğunu dile getirdi. Uçar, "Anneler özellikle çocukların bezini değiştirirken testislerin torbalarda olup olmadığını kontrol etmeli. Bu konuda bir şüpheleri varsa bir uzman hekime çocuklarını muayene ettirmeleri çok önemli. Zamanında tanıyı koyup, zamanında tedavi ettiğimiz takdirde inmemiş testislerin ortaya çıkarabileceği birçok patolojinin önüne geçmiş oluyoruz" dedi.

"TÜMÖR RİSKİ 4-5 KAT DAHA YÜKSEK"
İnmemiş testisin tedavi edilmesinin neden önemli olduğunu da aktaran Prof. Dr. Murat Uçar, bu durumun ilerleyen süreçte çeşitli sağlık sorunlarına yol açabildiğine dikkat çekti. Uçar, "Neden indiriyoruz biz testisleri? O takılı kaldığı yerde kalsa ne olur, birkaç tane önemli nedeni var testisleri indirmemizin. Öncelikle inmeyen testislerde hücresel değişiklikler 3 aydan sonra hemen başlıyor ve o testiste tümör görülme ihtimali normal testislere göre 4-5 kat daha yüksek olduğunu biliyoruz. Yine inmeyen testislerde daha sonra babalık oranlarının sağlıklı testisi olan çocuklara göre daha düşük olduğunu biliyoruz. Hele ki iki taraflı birden testisleri inmeyen çocuklarda bu oranın daha da düştüğünü biliyoruz" dedi.

TORSİYON RİSKİ DE ARTIYOR
Prof. Dr. Uçar, inmemiş testislerde torsiyon riskinin de daha yüksek olduğunu belirterek, "Ayrıca inmeyen testislerin kendi etrafında dönerek, ki biz ona torsiyon diyoruz, beslenmesinin bozulması ve doku kaybına gitme ihtimalinin sağlıklı testislere göre 10 kat daha fazla olduğunu biliyoruz" diye konuştu.
Bu nedenlerle inmemiş testis tanısının ilk 6 ayda konulmasını, cerrahi tedavinin ise 6 ay ile 1 yaş arasında gerçekleştirilmesini istediklerini belirten Uçar, ailelerin şüphe duyduklarında çocuk hastalıkları uzmanı, üroloji uzmanı, çocuk ürolojisi uzmanı ya da aile hekimine başvurabileceğini söyledi.

"HAFTADA 1-2 KEZ BEBEĞİN TEDAVİSİNİ YAPIYORUZ"
Akdeniz Üniversitesi Hastanesi'nin bu alanda önemli merkezlerden biri olduğunu kaydeden Uçar, muayenede ele gelen testisler olduğu gibi ele gelmeyen ve halen karın içerisinde bulunabilen testislerle de karşılaştıklarını ifade etti. Hem ele gelen hem de ele gelmeyen testislerin cerrahi tedavisini yapabildiklerini belirten Uçar, haftada 1-2 kez bebeğin bu tanıyla tedavi edildiğini söyledi. Prof. Dr. Uçar, "Testisleri yerine indirdiğimizde hem babalık oranlarının düşme riskini hem de testiste tümör gelişme oranlarını azaltıp çocukların daha sağlıklı bir hayat sürmelerine başlangıç yapmış oluyoruz. Ülkemizde hekime ulaşmak kolay. Akıllarında bir soru işareti varsa, içlerine sinmeyen bir muayene bulgusu varsa lütfen bize çocuklarını getirmekten imtina etmesinler" dedi.

ÇOCUK ÜROLOJİSİNDE SIK GÖRÜNEN DİĞER HASTALIKLAR
Çocuk ürolojisinin yalnızca inmemiş testisle sınırlı olmadığını da belirten Uçar, bu alanın çocukların hem doğumsal hem de kazanılmış hastalıklarının tanı ve tedavisini kapsadığını anlattı. Böbrekler, üreterler, mesane ve üretra gibi organların tüm hastalıklarının çocuk ürolojisinin ilgi alanında olduğunu belirten Uçar, toplumda sık görülen idrar reflüsü ve üriner sistem taş hastalıklarına da dikkat çekti.
İdrar reflüsünün mide reflüsü ile sık karıştırıldığını söyleyen Uçar, normalde idrarın böbreklerden mesaneye doğru tek yönde aktığını, eğer mesaneden tekrar böbreklere kaçıyorsa buna reflü denildiğini ifade etti. Uçar, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu geçiren çocuklarda mutlaka reflü araştırdıklarını belirterek, sık idrar yolu enfeksiyonu yaşayan çocukların çocuk ürolojisi değerlendirmesinden geçmesini istediklerini söyledi.
Türkiye'nin sıcak iklim kuşağında yer almasının çocuklarda üriner sistem taş hastalığını da yaygınlaştırdığını kaydeden Uçar, idrar yolu enfeksiyonu geçiren ve idrarında kan görülen çocukların da bu açıdan değerlendirilmesi gerektiğini dile getirdi.


 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Çocuklarda erken tanı hayat kurtarıyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 07:23:11 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/cocuklarda-erken-tani-hayat-kurtariyor-102726-20260424.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/cocuklarda-erken-tani-hayat-kurtariyor-102726-20260424.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/cocuklarda-erken-tani-hayat-kurtariyor-102726-20260424.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Kanser tedavisinde devrim: CAR-T]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-kanser-tedavisinde-devrim-car-t-72750.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-kanser-tedavisinde-devrim-car-t-72750.html</link>
                    <description><![CDATA[Türk Hematoloji Derneği ve Kongre Başkanı Prof. Dr. Özgür Mehtap, özellikle yüksek riskli hematolojik kanserlerde CAR-T tedavisi gibi hedefe yönelik tedavilerin ön plana çıktığı kemoterapisiz bir sürece önümüzdeki yıllarda gidilebileceğini söyledi.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ habeirmizvar.net-&nbsp;Türk Hematoloji Derneği'nin kuruluşunun 59. yılı dolayısıyla düzenlenen 18. Kemik İliği Transplantasyonu ve Hücresel Tedaviler Kongresi (18. KİTHT), 16-18 Nisan tarihleri arasında Antalya'da gerçekleştirildi. Kemik iliği nakli ve hücresel tedaviler alanında Türkiye'nin önde gelen bilimsel organizasyonları arasında yer alan kongreye 300'ü aşkın erişkin ve pediatrik hematoloğun yanı sıra temel bilimci hekimler ve araştırmacılar katıldı.

CAR-T HÜCRE TEDAVİSİ
Kongrede, son yıllarda özellikle hematolojik kanserlerin tedavisinde öne çıkan CAR-T hücre tedavisi de gündeme geldi. Türk Hematoloji Derneği ve Kongre Başkanı Prof. Dr. Özgür Mehtap, bu yönteme ilişkin, "Hastaların kanserle savaşan T hücrelerini laboratuvar ortamında genetik olarak değiştirerek tümör hücrelerini tanıyabilir hale getiriyoruz. Daha sonra çoğaltılan bu hücreler hastaya yeniden verilerek, kanser hücreleriyle mücadele sağlanıyor" dedi.
Tedavinin bazı yan etkiler barındırabileceğine dikkati çeken Prof. Dr. Özgür Mehtap, "Özellikle nörolojik toksisite ve sitokin salınım sendromu gibi durumlarla karşılaşılabiliyor ancak dirençli hastalıklarda etkili olduğu gösterildi" ifadelerini kullandı.
Türkiye'de de uygulanmaya başlanan CAR-T hücre tedavisinin önemli bir gelişme olduğunu vurgulayan Mehtap, tedavinin şimdilik seçilmiş hastalarda kullanıldığını belirtti.

"İLERİDE KEMOTERAPİSİZ TEDAVİ SEÇENEKLERİNİN GELİŞTİĞİ BİR DÖNEME GİRİLEBİLİR"
Gelecekte tedavi yaklaşımlarının değişebileceğine işaret eden Prof. Dr. Mehtap, "Özellikle yüksek riskli hastalarda kemoterapisiz tedavi seçeneklerinin geliştiği, hedefe yönelik tedavilerin ön plana çıktığı bir sürece ileride girilebilir. Bu gelişmeler hastaların sağ kalım oranlarını artıracaktır" değerlendirmesinde bulundu.
Yüksek maliyetine rağmen ilerleyen dönemde tedavinin daha yaygın hale gelebileceğini kaydeden Prof. Dr. Özgür Mehtap, Türkiye'de bu alanda atılan adımların önemine dikkati çekti.


 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Kanser tedavisinde devrim: CAR-T - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 08:05:20 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/kanser-tedavisinde-devrim-car-t-110817-20260422.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/kanser-tedavisinde-devrim-car-t-110817-20260422.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/kanser-tedavisinde-devrim-car-t-110817-20260422.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Döşemealtı’nda sağlık hizmeti güçlendi ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-dosemealtinda-saglik-hizmeti-guclendi-72735.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-dosemealtinda-saglik-hizmeti-guclendi-72735.html</link>
                    <description><![CDATA[Döşemealtı Devlet Hastanesi'nde, artan hasta talebi ve sağlık hizmetlerinde kaliteyi daha üst seviyeye taşıma hedefi doğrultusunda Fizik Tedavi Ünitesi yenilenerek kapasitesi artırıldı.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Daha önce 6 yatak ile hizmet veren ünite, yapılan düzenlemelerle 12 yatak kapasitesine çıkarıldı. Bu artışla birlikte hasta kabul kapasitesi genişletilirken, tedavi süreçlerinin daha etkin ve planlı yürütülmesi sağlandı.

Çalışma kapsamında Fizik Tedavi Ünitesi, hastane içerisinde poliklinik yoğunluğundan tamamen ayrılarak daha izole ve sakin bir alana taşındı. Yeni yerleşimle birlikte hastalar, daha huzurlu, güvenli ve konforlu bir ortamda tedavilerini alma imkanına kavuştu. Özellikle uzun süreli tedavi gören hastalar için fiziki şartlar önemli ölçüde iyileştirildi.

Önceki ünitede aylık yaklaşık 44 hastaya fizik tedavi hizmeti sunulurken, kapasite artışı ve yeni düzenlemelerle birlikte bu sayı önemli ölçüde yükseltilmiş olup, halihazırda aylık yaklaşık 120 hastaya fizik tedavi hizmeti veriliyor.

Döşemealtı Devlet Hastanesi Başhekimi Opr. Dr. Kamil Gökhan Açar, yapılan düzenlemenin hasta memnuniyetine doğrudan katkı sağlayacağını belirterek, şunları söyledi:

“Fizik tedavi hizmetlerimize olan yoğun talep doğrultusunda ünitemizin kapasitesini iki katına çıkardık. Aynı zamanda ünitemizi daha izole bir alana taşıyarak hastalarımızın konforunu ve tedavi sürecindeki memnuniyetini artırmayı hedefledik. Artan kapasitemizle birlikte daha fazla hastamıza hizmet sunabilir hale geldik."


 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Döşemealtı’nda sağlık hizmeti güçlendi  - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 13:20:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/dosemealtinda-saglik-hizmeti-guclendi-162205-20260421.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/dosemealtinda-saglik-hizmeti-guclendi-162205-20260421.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/dosemealtinda-saglik-hizmeti-guclendi-162205-20260421.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Çocukluk çağı obezitesi alarm veriyor ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-cocukluk-cagi-obezitesi-alarm-veriyor-72677.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-cocukluk-cagi-obezitesi-alarm-veriyor-72677.html</link>
                    <description><![CDATA[Çocuk Endokrinolojisi Uzm. Dr. Jamala Mammadova, çocukluk çağı obezitesi hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı. Mammadova, "Çocukluk çağı obezitesi alarm veriyor: önlem hamilelikte başlıyor" dedi.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Çocukluk çağı obezitesinin küresel ölçekte hızla yayılan ve önlenebilir bir salgın haline geldiğini belirten Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Endokrinolojisi Bölümü'nden Uzm. Dr. Jamala Mammadova, artan risklere ve alınması gereken önlemlere dikkat çekti.

TÜRKİYE'DE ÇOCUKLAR AŞIRI KİLONUN ESİRİ
Türkiye'de çocukluk çağı obezitesinin dünya ortalamasını aştığını vurgulayan Dr. Mammadova, "Çocukluk Çağı Obezite Araştırması (COSI-TUR) 2022 verilerine göre obezite oranı yüzde 22,4'e ulaşmıştır. Bu oran erkek çocuklarda yüzde 13, kızlarda yüzde 9 civarındadır. Her dört çocuktan biri kilolu veya obezdir. Büyük şehirlerde ve genç nüfusta sorun daha belirgindir. Sağlık Bakanlığı'nın 2025-2028 Obezite ile Mücadele Eylem Planı bu krize yönelik kapsamlı adımlar içermekte ancak acil ve toplum temelli müdahaleler şarttır" dedi.

ŞEKERLİ İÇECEKLER EN BÜYÜK DÜŞMAN
Obezitenin genetik ve çevresel birçok faktörün etkileşimiyle oluştuğunu ifade eden Dr. Mammadova, "Özellikle anne karnındaki dönemde annenin obezitesi veya şekerli içecek tüketimi, çocuğun ileride obezite riskini artıran epigenetik değişikliklere yol açabilmektedir. 2025 araştırmaları şekerli içeceklerin doğrudan kilo alımına, insülin direncine ve metabolik sendroma neden olduğunu göstermektedir. Pandemi sonrası artan ekran süresi, hareketsizlik ve ucuz ultra-işlenmiş gıdalara erişimin kolaylaşması da önemli tetikleyiciler arasındadır" diye konuştu.

ÇOCUKLARDA OBEZİTE BİRÇOK HASTALIĞA NEDEN OLUYOR
Çocukluk çağı obezitesinin ciddi sağlık sorunlarına yol açtığını belirten Dr. Mammadova, "Obez çocuklarda astım, uyku apnesi, eklem problemleri, tip 2 diyabet ve depresyon, düşük özsaygı gibi psikolojik sorunların riski yüksektir. Çocukluk obezitesi yetişkinlikte kalp hastalıkları, kanser ve erken ölüm riskini artırmaktadır. Önleme hamilelik döneminden başlamalıdır. Anne adaylarının uygun kilo alımı, ilk 6 ay sadece anne sütü ve 2 yaşa kadar emzirmenin devamı kritik önem taşır" dedi.

AİLELERE SAĞLIKLI YAŞAM İÇİN KRİTİK ÖNERİLER
Ailelere de önemli uyarılarda bulunan Dr. Mammadova, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının küçük yaşta kazandırılması gerektiğini belirterek, "Günlük beslenmede meyve ve sebzeleri çeşitlendirin; her öğünde en az bir porsiyon meyve veya sebze bulundurun. Şekerli içecekleri tamamen azaltın veya ortadan kaldırın. Evde sağlıklı yemek pişirme alışkanlığını geliştirin. Çocuklara porsiyon kontrolü öğretin ve ekran süresini günlük 2 saatin altına indirin. Her gün en az 60 dakika fiziksel aktivite sağlayın. Düzenli uyku düzeni oluşturun ve ebeveyn olarak rol model olun" ifadelerini kullandı.

ERKEN MÜDAHALE SAĞLIKLI NESİLLER İÇİN KRİTİK ÖNEM TAŞIYOR&nbsp;
Erken müdahale ve yaşam tarzı değişikliklerinin obezitenin büyük bir kısmını önleyebileceğine dikkat çeken Dr. Mammadova, "Çocukluk çağı obezitesi geleceğimizi tehdit eden önlenebilir bir krizdir. Aileler, okullar ve karar vericiler acil ve koordineli harekete davet edilmektedir. Erken adımlar atılırsa sağlıklı nesiller yetiştirmek hala mümkündür" dedi.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Çocukluk çağı obezitesi alarm veriyor  - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 09:29:04 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/cocukluk-cagi-obezitesi-alarm-veriyor-123219-20260420.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/cocukluk-cagi-obezitesi-alarm-veriyor-123219-20260420.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/cocukluk-cagi-obezitesi-alarm-veriyor-123219-20260420.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[18. Kemik İliği Transplantasyonu ve Hücresel Tedaviler Kongresi ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-18-kemik-iligi-transplantasyonu-ve-hucresel-tedaviler-kongresi-72633.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-18-kemik-iligi-transplantasyonu-ve-hucresel-tedaviler-kongresi-72633.html</link>
                    <description><![CDATA[Türk Hematoloji Derneği'nin kuruluşunun 59. yılında düzenlenen 18. Kemik İliği Transplantasyonu ve Hücresel Tedaviler Kongresi (18. KİTHT) 16-18 Nisan 2026 tarihleri arasında Antalya'da gerçekleştirildi.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Kemik iliği nakli ve hücresel tedaviler alanında Türkiye'nin en önemli bilimsel organizasyonlarından biri olan kongre; bu yıl 300'ü aşkın erişkin ve pediatrik hematoloğun yanı sıra, hematoloji alanında çalışan temel bilimci hekimler ve araştırmacıların katılımıyla gerçekleştirildi.

Belek'te bir otelde düzenlenen kongrenin basın toplantısında konuşan Türk Hematoloji Derneği ve Kongre Başkanı Prof. Dr. Özgür Mehtap, kongreye yurtdışından 25'e yakın yabancı bilim insanı katılım sağladığını belirterek, kongre programı kapsamında, 27 bilimsel oturum, 5 sözlü sunum oturumu ve 6 uydu sempozyumu yer al aldığını ve alanındaki en güncel bilimsel gelişmeler kapsamlı şekilde ele alındığını kaydetti.

CAR-T HÜCRE TEDAVİSİ
CAR-T hücre tedavisi (Chimeric Antigen Receptor T-cell Therapy), hakkında bilgiler de paylaşan Prof. Dr. Özgür Mehtap, CAR-T'nin bağışıklık sisteminin kendi hücrelerini kanseri tanıyıp yok etmeleri için eğiten kişiye özel bir immünoterapi türü olduğunu kaydetti. CAR-T'nin özellikle diğer tedavilerin işe yaramadığı zor tedavi edilen bazı kan kanserlerinde güçlü bir seçenek olabileceğine işaret eden Mehtap, "CAR-T hücre tedavisi, bir kişinin T hücrelerinin (bir tür beyaz kan hücresi) genlerini değiştirerek kanser hücrelerine saldırmalarını sağlayan hücre temelli bir gen tedavisidir. Bu tedavi, diğer tedavilerin artık etkili olmadığı bazı kanser türlerinde faydalı olabilir" dedi.

ALLOJENEİK KÖK HÜCRE NAKLİ&nbsp;
Türk Hematoloji Derneği Genel Sekreteri ve Kongre Sekreteri Prof. Dr. Elif Birtaş Ateşoğlu da allojeneik kök hücre nakli hakkında bilgiler paylaştı.
Kök hücrelerin, kemik iliğinde bulunan ve kan hücrelerini üreten ana hücreler olduğunu kaydeden Ateşoğlu, "Kök hücre nakli, bir hastaya kök hücrelerin verilmesi işlemidir. İşlem sırasında hastanın kök hücreleri kullanılırsa buna 'otolog' kök hücre nakli, başka sağlıklı bir kişinin (donör, verici) kök hücreleri nakledilirse bu işleme 'allojeneik' kök hücre nakli denir" dedi.
Prof. Dr. Elif Birtaş Ateşoğlu, allojeneik kök hücre naklinin akut lösemiler, lenfomalar gibi malign hastalıklar dışında kemik iliği yetersizliği ile giden aplastik anemi gibi hastalıklar ve bazı genetik ve bağışıklık sistemi hastalıklarında uygulandığını belirterek, bu hastalıkların çoğunluğunda kalıcı iyileşme sağlayabilecek tek tedavi yöntemi olduğunu aktardı.

İLK KÖK HÜCRE NAKİLLERİ
Türk Hematoloji Derneği Saymanı ve Kongre Sekreteri Prof. Dr. Oral Nevruz da, Türkiye'deki kök hücre nakil sayılarından bahsetti. Türkiye'de ilk otolog kök hücre naklinin 1984, allojeneikkök hücre naklinin ise uygun kardeşten 1985 yılında olduğunu aktaran Nevruz, sonraki yıllarda ise akraba dışı, kordon kanı ve haploidentic nakiller de başarı ile ve uluslararası standartlarda yapılmaya başlandığına dikkat çekti.

"BU ÇAĞ GERÇEKTEN MÜKEMMEL BİR ÇAĞ"
Türk Hematoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. İnci Alacacıoğlu ise CAR-T hücre tedavilerinde güncel gelişmeleri basın mensuplarıyla paylaştı.
Kanser tedavisinin artık yalnızca tümörü hedeflemediğini belirten Alacacıoğlu, "Tümör hücresini gözden kaçırabilen bağışıklık sistemi hücrelerini yeniden geliştirip, tekrardan 'bak bu tümör hücresi, artık bunları gör, öldür' dediğimiz tedaviler dönemindeyiz. Bu çağ gerçekten mükemmel bir çağ. CAR-T hücre tedavileri ile hematolojide tedavisi güç olan; nüks akut lenfoblastik lösemi (ALL), nüks/dirençli büyük B hücreli lenfoma (DBBHL) ve nüks/dirençli multiple myeloma (MM) gibi hastalıklarda önemli başarılar elde edilmiştir" dedi.


 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[18. Kemik İliği Transplantasyonu ve Hücresel Tedaviler Kongresi  - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 18 Apr 2026 09:21:41 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/18-kemik-iligi-transplantasyonu-ve-hucresel-tedaviler-kongresi-122445-20260418.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/18-kemik-iligi-transplantasyonu-ve-hucresel-tedaviler-kongresi-122445-20260418.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/18-kemik-iligi-transplantasyonu-ve-hucresel-tedaviler-kongresi-122445-20260418.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Antalya’da hemofili kongresinde kritik uyarı ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-antalyada-hemofili-kongresinde-kritik-uyari-72576.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-antalyada-hemofili-kongresinde-kritik-uyari-72576.html</link>
                    <description><![CDATA[Antalya'da düzenlenen 23. Türkiye Hemofili Kongresi'nde konuşan İstanbul Üniversitesi Rektörü ve Türkiye Hemofili Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, hemofili tedavisinde Türkiye'nin halen ithal ilaçlara bağımlı olduğunu belirterek, "Hastalarımızı hala ithal ilaçlarla tedavi ediyoruz. Öncü, özgün ve çığır açıcı araştırmalarımızın ürüne dönüşmesi gerekiyor" dedi.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Türkiye Hemofili Derneği ile Hemofili Dernekleri Federasyonu iş birliğinde düzenlenen 23. Türkiye Hemofili Kongresi, 15-17 Nisan tarihleri arasında Antalya'nın Belek turizm merkezinde gerçekleştiriliyor. Kongre kapsamında İHA'ya açıklamalarda bulunan İstanbul Üniversitesi Rektörü ve Türkiye Hemofili Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, Türkiye'nin hemofili tedavisinde ithal ilaçlara bağımlılığını sonlandırması gerektiğini belirterek, yerli araştırma ve geliştirme çalışmalarıyla özgün ilaç üretimine geçilmesinin önemine işaret etti.

"HALA İTHAL İLAÇLARLA HASTALARIMIZI TEDAVİ EDİYORUZ"
Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, Türkiye'nin sağlık alanında önemli bir noktada bulunduğunu ancak tıbbın sürekli gelişen bir alan olduğunu belirterek, bu gelişimin parçası olabilmek için araştırma sisteminin güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Türkiye'nin hemofili alanında kendi üretim kapasitesini geliştirmesi gerektiğini ifade eden Zülfikar, "Şu ana kadar hastalarımızı hala ithal ilaçlarla tedavi ediyoruz. Burada öncelik vermemiz gereken hususlardan biri, ülkemizin her alanda olduğu gibi kendi yatırımlarını kendisinin yapması ve ülkemizdeki araştırmacılardan istifade etmesidir. Böylelikle öncü, özgün ve çığır açıcı araştırmalarımız ürüne dönüşebilir" dedi.

Bu alanda yalnızca hekimlerin değil, farklı disiplinlerden araştırmacıların da birlikte çalışması gerektiğini vurgulayan Zülfikar, sanayi, iş dünyası ve kamu kurumlarının da sürece yatırım yapmasının önem taşıdığını dile getirdi.

"SÜREKLİ SATIN ALARAK BİR YERE KADAR İLERLEYEBİLİYORUZ"
Türkiye'nin sağlık alanındaki birikiminin üretime dönüştürülmesi gerektiğine dikkat çeken Zülfikar, "Bu alanda yalnızca biz uzmanlar ve hekimler değil, diğer araştırmacılar da birlikte çalışmalı. Endüstrinin, iş insanlarının ve resmi kurumların da yatırım yapması gerekiyor ki ülkemiz bu alanda yeni ürünler üretebilsin. Aksi halde sürekli satın alarak bir yere kadar ilerleyebiliyoruz" ifadelerini kullandı.

"BİR KISIM HASTA ÜRÜNE VE TEDAVİYE ULAŞMAKTA ZORLUK ÇEKİYOR"
Hemofili tedavisinde bazı hastaların ürüne erişimde güçlük yaşayabildiğini belirten Zülfikar, "Bir noktadan sonra daha ucuz ve daha fazla bulunan ürünlere yönelmek zorunda kalıyoruz. Ülkemizde hastaların bir kısmı ürüne ve tedaviye ulaşmakta da zorluk çekiyor. Sağlıkta çok ilerideyiz, çok şükür, bu yönlerimiz oldukça iyi. Ama tıp burada durmuyor" diye konuştu.
Tıbbın geldiği noktada yalnızca mevcut uygulamaları sürdürmenin yeterli olmadığını ifade eden Zülfikar, daha ileriye gidilebilmesi için araştırmanın merkezde olması gerektiğini söyledi.

"YENİ BİLGİ ANCAK ARAŞTIRMAYLA ELDE EDİLİR"
Araştırmanın sağlık alanındaki gelişimin temel unsuru olduğunu vurgulayan Zülfikar, "Tıbbın daha ileriye gidebilmesi için bizim de mutlaka araştırma sisteminin içinde olmamız gerekiyor. Yeni bilgi ancak araştırmayla elde edilir. Bizim ısrarla söylediğimiz şey, ülkemizde araştırmaları artırmak, araştırmacı sayısını çoğaltmak, onları yüreklendirmek ve onlara güven vermektir" dedi.
Araştırmacıların yalnızca hasta muayenesiyle sınırlı bir meslek hayatı sürmemesi gerektiğini belirten Zülfikar, bilimsel üretimin fikri mülkiyet ve patent gibi alanlarla da desteklenmesi gerektiğini kaydetti. Zülfikar, "Hekimlerimizin yalnızca hasta muayenesiyle sınırlı kalmaması, fikri mülkiyet ve patent gibi alanlarda da kendilerine yeni gelecekler kurması gerekir. Böylece arkalarından önemli meslektaşlarını da bu alana çekebilirler" ifadelerine yer verdi.

"BU BİR ANLAYIŞ DEĞİŞİKLİĞİDİR"
Türkiye'de hemofili alanında ticarileşebilecek bir ürün üretme aşamasına gelinip gelinmediğine ilişkin de değerlendirmede bulunan Zülfikar, bu noktada henüz istenilen seviyeye ulaşılmadığını söyledi. Ancak temel bilgi ve uygulama tecrübesinin bulunduğunu vurgulayan Zülfikar, bunun bir zihniyet değişimiyle mümkün olabileceğini dile getirdi.

Zülfikar, "Türkiye'nin herhangi bir yerinde hemofilinin ticariye yansıyacak bir ürününü üretme aşamasına gelmiş biri var mı diye sorarsanız, buna ‘hayır' derim. Ama bunun temel bilgisine sahip, uygulamadaki bilgi birikimini taşıyan insanlar var mı? Evet, var. Ancak bunu hayata geçirebilmek bir anlayış değişikliğidir, gerçekten bir tarz değişikliğidir. Öncelikle kamuoyunun buna inanması lazım, bu olabilir. Bilim dünyasının buna inanması lazım, bu olabilir. Akademisyenlerimizin de 40 yıllık uzun akademik ömürlerine bu gözle bakmaları ve bunun için çaba göstermeleri gerekiyor. Biz de üniversiteler olarak bu heyecanı duyuyor, sürdürmek istiyoruz. Eminim Sosyal Güvenlik Kurumu da, Sağlık Bakanlığı da bu arzunun içinde. Nitekim Sağlık Bakanlığının da ‘Üreten Sağlık' şeklinde bir sloganı var. Onlar da bu isteği taşıyor. Niye olmasın" dedi.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Antalya’da hemofili kongresinde kritik uyarı  - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 06:46:07 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/antalyada-hemofili-kongresinde-kritik-uyari-094946-20260417.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/antalyada-hemofili-kongresinde-kritik-uyari-094946-20260417.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/antalyada-hemofili-kongresinde-kritik-uyari-094946-20260417.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Antalya’da pediatristlerden şiddet alarmı ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-antalyada-pediatristlerden-siddet-alarmi-72572.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-antalyada-pediatristlerden-siddet-alarmi-72572.html</link>
                    <description><![CDATA[Çocuk doktorları, Kahramanmaraş’taki okul saldırısı başta olmak üzere yaşanan şiddet olaylarına dikkat çekti. Prof. Dr. Özgür Kasapçopur, "Çocuklar ellerinde silahla değil kitapla dolaşmalı. Mafyanın kutsandığı dizilerin, mafyatik ilişkilerin ön plana çıktığı bütün ortamların, her tür şiddeti doğuran ortamın ortadan kaldırılmasını istiyoruz. Her yıl ülkemizdeki çocuklar arasındaki şiddetin yüzde 10 oranında arttığını vurgulamak istiyorum, alarm zilleri olarak karşımıza geliyor" dedi.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Türkiye’nin dört bir yanından hekimlerin katıldığı, uluslararası konuşmacıların yer aldığı Türk Pediatri Kurumu Derneği tarafından "Umudun adı: Çocuk" çağrısıyla düzenlenen 61. Türk Pediatri Kongresi Antalya’da başladı. 15-19 Nisan tarihleri arasında gerçekleşecek kongre çerçevesinde yapılan basın toplantısına Türk Pediatri Kurumu Başkanı Prof. Dr. Özgür Kasapçopur, Kongre Başkanı Prof. Dr. Bülent Karadağ, Prof. Dr. Haluk Çokuğraş, Prof. Dr. Fügen Çullu Çokuğraş, Prof. Dr. Ömer Faruk Beşer, Prof. Dr. Nur Canpolat, Prof. Dr. Kenan Barut, Prof. Dr. Ertuğrul Kıykım, Prof. Dr. Ayşe Çiğdem Aktuğlu Zeybek, Doç. Dr. Esra Özek Yücel ve Prof. Dr. Metin Aydoğan, Prof. Dr. Burak Doğangün katıldı. Toplantıya Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırısından duydukları üzüntüyü ifade ederken başlayan hekimler, şiddetin sonlanması için yapılması gerekenleri sıraladı. Çocuk sağlığı ve hastalıklarına ilişkin açıklamalarda bulunan uzmanlar, topluma önemli uyarılarda bulundu.

"HER TÜRLÜ ŞİDDET DOĞRURAN ORTAMIN KALDIRILMASINI İSTİYORUZ"
‘Yüreğimiz yandı’ diyerek sözlerine başlayan Çocuk Romatoloji Uzmanı Prof. Dr. Özgür Kasapçopur, "Kahramanmaraş’ta yaşanan olaylar bizleri iyice üzen noktalara geldi. Bu şiddetin nereden çıktığını ortaya koymamız gerekiyor. Çocuklar ellerinde silahla değil kitapla dolaşmalı. Bunların özendirilmesi çocuklarda ciddi olarak şiddeti körükleyen bir unsur olarak karşımıza çıkmakta. Mafyanın kutsandığı dizilerin, mafyatik ilişkilerin ön plana çıktığı bütün ortamların gözden geçirilmesi, yaşam dışına çıkartılması gerektiğini söylüyoruz. Çocuklarımız için iyi bir geleceği kurmak için siber zorbalığın da mutlaka önlenmesi gerektiğini düşünüyor, bunlarla birlikte ortadan kaldırılmasını istiyoruz. Eğer yapmaz isek bizleri gerçekten çok kötü bir senaryo bekliyor. Her tür şiddeti doğuran ortamın ortadan kaldırılmasını istiyoruz. Her yıl ülkemizdeki çocuklar arasındaki şiddetin yüzde 10 oranında arttığını vurgulamak istiyorum, alarm zilleri olarak karşımıza geliyor" dedi.

"MUTLAKA ÇÖZÜMLER ÜRETMEK GEREKİYOR"
Yaşananların kabul edilemez olduğunu ifade eden ve şiddet eğilimine karşı toplumun bir bütün olarak hareket etmesi gerektiğini aktaran Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Burak Doğangün, "Hepimiz şoktayız, biz yetişkinler de çocuk masumiyetiyle örtüşmeyen eylemler gördüğümüzde şok oluyoruz. Çok faktöre bağlı olduğunu söyleyebiliriz. Kısa, orta, uzun vadede yapılacaklar var. Unutmamamız gerekiyor, orta ve uzun vadede mutlaka çözümler üretmek gerekiyor. Hepimiz tırnak içinde; suçluyuz, hepimiz risk altındayız. Kendi çocuklarımız da hem zorbalık yapabilir hem zorbalığa maruz kalabilir. ‘Sorunu, problemi böyle çözebilirim’ şiddeti böyle görüyor, öğreniyor. Bu da bir kısır döngüye sebep oluyor. Tabi çocuk erkil aile içinde de belli bir dönem sonra annenin ve babanın fonksiyonu da düşüyor yani; çocuk karar veriyor" diye konuştu.

"EKRANLARDAN ÜZERİMİZE ŞİDDET AKIYOR"
‘Ekranlardan üzerimize şiddet boca oluyor’ diyen Prof. Dr. Haluk Çokuğraş, "Gerçekten akıyor çünkü dünya başka bir yere evrildi. Bir Trump var, Netanyahu var, çocukların sürekli öldürüldüğü, insanların öldürüldüğü, kıyıma uğradığı bir süreç yaşıyoruz. Bunları çocuklar hem televizyonlardan hem sosyal medyadan görüyorlar. O televizyonlarda gösterilen şiddet sahnelerin herhalde çok azaltılması lazım. Belki bu oyunların ki bunlar bize özgü değil, global bir şey herhalde kısıtlanması gerekecek. Günümüzde 100 binden fazla aile çocuğuna aşı yaptırmıyor maalesef ve maalesef uzun süre görmediğimiz, eski hastalıklar hortluyor. Kızamık hortluyor, suçiçeği az da olsa vardı, boğmaca vakaları zaman zaman artıyor. Dolayısıyla daha önce neredeyse yok etmeye yaklaştığımız hastalıklar tekrardan hortlayacaktır. En korktuğumuz şey; mesela polio" ifadelerimi kullandı.

"BOYUN FITIĞI OLAN 8 YAŞINDAKİ GÖRMEYE BAŞLADIK, ÇOK ÇOK ACI"
Öte yandan toplantıda konuşan Prof. Dr. Kenan Barut, dijital bağımlılık sebebiyle çocuklarda çok küçük yaşlarda gördükleri hastalıklara ilişkin, "Bir çocuk romatoloji uzmanı olarak boyun fıtığı olan 8 yaşındaki çocukları görmeye başladık, çok çok acı. Normalde 40-50 yaş gibi yaşlarda gözükecekken 8-9 yaş gibi görmeye başladık" dedi. Çocuk Beslenme ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ertuğrul Kıykım ise bilinçsiz takviye kullanımının yanlışlığına dikkat çekti, hekim önerisi olmadan ürünlerin kullanılmaması gerektiğini aktardı.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Antalya’da pediatristlerden şiddet alarmı  - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 14:33:46 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/antalyada-pediatristlerden-siddet-alarmi-173840-20260416.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/antalyada-pediatristlerden-siddet-alarmi-173840-20260416.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/antalyada-pediatristlerden-siddet-alarmi-173840-20260416.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[23. Türkiye Hemofili Kongresi Antalya’da başladı]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-23-turkiye-hemofili-kongresi-antalyada-basladi-72558.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-23-turkiye-hemofili-kongresi-antalyada-basladi-72558.html</link>
                    <description><![CDATA[Antalya’da başlayan 23. Türkiye Hemofili Kongresi’nde hemofilide kanamayı önlemeye yönelik tedavilerde gelinen aşama, son 15 yılda yaşanan gelişmeler ve deri altı uygulamaların hastaların yaşamına etkisi gündeme geldi. Tedavide profilaksi yaklaşımının son yıllarda belirgin şekilde güç kazandığını belirten Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, "Yaklaşık 30 senedir kanamanın önlenmesi, yani profilaksi dediğimiz olay üzerinde çalışılıyor. Ama geldiğimiz dönemde artık son beş senedir zirveye ulaştı" dedi. Prof. Dr. Yeşim Dargaud, "Son 15 yıl içerisinde hemofili konusunda tedaviler, ürünler olağanın üzerinde gelişme kaydetti" derken, Prof. Dr. Kaan Kavaklı ise, "Deri altı tedaviler hastalarımızın ve ailelerimizin hayat kalitesini oldukça artırdı" ifadelerini kullandı.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Türkiye Hemofili Derneği ile Hemofili Dernekleri Federasyonu iş birliğinde düzenlenen 23. Türkiye Hemofili Kongresi, 15-17 Nisan tarihleri arasında Antalya’nın Belek turizm merkezinde gerçekleştiriliyor. Kongre kapsamında düzenlenen basın toplantısında, kalıtsal kanama bozuklukları olan hemofilide farkındalık, yaşam kalitesi ve en güncel tedavi yöntemleri ele alındı. Uzman sağlık profesyonellerinin yanı sıra hasta ve hasta yakınlarının da katıldığı kongrede, hem bilimsel gelişmeler hem de tedaviye erişimde gelinen aşama değerlendirildi.

TÜRKİYE, DÜNYADA SÜRDÜRÜLEN KLİNİK ÇALIŞMALARDA YÜZDE 10'UN ÜZERİNDE YER ALIYOR
Açılış konuşmasını yapan İstanbul Üniversitesi Rektörü ve Türkiye Hemofili Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, Türkiye’nin hemofili alanındaki küresel klinik çalışmalarda önemli bir paya sahip olduğunu belirtti. Zülfikar, dünyada halen bin 102 klinik çalışma yürütüldüğünü, Türkiye’nin bunların 121’inde yer aldığını söyleyerek, "Türkiye dünyada yapılan klinik çalışmalarda yüzde 10’undan daha fazla bulunuyor. Burada öncelik hastaların derdine derman olabilmektir. Şifasına vesile olabilmektir" ifadelerini kullandı.
Araştırmaların ikinci amacının bilgiyi derinleştirmek ve yeni bilgi üretmek olduğunu belirten Zülfikar, araştırma geliştirme faaliyetlerinin yayına dönüştürülmesinin ve mümkün olduğunda ürünlerin hastaların kullanımına sunulmasının önem taşıdığını ifade etti.

"BUGÜN HASTALARIMIZ NORMAL YAŞAM SÜREÇLERİNİ SÜRDÜRÜYORLAR"
Lyon Üniversitesi Hemostaz Merkezi Başkanı Prof. Dr. Yeşim Dargaud ise, hemofili tedavisinde son 15 yıl içinde önemli gelişmeler yaşandığını söyledi. Dargaud, "Son 15 yıl içerisinde hemofili konusunda tedaviler, ürünler olağanın üzerinde gelişme kaydetti. Bunlar hastalar açısından gerçekten ümidimizin üzerinde gelişmeler oldu" dedi.
Bu gelişmelerin hastaların geleceği açısından umut verici olduğunu kaydeden Dargaud, hemofili hastalığının tarihi seyrine de değindi. 1900’lü yıllarda hemofili hastalarının yaşam süresinin 12-13 yaş civarında olduğunu belirten Dargaud, bugün ise geliştirilen tedaviler sayesinde hastaların 60-70-80 yaşlarına kadar yaşayabildiğini ifade etti. Dargaud, "Bugün hastalarımız normal yaşam süreçlerini sürdürüyorlar. Sanki hastalığı olmayan insanlar gibi 60-70-80 yaşına kadar devam ediyorlar. Bunlar ürünler ve tedaviler sayesinde oldu" şeklinde konuştu.

ÇOCUKLARDA BEYİN KANAMALARINDA BÜYÜK DÜŞÜŞ
Yeni tedavi yöntemlerinin özellikle çocuk hastalar açısından önemli sonuçlar doğurduğunu belirten Dargaud, geçmişte yalnızca damardan uygulanabilen faktör tedavilerinin yeni doğan ve küçük yaş grubundaki çocuklarda büyük güçlük oluşturduğunu söyledi. Bu nedenle tüm çabalara rağmen beyin kanamaları görülebildiğini ifade eden Dargaud, cilt altı ilaçlarla birlikte bu tabloda önemli bir değişim yaşandığını dile getirdi. Dargaud, "Hemofili hastalarında yeni doğan dönemi ve özellikle yaşamın ilk 4-5 yılı en hassas dönemlerden biri. Bu süreçte bizi en çok korkutan tablo ise beyin kanamaları. Yaklaşık 10 yıl öncesine kadar yalnızca damardan uygulanabilen faktör tedavileri vardı.

Ancak yeni doğan çocuklara haftada birkaç kez damar yoluyla enjeksiyon yapmak aileler için son derece zordu. Tedavinin uygulamadaki güçlüğü ve ürünlerin etki sürelerinin sınırlı olması nedeniyle, tüm çabalara rağmen beyin kanamaları görülebiliyordu. Cilt altı ilaçların devreye girmesiyle birlikte bu tabloda önemli bir değişim yaşandı. Bugün Avrupa’da bu ilaçlara neredeyse doğumdan itibaren başlanıyor. Bu sayede çocuklarda beyin kanamalarında çok büyük bir düşüş sağlandı. Nitekim ben, cilt altı ilaçların kullanılmaya başlamasından bu yana Fransa’da son 5 yılda bu tür bir vakaya rastlandığını duymadım" dedi.

"DERİ ALTI TEDAVİLER HAYAT KALİTESİNİ OLDUKÇA ARTIRDI"
Hemofili Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Prof. Dr. Kaan Kavaklı da doğumsal kanama hastalıklarının genetik ve hayat boyu devam eden hastalıklar olduğunu söyledi. Bu nedenle hastaların, ailelerin ve sağlık çalışanlarının uzun süreli bir tedavi sürecinin parçası olduğunu belirten Kavaklı, kongrede doktorlar, hemşireler, hastalar ve dernek yetkililerinin bir araya geldiğini ifade etti. Hastaların geçmişte bebeklikten itibaren haftada 2-3 kez damar yoluyla tedavi almak zorunda kaldığını belirten Kavaklı, "1-2 yaşından başlayarak 10 yaşına, 15 yaşına, 35-40, 50-60 yaşına kadar bu tedaviyi götürmek oldukça zordu. Neyse ki son 5-6 yılda deri altından uygulanan ilaçlar ortaya çıktı. Onlar da Türkiye’ye geldi çok şükür, hastalarımızın ve ailelerimizin hayat kalitesini oldukça artırdı" diye konuştu.
Özellikle bebek ve çocuk hastalarda bu ilaçların başarılı sonuçlar verdiğini belirten Kavaklı, diğer yaş gruplarındaki hastaların da bu tedavilerden yararlanmasını istediklerini söyledi.

GERİ ÖDEME SİSTEMİNDE YENİ BEKLENTİ
Kavaklı, Türkiye’de SGK tarafından damar yoluyla kullanılan temel ürünlerin geri ödeme kapsamında karşılandığını, bu ürünlerin hastaların kanamadan ölmesini engellediğini ve ameliyat olmalarını sağladığını kaydetti. Deri altı ürünlerin yeni yeni Türkiye’ye girdiğini belirten Kavaklı, "Deri altı tedavi seçenekleri Türkiye’de henüz yeni uygulanmaya başlandığı için bu alandaki gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Daha fazla hastamızın bu tedavilerden yararlanabilmesi, uzun yıllar kullanabilecekleri daha kolay uygulanan yöntemlere geçebilmesi için geri ödeme sisteminde de önemli katkılar bekliyoruz" dedi.

"KANAMAYI ÖNLEMEDE SON 5 YILDA ZİRVEYE ULAŞILDI"
Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, 17 Nisan Dünya Hemofili Günü kapsamında farkındalığı artırmayı amaçladıklarını belirterek, benzer şikayetleri olan kişilerin hekime ve sağlık kuruluşlarına başvurması gerektiğini söyledi. Kalıtsal kanama bozukluğu olanlarda artık yalnızca kanamayı durdurmanın değil, kanamayı önlemenin ön plana çıktığını belirten Zülfikar, "Hastalarımızla konuştuğumuzda bir kanama yaşandığında sık sık ‘Ne kadar şansım var?’ sorusuyla karşılaşıyoruz. Çünkü burada temel mesele kanamayı durdurabilmek. Kanama, hayatın en büyük risklerinden biri; kontrol altına alınamadığında ölümcül sonuçlara yol açabiliyor. Bu nedenle tıp dünyası, kanamanın nasıl durdurulacağı ve nasıl önleneceği üzerine yoğun şekilde çalışıyor. Kalıtsal kanama bozukluğu olan bireylerin ise bu riski hayatın olağan bir parçası olarak her gün hissettiğini unutmamak gerekiyor. 

Başkaları için savaş ya da cinayet gibi olağanüstü durumlarda akla gelen kanama riski, bu hastalar için günlük yaşamın içinde karşılık bulan bir tehlike. Bu yüzden günümüzde kalıtsal kanama bozukluğu olan hastalarda yalnızca kanamayı durdurmak değil, kanamanın hiç oluşmamasını sağlamak da öncelikli hedef haline geldi. Yaklaşık otuz senedir kanamanın önlenmesi yani profilaksi dediğimiz olay üzerinde çalışılıyor. Ama geldiğimiz dönemde artık son beş senedir zirveye ulaştı. Son 10 senede de tedavi araçlarının, tedavi malzemelerinin daha kolay ulaşılabilir ve daha kolay uygulanabilirliği üzerinde gidiyoruz. Ülkemiz bu ürünlere ulaşımı sağladı, erişilebilir oldu bu ürünler. Ama bu erişilebilir ürünlerden tedaviyi kolaylaştıracak olanlara geçişimiz üzerinde konuşuyoruz" ifadelerini kulandı.

Tedavideki ilerlemelerin hastanede kalış sürelerini, cerrahi müdahale maliyetlerini ve faktör ücretlerini azalttığını belirten Zülfikar, yeni yöntemlerin maddi açıdan da önemli sonuçlar doğurduğunu söyledi. Zülfikar, "Hastanede kalma süresi, proteze verilen ücret, ameliyat için harcadığımız faktör ücretleri bir kenara konulduğunda yapılan uygulamalar maddi açıdan da ekonomik tercihlerdir" ifadelerini kullandı.

ÇOCUKLARDA YENİ TABLO
Prof. Dr. Kaan Kavaklı, son 15 yılda geliştirilen ilaçlarla birlikte çocukların ve gençlerin eğitim ve sosyal yaşamında önemli değişim görüldüğünü söyledi. Daha önce çocukların evde kalmak zorunda olduğunu, bugün ise ilkokulu bitiren, ortaokul ve üniversiteye başlayan, meslek sahibi olan gençlerle karşılaştıklarını belirten Kavaklı, Türkiye’de yaklaşık 1-2 yıldır deri altı ilaçların kullanıldığını ve özellikle küçük çocuklar ile ailelerinin bu tedavilerden memnun olduğunu ifade etti. Kavaklı, "Şu anda ilkokulu bitiren, ortaokul ve üniversiteye başlayan, değişik mesleklere kavuşan gençlerle bir aradayız" dedi.

KADIN TAŞIYICILAR İÇİN DİKKAT ÇEKEN UYARI&nbsp;
Prof. Dr. Yeşim Dargaud, bugün cilt altı ilaçlarla profilaksi görme şansı bulunan çocuklarda eklemlerin daha iyi korunabildiğini ancak geçmişte yeterli tedavi alamamış erişkin hastalarda eklem içi kanamaların yol açtığı hasarın sürdüğüne işaret etti. Dargaud, "Bugünkü hemofili çocukları bu cilt altı ilaçlarla profilaksi görme şansı olan çocuklar, eklemlerini gayet güzel koruyabildiğimiz hastalar. Onların inşallah gelecekte böyle eklem problemleri olmayacak, proteze falan ihtiyaçları olmayacak. Ama şunu da bilmek lazım ki bu hastalar eklem içinde kanıyorlar ve kanın eklem içindeki neden olduğu tahribat geri çevrilemeyen bir reaksiyon" dedi.
Erişkin hastalarda ağrı, artroz ve protez ihtiyacının sürdüğünü belirten Dargaud, "Şimdi erişkin olan hastalar, eklemleri bu şekilde olan hastalar, ilaçlarımız her ne kadar düzgün olsa da maalesef ağrıları var, maalesef artroz problemleri var ve gene de proteze ihtiyaçları var. Bunun da çaresini bulmuş değiliz" diye konuştu.

KADINLARDA KANAMA BOZUKLUĞU OLANLAR MERCEK ALTINA ALINMALI
Prof. Dr. Yeşim Dargaud, hemofili genini taşıyan kadınların da uzun yıllar göz ardı edildiğine dikkat çekerken, kadın kanama bozukluğu olanların mercek altına alınması gerektiğini dile getirdi. "Genelde hep hemofiliyi kadınlar veriyor, kendileri hasta değil denirdi. Hayır. Kadınların bir geninde hastalık var, diğerinde yok. Dolayısıyla hafif hemofilik erkek hastalar gibi yaklaşık yüzde 30’u da kanamalı olabilir" dedi.
Bu kadınların bulunması ve tedavi edilmesi gerektiğini belirten Dargaud, "Şimdi gidip bu kadınları da bulmak lazım. Çünkü onların da regl olduklarında aşırı kanamaları var, anemileri var. Bunların da tedavisini düzgün yapmamız lazım" ifadelerini kullandı.

"HEMOFİLİ MERKEZLERİNİN SAYISI ARTIRILMALI"
Prof. Dr. Kaan Kavaklı ise yeni tedavilerin gelecekte oluşabilecek hasarları önleyebildiğini, ancak geçmişte eklem kanamaları yaşamış erişkin hastalarda ortopedik sorunların sürdüğünü söyledi. Bu nedenle hemofili hastalarına yönelik ameliyatları yapabilecek uzmanlaşmış merkezlerin sayısının artırılması gerektiğini belirten Kavaklı, "Hayat boyu devam eden hastalıkta, daha önceki yıllarda imkanlardan yeteri kadar faydalanmayıp son yıllarda bu gelişmeden faydalanan hastalarda daha önceki eklem problemlerinin bir bölümü devam ediyor. Ve bunların ortopedik ameliyatlara ihtiyacı var. Şu anda yeni tanı koyduğumuz 5-10 yıldakiler çok sağlıklı gidiyor, hiçbir eklem kanamaları olmadan. Ama şu anda yaşı 15-20-30 olanlarda eskiden kaynaklanan eklem problemleri var" dedi.
Türkiye’de bu ameliyatların daha çok İstanbul Üniversitesi ve Ege Üniversitesi’nde yapıldığını ifade eden Kavaklı, "Türkiye’nin her yerinden gelen hastaların ameliyatlarını yapmaya çalışıyoruz ama bu tabii 80 milyonluk bir ülkede yetmez. Demek ki daha kapsamlı hemofili merkezlerinin de sayısının artması lazım" ifadelerini kullandı.

"TÜRKİYE'DE 120 BİN KİŞİLİK BİR TOPLULUĞA HİTAP EDİYOR"
Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, hemofili hastalığına Türkiye’de 10 binde bir rastlandığını söyledi. Tanı konulamamış hastalar, yurt dışına göç etmiş aileler ve diğer kalıtsal kanama bozuklukları da dikkate alındığında çok daha geniş bir topluluğun söz konusu olduğunu belirten Zülfikar, "Sadece hemofili A değil, B’si, Von Willebrand’ı ve diğerlerini topladığınız zaman bu yaklaşık 120 bin kişilik bir kitleye hitap ediyor" dedi.


 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[23. Türkiye Hemofili Kongresi Antalya’da başladı - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 09:45:57 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/23-turkiye-hemofili-kongresi-antalyada-basladi-124851-20260416.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/23-turkiye-hemofili-kongresi-antalyada-basladi-124851-20260416.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/23-turkiye-hemofili-kongresi-antalyada-basladi-124851-20260416.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Kepez’de göz muayenelerinde hız ve konfor ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-kepezde-goz-muayenelerinde-hiz-ve-konfor-72553.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-kepezde-goz-muayenelerinde-hiz-ve-konfor-72553.html</link>
                    <description><![CDATA[Kepez Belediyesi, sağlık alanındaki yatırımlarına bir yenisini daha ekleyerek Sağlık Merkezi envanterini modern cihazlarla güçlendirmeyi sürdürüyor. Göz muayenelerinde hız, konfor ve yüksek doğruluk sağlayan yeni nesil cihaz sayesinde vatandaşlara daha kaliteli ve güvenilir sağlık hizmeti sunulacak.

]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Kepez Belediyesi Sağlık Merkezi, vatandaşların sağlık hizmetlerine daha hızlı, güvenilir ve konforlu şekilde erişebilmesi amacıyla yatırımlarını aralıksız sürdürüyor. Sağlığa verdiği önem doğrultusunda hem fiziki altyapısını güçlendiren hem de teknolojik donanımını yenileyen Kepez Belediyesi, bu kapsamda Sağlık Merkezi envanterine Tonometre cihazını kazandırdı. Dördü bir arada özelliğiyle dikkat çeken cihaz; refraksiyon, keratometri, tonometri ve pakimetri ölçümlerini tek platformda gerçekleştirerek muayene sürecini önemli ölçüde kolaylaştırıyor. 

Tam otomatik ölçüm sistemi sayesinde hastanın gözünü algılayıp hizalayan cihaz, her iki gözün ölçümünü tek dokunuşla kısa sürede tamamlıyor. Döner prizma teknolojisi ile küçük pupil çaplarında dahi yüksek doğruluk sağlayan sistem, katarakt modu sayesinde opaklığı bulunan gözlerde de başarılı ölçümler yapabiliyor. Ayrıca kornea kalınlığını dikkate alarak düzeltilmiş göz içi basıncı ölçümü sunması, özellikle glokom teşhisinde daha güvenilir veriler elde edilmesine katkı sağlıyor. Hasta konforunu ön planda tutan cihaz, optimize edilmiş hava basıncı sistemiyle ölçüm sırasında minimum düzeyde hava püskürterek irkilmeyi azaltıyor. Kompakt tasarımı ve ergonomik kullanımıyla hem sağlık personeline hem de hastalara kolaylık sağlayan cihaz, Kepez’de sunulan sağlık hizmetlerinin niteliğini bir adım daha ileri taşıyor.

Kepez Belediyesi Sağlık Merkezi toplum sağlığını önceleyen çalışmalarıyla, modern tıbbi cihaz yatırımları ve koruyucu sağlık hizmetleriyle vatandaşların yaşam kalitesini artırmayı hedefliyor.


 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Kepez’de göz muayenelerinde hız ve konfor  - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 08:59:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/kepezde-goz-muayenelerinde-hiz-ve-konfor-120021-20260416.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/kepezde-goz-muayenelerinde-hiz-ve-konfor-120021-20260416.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/kepezde-goz-muayenelerinde-hiz-ve-konfor-120021-20260416.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Manavgat’tan sağlıkta büyük başarı]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-manavgattan-saglikta-buyuk-basari-72509.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-manavgattan-saglikta-buyuk-basari-72509.html</link>
                    <description><![CDATA[Manavgat Devlet Hastanesi, Antalya İl Sağlık Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen değerlendirmede, inme vakalarına müdahale hızı ve başarı oranıyla tüm hastaneleri geride bırakarak il birincisi seçildi.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Antalya İl Sağlık Müdürlüğü bünyesindeki hastanelerin katılımıyla düzenlenen İnme Değerlendirme Toplantısı'nda Manavgat Devlet Hastanesi büyük bir başarıya imza attı. Beyne pıhtı atması sonucu oluşan felç durumlarına karşı verilen mücadelede, 10 binde 26,5 oranıyla en hızlı ve en yüksek oranda müdahale eden hastane olan Manavgat Devlet Hastanesi, Antalya’nın zirvesine yerleşti.

REKOR ORANLA GELEN TEŞEKKÜR
İnme Komisyonu üyeleri ve Antalya İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Behzat Özkan tarafından açıklanan verilere göre; Manavgat Devlet Hastanesi, özellikle ilk 4 saat içinde uygulanan ve hayati önem taşıyan trombolitik tedavi (pıhtı eritici ilaç ile damar açılması) başarısıyla örnek teşkil etti. Hastane yönetimi ve personeli, sergiledikleri üstün performans nedeniyle komisyon tarafından teşekkürle ödüllendirildi.

"ZAMANLA YARIŞIYORUZ, FELCİ ENGELLİYORUZ"
Elde edilen başarıya ilişkin açıklamalarda bulunan Manavgat Devlet Hastanesi Başhekimi Opr. Dr. Mehmet Deniz, inme tedavisinde hızın hayati önem taşıdığını vurguladı. Dr. Deniz, "Beyne pıhtı attığında, beyin dokusu oksijensiz kalarak işlevini yitirir ve bu durum vücutta kalıcı felçlere yol açar. Ancak ilk 4 buçuk saatlik altın dilimde uyguladığımız pıhtı eritici tedaviyle bu felç durumunu tamamen veya tamama yakın düzeltebiliyoruz. Burada en kritik nokta doğru teşhis ve sürattir" dedi.

"BU BİR EKİP VE HİZMET AŞKI BAŞARISIDIR"
Başarıda emeği geçen tüm personele teşekkür eden Başhekim Deniz, "Birçok büyük hastanenin yer aldığı bu platformda, komisyonun; ‘Manavgat Devlet Hastanesi bu konuda sorunsuz çalışıyor, örnek teşkil ediyorlar’ diyerek bizleri onurlandırması en büyük gurur kaynağımızdır. Bu başarı; acil servis doktorlarımız, nöroloji uzmanlarımız ve koordinasyon birimimizin bir ekip ruhuyla, hizmet aşkıyla ve fedakarlıkla çalışmasının sonucudur. Tüm ekibime yürekten teşekkür ediyor, başarılarımızın devamını diliyorum" İfadelerini kullandı
Manavgat Devlet Hastanesi, elde ettiği bu oranla sadece Antalya’da değil, bölge genelinde inme ile mücadelede en güvenilir merkezlerden biri olduğunu kanıtlamış oldu.


 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Manavgat’tan sağlıkta büyük başarı - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 07:32:46 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/manavgattan-saglikta-buyuk-basari-103544-20260415.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/manavgattan-saglikta-buyuk-basari-103544-20260415.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/manavgattan-saglikta-buyuk-basari-103544-20260415.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Alanya'da 3 ayda 9 bin 937 hastaya sağlık hizmeti verildi]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-alanyada-3-ayda-9-bin-937-hastaya-saglik-hizmeti-verildi-72454.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-alanyada-3-ayda-9-bin-937-hastaya-saglik-hizmeti-verildi-72454.html</link>
                    <description><![CDATA[Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Odyometri Birimi, 2026'nın ilk üç ayında 9 bin 937 hastaya sağlık hizmeti sundu.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Kulak Burun Boğaz hekimlerinin yönlendirmesiyle görev yapan odyologlar ve odyometristler, işitme ve denge bozukluklarının tanı, tedavi ve rehabilitasyon süreçlerinde rol üstleniyor. Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde Sorumlu Odyometrist Nezahat Küçük, birimde her yaş grubuna yönelik kapsamlı hizmet sunulduğunu belirterek, "Odyolojik testler, timpanometri, yenidoğan işitme taraması (BERA), denge ve koordinasyon testleri ile klinik BERA uygulamaları, deneyimli odyolog ve odyometristlerimiz tarafından sessiz kabin ortamında, ağrısız ve güvenli şekilde uygulanmaktadır. Bu sayede işitme kayıplarının erken teşhisi sağlanmaktadır" dedi.

Odyolojinin hem işitme hem de denge sistemlerini inceleyen çok yönlü bir bilim dalı olduğuna dikkat çeken Küçük, birimde 5 odyometrist ve 3 odyolog ile hizmet verdiklerini belirterek, "Odyolagların Sorumlusu Fatih Kaş ile birlikte son üç ayda 4 bin 190 hastaya odyolojik test, 2 bin 890 kişiye timpanometri, 425 bebeğe yenidoğan işitme taraması, bin 220 kişiye denge ve koordinasyon testi uygulanırken, 84 hastaya klinik BERA testi gerçekleştirdik. Toplamda 9 bin 937 hastanın testlerini başarıyla tamamlayarak tanı süreçlerini kolaylaştırdık" ifadelerini kullandı.

Kulak Burun Boğaz Kliniği Sorumlu Hekimi Doç. Dr. Murat Kar ise işitme kaybının yalnızca duyma değil, iletişim ve sosyal yaşamı da etkileyen önemli bir sağlık sorunu olduğuna dikkat çekerek, erken tanı ve uzman desteğinin önemini vurguladı. Doç. Dr. Kar, "İşitme kaybı yalnızca sesleri az duymak anlamına gelmez. Aynı zamanda konuşmaları ayırt etme, anlamlandırma ve sosyal ortamlarda sağlıklı iletişim kurma becerisini de etkiler. Sosyal, fiziksel ve zihinsel sağlık üzerinde olumsuz etkiler oluşturabilen bu durum, ihmal edilmemesi gereken önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu süreçte odyolog ve odyometristlerin katkısı son derece değerlidir "dedi.


 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Alanya'da 3 ayda 9 bin 937 hastaya sağlık hizmeti verildi - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 12:31:18 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/alanyada-3-ayda-9-bin-937-hastaya-saglik-hizmeti-verildi-153253-20260413.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/alanyada-3-ayda-9-bin-937-hastaya-saglik-hizmeti-verildi-153253-20260413.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/alanyada-3-ayda-9-bin-937-hastaya-saglik-hizmeti-verildi-153253-20260413.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Uzmanlar uyardı: Az uyku sessiz bir yıkım]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-uzmanlar-uyardi-az-uyku-sessiz-bir-yikim-72417.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-uzmanlar-uyardi-az-uyku-sessiz-bir-yikim-72417.html</link>
                    <description><![CDATA[Uyku uzmanları, yetersiz uykunun vücut üzerindeki tahribatını saat saat analiz etti. Araştırmalar, özellikle 3 ila 5 saatlik uykunun bireyde 'sahte bir zindelik' algısı yarattığını ancak bilişsel fonksiyonların bu sürede ağır hasar aldığını ortaya koyuyor.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Modern yaşamın getirdiği stres ve dijital bağımlılıklar, toplum genelinde kronik bir uyku krizine yol açıyor. Uyku uzmanı Natalie Pennicotte-Collier tarafından yapılan son analizler, uykusuzluğun sadece yorgunluk hissi yaratmadığını, beyni ve vücudu sistemik bir çöküşe sürüklediğini gösteriyor. Uzmanlar, uykuyu her gece üzerinden değil, hafta genelinde bir denge içinde değerlendirmenin önemine dikkat çekerken, saatlere göre değişen fiziksel ve zihinsel tabloyu paylaştı.

SIFIR UYKU: ALKOL ALMIŞÇASINA AĞIR HASAR
Hiç uyumadan geçirilen bir gecenin ardından beyin, yasal alkol sınırının üzerindeymiş gibi işlev görmeye başlar. Reaksiyon sürelerindeki yavaşlama, araç kullanma veya temel fiziksel koordinasyon gerektiren işleri hayati bir risk haline getirir. Natalie Pennicotte-Collier, vücudun stres mekanizmasının kişiyi ayakta tutmak için devreye girdiğini, ancak bu durumun zihinsel bulanıklığı maskelediğini belirtiyor. "Uyku sarhoşluğu" olarak tanımlanan bu hal, odaklanmanın kaybolmasına ve ciddi muhakeme hatalarına yol açıyor. Bu tehlikeli tablo, trafik kazası verilerine de doğrudan yansıyor.

3-5 SAAT TUZAĞI: 'NORMALİM' YANILGISINA DİKKAT
Araştırmanın en dikkat çekici bulgusu, 3 ila 5 saatlik uyku alan bireylerin içine düştüğü yanılgı oldu. Uzmanlar, bu süreyi uyuyan kişilerin "normal işlev gördüklerine" inanmaya başladıklarını ancak bilimsel verilerin tam tersini söylediğini vurguluyor. 3-5 saatlik uykuda beyin, bilgileri işleme konusunda belirgin bir yavaşlık gösterirken unutkanlık ve dikkat dağınıklığı kronikleşiyor. Ayrıca bu süreçte vücudun enerji dengesi bozulduğu için yüksek şekerli ve karbonhidratlı gıdalara olan eğilim artıyor, bu da uzun vadeli metabolik hastalıkların kapısını aralıyor.

İDEAL DÖNGÜ: BEYNİN ATIK TEMİZLEME SÜRECİ
Sağlıklı bir yetişkin için önerilen 6 ila 8 saatlik uyku, sadece dinlenme değil, beynin "atık temizleme" süreci olarak tanımlanıyor. Uzman Pennicotte-Collier, bu sürede vücudun "savaş ya da kaç" modundan çıkarak, asıl onarımın gerçekleştiği "dinlen ve sindir" moduna geçtiğini ifade ediyor. REM uykusunun tam anlamıyla alınmasıyla birlikte duygusal denge kuruluyor, bağışıklık sistemi destekleniyor ve hafıza kayıtları düzenleniyor. Haftalık bazda gece başına ortalama 7,5 saatlik (beş uyku döngüsü) uyku, zihinsel keskinliğin ve duygusal kararlılığın temel anahtarı olarak kabul ediliyor.

(Cumhuriyet)
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Uzmanlar uyardı: Az uyku sessiz bir yıkım - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 12:17:12 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/uzmanlar-uyardi-az-uyku-sessiz-bir-yikim-151933-20260411.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/uzmanlar-uyardi-az-uyku-sessiz-bir-yikim-151933-20260411.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/uzmanlar-uyardi-az-uyku-sessiz-bir-yikim-151933-20260411.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Her yıl 240 bin kişi kanserle yüzleşiyor ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-her-yil-240-bin-kisi-kanserle-yuzlesiyor-72243.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-her-yil-240-bin-kisi-kanserle-yuzlesiyor-72243.html</link>
                    <description><![CDATA[Hemşirelik Fakültesi tarafından düzenlenen 'Kanser Farkındalık Sempozyumu'nun açılışında konuşan Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, Türkiye'de her yıl 240 bin kişinin kanserle  yüzleştiğini belirtti.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Hemşirelik Fakültesi Prof. Dr. Leman Birol Konferans Salonu'nda 1-7 Nisan Kanser Farkındalık Haftası kapsamında, Hemşirelik Fakültesi Kanser Farkındalık Grubu tarafından 'Kanser Farkındalık Sempozyumu' gerçekleştirildi. Sempozyuma Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ayşe Gülbin Arıcı, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yeşim Şenol, Hemşirelik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hatice Yangın, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Aygen Yılmaz, dekan yardımcıları, akademisyenler, öğrenciler ve vatandaşlar katıldı.

TEDAVİ SÜRECİNE İNSANİ YÜZ KAZANDIRANLAR

Açılış konuşmasını yapan Rektör Prof. Dr. Özlenen Özkan, “Hemşirelik Fakültemizin büyük bir hassasiyetle düzenlediği Kanser Farkındalık Sempozyumu vesilesiyle bir aradayız. Sözlerime başlarken, bu anlamlı buluşmaya öncülük eden fakültemize ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Kanser dendiğinde aklımıza hep soğuk laboratuvarlar, cerrahi müdahaleler ve yoğun tedavi süreçleri gelir. Oysa bu zorlu yolculukta hastanın tutunduğu en sıcak dal, gözünün içine bakan bir çift şefkatli gözdür. İşte bu yüzden sempozyumun Hemşirelik Fakültemiz tarafından düzenlenmesini çok kıymetli buluyorum. Çünkü hemşirelerimiz, sadece bir tedavi protokolünün uygulayıcısı değildir; onlar kaygıyı anlayan, acıyı paylaşan ve tedavi sürecine insani bir yüz kazandıran en önemli yapı taşlarımızdandır" dedi.

2040 YILINDA 30 MİLYON KANSER VAKASI

Rektör Özkan, “Kanser, ne yazık ki çoğumuzun hayatına bir şekilde dokunan bir hastalık. Kimi zaman ailemizden birinde, kimi zaman yakın çevremizde, kimi zaman da bizzat kendi hayatımızda iz bırakan ağır bir gerçekle karşı karşıyayız. Buna rağmen insan çoğu zaman böyle bir ihtimali kendinden uzak tutuyor. 'Bana olmaz' diye düşünüyor. Oysa farkındalığın önündeki en büyük engellerden biri de tam olarak bu. Gerçek şu ki, bu mesele sandığımız kadar uzağımızda değil. Küresel veriler, yaşam boyu her 5 kişiden 1'inin kanserle karşı karşıya kalabildiğini gösteriyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her yıl dünyada yaklaşık 20 milyon yeni kanser vakası teşhis ediliyor ve bu sayının 2040 yılına kadar 30 milyona ulaşması bekleniyor" şeklinde konuştu.

KANSER TEDAVİSİNDE BÜTÜNCÜL YAŞAM DESTEĞİ

Rektör Özkan, “Ülkemizde ise her yıl yaklaşık 240 bin insanımız bu tanıyla yüzleşiyor. Düşünün ki; her yıl koca bir şehrin nüfusu kadar insanımızın hayatı bu hastalıkla bir anda değişiyor. Modern yaşamın stresi, hareketsizlik ve düzensiz beslenme bu tabloyu ağırlaştırsa da bizim bu tablo karşısında takınmamız gereken tavır korku değil, bilinçli bir duruş olmalıdır. Akdeniz Üniversitesi olarak biz, hastalarımıza sadece teşhis koymuyor, onlara bütüncül bir yaşam desteği sunuyoruz. Meme Sağlığı Merkezimizle hastalarımızın tanıdan tedaviye tüm süreci tek çatı altında yürütmesini sağlarken; Onkoloji ve Genetik Tanı merkezlerimizle kişiye özel tıp uygulamalarını hayata geçiriyoruz. Bunun da ötesinde, geçtiğimiz günlerde Türkiye'de bir ilki başararak hayata geçirdiğimiz CAR-T ve Hücresel Tedaviler Üretim Merkezimizle, kanserle mücadelede dünya tıbbının ulaştığı en ileri noktayı kendi kampüsümüze taşıdık" dedi.

KANSER ARTIK ÇARESİZ BİR KADER DEĞİL

Rektör Özkan, “Burada sevindirici olan yalnızca yeni bir tedavi yönteminin uygulanabiliyor olması değil, bu altyapının bundan sonra yeni bilimsel çalışmalara da imkân sağlayacak olmasıdır. Bu nedenle tüm bilim insanlarımıza açık bir çağrıda bulunmak istiyorum. Üniversitemizde oluşturduğumuz bu altyapıyı, insan sağlığı için çalışan bütün araştırmacılarımızın ortak üretim alanı olarak görüyoruz. Bu alanda fikri olan, çalışması olan, insanlığa fayda sağlayacak bir adım atmak isteyen herkes için kapımız da imkânımız da açıktır. Bilim, ortak emekle büyür; paylaşıldıkça güç kazanır. Kanser artık çaresiz bir kader değildir. Doğru zamanda atılan bir adım ve doğru bir tedaviyle yönetilebilir, hatta yenilebilir bir süreçtir" dedi.

ERKEKLERDE AKCİĞER, KADINLARDA MEME KANSERİ

Tıp Fakültesi İç Hastalıkları ve Tıbbi Onkoloji Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Karaca, Kanser Tedavisinde Güncel Gelişmeler ve Taramanın Önemi başlıklı sunumunda dünya genelinde kanser insidansının hızla arttığına dikkat çekerek, 2030 yılında yıllık yeni vaka sayısının 27 milyona ulaşmasının beklendiğini belirtti. Türkiye'deki tabloyu da özetleyen Karaca, “Ülkemizde yılda yaklaşık 240 bin yeni vaka teşhis ediliyor ve maalesef 120 binin üzerinde hastamızı kanser nedeniyle kaybediyoruz. Erkeklerde en sık akciğer, kadınlarda ise meme kanseri görülüyor" dedi.

KANSERDEN KORUNMAK MÜMKÜN MÜ?

Kanserin oluşumunda çevresel faktörlerin yüzde 85 oranında rol oynadığını vurgulayan Karaca, bu faktörlerin kontrol altına alınmasıyla kanserin büyük oranda önlenebileceğini ifade etti. Genetik geçişin ise sanılanın aksine sadece yüzde 5-10'luk bir dilimi oluşturduğunu belirten Karaca, sunumunda kanser türlerine göre güncel tarama protokollerinde meme kanserinde 40 yaşından itibaren yıllık mamografi, kolorektal kanserde 45-50 yaşından itibaren kolonoskopi (10 yılda bir) ve gaitada gizli kan testi (2 yılda bir), serviks (rahim ağzı) kanserinde 25 yaşından itibaren HPV ve Pap-smear taramaları, akciğer kanserinde 50 yaş üzeri ve 20 paket-yıl sigara öyküsü olan bireylerde düşük doz bilgisayarlı tomografi, prostat kanserinde 50 yaşından itibaren PSA testi ve uzman muayenesi yapılması gerektiğini vurguladı.

CAR-T HÜCRE TEDAVİSİ AKDENİZ ÜNİVERSİTESİNDE UYGULANIYOR

Kanser tedavi yöntemlerini de anlatan Karaca, “Erken evrede yakalanan kanserlerde sağ kalım oranı yüzde 90'ın üzerindeyken, geç kalındığında bu oran maalesef yüzde 10'lara kadar düşmektedir" dedi. CAR-T Hücre Tedavisinin hastanın kendi bağışıklık hücrelerinin laboratuvar ortamında genetik olarak modifiye edilip kanser savaşçılarına dönüştürülerek tekrar hastaya verilmesi işlemi olduğunu ifade eden Karaca, bu tedavi yönteminin Akdeniz Üniversitesi'nde uygulanıyor olmasından dolayı duyduğu memnuniyeti ifade ederek, Rektör Prof. Dr. Özlenen Özkan ve Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Özkan'a teşekkür etti. Prof. Dr. Mustafa Karaca, sunumunu “Kanser artık çaresiz bir hastalık değil; doğru tarama ve güncel tedavi yöntemleriyle bu savaşı kazanmak mümkün" sözleriyle tamamladı.

SERVİKS KANSERİ KADAR ÖNLENEBİLİR BAŞKA BİR KANSER YOK

Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Jinekolojik Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selen Doğan ise HPV Enfeksiyonunda Güncel Durum konulu sunumunda HPV'nin (Human Papilloma Virus) sadece bir kadın hastalığı olmadığını vurgulayarak HPV'nin 200'den fazla tipi olduğunu, ancak özellikle HPV 16 ve 18 numaralı tiplerin kanser vakalarının yüzde 70'inden fazlasından sorumlu olduğunu belirtti. Doğan, cinsel aktif her bireyin hayatı boyunca bu virüsle karşılaşma riskinin yüzde 100'e yakın olduğunu ifade etti.

TARAMA HAYAT KURTARIR, AŞI GELECEĞİ KORUR

Türkiye'deki tarama verilerini paylaşan Doğan, ülkemizde HPV sıklığının yüzde 4 civarında olduğunu belirtti. Doğan, tarama programlarının önemine değinerek 21-30 yaş arası 3 yılda bir sadece smear testi. 30-65 yaş arası 5 yılda bir HPV DNA testi veya smear ile birlikte (Kotest) yapılması önerisinde bulundu. Aşılanma önerisinde bulunan Doğan, “İdeal olarak 9-14 yaş arası 2 doz, 15 yaşından sonra 3 doz şeklinde uygulanması öneriliyor" dedi.

Prof. Dr. Selen Doğan, “Elimizde bu kadar güçlü bir aşı ve tarama programı varken, gelecekte serviks kanserini nadir görülen hastalıklar listesine sokmak bizim elimizde" diyerek sunumunu sonlandırdı.

Prof. Dr. Hatice Yangın ise kanser taramalarının önündeki engelleri katılımcılarla paylaştı. Yangın, sempozyumun hazırlanmasında emeği geçenlere teşekkür ederek konuşmasını tamamladı.

Konuşmaların ardından katılımcılara belge ve çiçek takdimi gerçekleştirildi.,


 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Her yıl 240 bin kişi kanserle yüzleşiyor  - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 14:00:52 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/her-yil-240-bin-kisi-kanserle-yuzlesiyor-170331-20260406.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/her-yil-240-bin-kisi-kanserle-yuzlesiyor-170331-20260406.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/her-yil-240-bin-kisi-kanserle-yuzlesiyor-170331-20260406.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Kanserde erken teşhis hayati önem taşıyor ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-kanserde-erken-teshis-hayati-onem-tasiyor-72227.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-kanserde-erken-teshis-hayati-onem-tasiyor-72227.html</link>
                    <description><![CDATA[ALKÜ Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Onur Yazdan Balçık, kanserde erken teşhisin hayati önem taşıdığını vurguladı.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde görev yapan Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi (ALKÜ) Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Onur Yazdan Balçık, 1-7 Nisan Kanser Haftası kapsamında toplumda farkındalık oluşturmak amacıyla önemli açıklamalarda bulundu.

Kanserin günümüzde en sık görülen hastalıklardan biri olduğunu belirten Doç. Dr. Balçık, erken teşhisin hayati önem taşıdığını vurgulayarak, "Kanser, günümüzde sık karşılaşılan bir hastalık olsa da artık eskisi gibi çaresiz değildir. Tıptaki gelişmeler sayesinde birçok kanser türünde erken tanı ve doğru tedavi ile başarılı sonuçlar elde edilebilmektedir. Özellikle erken evrede tespit edilen kanserler çok daha kolay tedavi edilebilir. Bu nedenle hiçbir şikâyetiniz olmasa bile düzenli sağlık kontrollerinizi ihmal etmeyin. Riskleri azaltmak ise büyük ölçüde sizin elinizdedir. 

Sigara kullanmamak, sağlıklı ve dengeli beslenmek, düzenli fiziksel aktivite yapmak ve ideal kiloyu korumak; kanser riskini azaltmada en önemli adımlar arasında yer almaktadır. Meme, kolon ve rahim ağzı gibi sık görülen kanser türlerine yönelik tarama testleri hayat kurtarıcıdır. Bu testler genellikle basit, ulaşılabilir ve çoğu zaman ücretsiz olarak yapılabilmektedir. Unutulmamalıdır ki kanser bir son değil, çoğu zaman yönetilebilir bir hastalıktır. Önemli olan korkmak değil, bilinçli hareket etmektir. Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Onkoloji Bölümü olarak; kemoterapi, immünoterapi ve tüm solid tümörlerin tedavi ve takibini gerçekleştirmekteyiz" ifadelerini kullandı.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Kanserde erken teşhis hayati önem taşıyor  - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 09:58:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/kanserde-arken-teshis-hayati-onem-tasiyor-130010-20260406.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/kanserde-arken-teshis-hayati-onem-tasiyor-130010-20260406.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/kanserde-arken-teshis-hayati-onem-tasiyor-130010-20260406.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Alerji mevsimi başladı]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-alerji-mevsimi-basladi-72206.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-alerji-mevsimi-basladi-72206.html</link>
                    <description><![CDATA[ Bahar aylarının gelmesiyle birlikte doğada yaşanan canlanma, beraberinde bazı sağlık sorunlarını da getiriyor. Özellikle çocuklarda sıkça görülen bahar alerjileri, erken önlem alınmadığında daha ciddi hastalıklara zemin hazırlayabiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü'nden Uzm. Dr. Eser Akkuş aileleri uyardı. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü'nden Uzm. Dr. Eser Akkuş, bahar aylarının gelmesiyle birlikte doğada yaşanan canlanma, beraberinde bazı sağlık sorunlarını da getirdiğini belirterek, "Bahar mevsimi pek çok hastalığı beraberinde getirebilir" dedi.&nbsp;
&nbsp;

ALERJİ ETKİSİ

Doğa yeşillenirken havada uçuşan polenlerin, özellikle çocuklarda bahar alerjisini tetiklediğini ifade eden Akkuş, "Her yıl bahar aylarında çocuk polikliniklerinde alerjik rinit (saman nezlesi) ve alerjik astım şikayetlerinde belirgin artış gözleniyor. Baharda ağaç ve çimen polenleri yoğunlaştığında çocuklarda ardı ardına hapşırma nöbetleri, berrak burun akıntısı, burun ve göz kaşıntısı, sulanan gözler, öksürük ve yorgunluk gibi belirtiler sıkça görülüyor. Bahar mevsimi birçok aile için keyifli bir dönem olsa da, polen alerjisi olan çocuklar için zorlu geçebilir. Doğa uyanırken, baharın müjdecisi olarak kabul edilen çiçekler ve yeşillik aslında binlerce çocuğun sağlığını tehdit eder. Havada milyonlarca polen tanesi uçuşurken, özellikle alerjik bünyeli çocuklar için bahar ayları zorlu bir döneme dönüşür. Her yıl mart ayından itibaren çocuk polikliniklerine başvuran alerjik rinit ve astım vakalarında önemli ölçüde artış gözlenir" ifadelerini kullandı.&nbsp;

BELİRTİLERİ

Ardışık hapşırma nöbetleri, berrak burun akıntısı ve burun tıkanıklığı, burun, göz, boğaz ve damakta kaşıntı, sulanan ve kızaran gözler, kuru öksürük, hırıltı ve nefes darlığı (astım atağı belirtisi olabilir), yorgunluk, dikkat dağınıklığı ve uyku sorunları en sık görülen belirtiler arasında olduğunu dile getiren Akkuş, "Erken tanı ve doğru korunma yöntemleriyle çocukların bahar aylarını keyifle geçirmeleri mümkün. Ailelerin çocuğunda bahar belirtileri fark ettiğinde 'geçer' diye beklememesi, mutlaka bir çocuk hastalıkları uzmanına başvurması gerekmektedir. Çünkü tedavi edilmeyen alerjik rinit, özellikle çocuklarda astım gelişimine zemin hazırlayabilir. Özellikle ailesinde alerji öyküsü olan, astımlı veya atopik bünyeli çocuklar risk grubundadır" diye konuştu.&nbsp;
&nbsp;
KORUNMAK İÇİN

&nbsp;"Polenlerin en yoğun olduğu sabah erken saatleri ve akşamüstü dışarı çıkmayı sınırlayın" diyen Akkuş, "Eve geldikten sonra çocuğun kıyafetlerini değiştirin, saçını ve yüzünü yıkayın. Ev ve araç pencerelerini kapalı tutun, gerekirse hava temizleyici veya polen filtreli klima kullanın. Çocukların gözlük takmasını ve dışarıda maske kullanmasını teşvik edin. Nevresim ve çarşafları sık yıkayın, halı ve peluş oyuncakları azaltın. Belirtiler başladığında vakit kaybetmeden çocuk hastalıkları uzmanına başvurun. Doktor önerisiyle antihistaminik damla veya spreyler ile burun kortizon spreyleri gibi tedaviler erken dönemde başlanabilir. Gerekli görülen vakalarda alerji aşısı (immünoterapi) uzun vadeli çözüm sunar" ifadelerini kullandı.&nbsp;
&nbsp;
BESLENMENİN ÖNEMİ

Vücuttaki iltihabı azaltan anti-enflamatuar beslenme yaklaşımı, bağışıklık sistemini dengeleyerek hapşırma, burun akıntısı, göz kaşıntısı ve astım ataklarını hafifleteceğini söyleyen Akkuş, "Özellikle omega-3 yağ asitleri açısından zengin balık, ceviz ve keten tohumu, C vitamini yüksek taze meyve-sebzeler; probiyotik kaynakları ve antioksidanlar tüketmek faydalıdır.&nbsp;&nbsp;
Öte yandan işlenmiş gıdalar, şeker ve kızartmalar inflamasyonu artırarak semptomları kötüleştirebilir. Çocuklarda bahar alerjisinde sağlıklı ve dengeli beslenme, sadece semptomları baskılamakla kalmaz, bağışıklık sistemini güçlendirerek uzun vadede daha dirençli bir bünye oluşmasına da katkı sağlar" diye konuştu.&nbsp;



&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Alerji mevsimi başladı - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 05 Apr 2026 12:44:10 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/alerji-mevsimi-basladi-154758-20260405.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/alerji-mevsimi-basladi-154758-20260405.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/alerji-mevsimi-basladi-154758-20260405.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Özel hastanelere yeni yol haritası]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-ozel-hastanelere-yeni-yol-haritasi-72185.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-ozel-hastanelere-yeni-yol-haritasi-72185.html</link>
                    <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "Özel sağlık kuruluşlarımızı, sağlık sistemimizin ayrılmaz ve tamamlayıcı bir parçası olarak görüyoruz. Bizler, tedavinin yanında koruyucu hekimliği önceleyen bir kültüre geçerken, bunu ancak hep birlikte başarabiliriz" dedi.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği'nin (OHSAD) Antalya'da 1-5 Nisan tarihleri arasında düzenlediği 'Sağlıkta Ortak Çözüm Toplantıları- Sağlıkta Ortak Gelecek' başlıklı programına katıldı. OHSAD Başkanı Dr. Reşat Bahat ve dernek yönetimi ve özel hastane sektörü temsilcilerinin katıldığı kongrede, Bakan Memişoğlu, ilk olarak Van'daki depremle ilgili bilgi verdi. Memişoğlu, Van ili Tuşba ilçesinde 5.2 büyüklüğünde yaşanan depreme ilişkin şu ana kadar kendilerine ulaşan hiçbir olumsuzluk olmadığını belirterek, "Allah'a hamdolsun. Allah böyle afetlerden bizi korusun" dedi.

1,5 MİLYONLUK DEVASA BİR AİLE

Göreve geldiği günden bu yana her zaman buluşmaya, istişare etmeye büyük önem verdiklerini belirten Bakan Memişoğlu, "Çünkü özel sağlık kuruluşlarımızı, sağlık sistemimizin ayrılmaz ve tamamlayıcı bir parçası olarak görüyoruz. Bizler, tedavinin yanında koruyucu hekimliği önceleyen bir kültüre geçerken, bunu ancak hep birlikte başarabiliriz. Kamusu, üniversitesi, özel sektörüyle ünvanı, yönetim şekli ve mali yapısı ne olursa olsun bir bütünüz ve ben bu büyük ailenin bakanıyım. Bugün Türkiye'nin dört bir yanında şifa dağıtan tam 1,5 milyonluk devasa bir sağlık ailesiyiz. Ülke genelinde 1539'u aşkın hastanemizde, insanımıza en iyi sağlık hizmetlerini sunmak için gece gündüz demeden emek veriyoruz. İşte bu büyük gücü, bu eşsiz ekosistemi hiçbir çıkarın, menfaatin yıpratmasına asla müsaade etmeyeceğiz" dedi.

SAĞLIKTA ÖZEL SEKTÖRÜN ORANI YÜZDE 18

Geçen seneki toplantıda özel sektörün yüzde 80'inin sadece 10 şehirde toplandığını söylediğini, 'Bu iyi bir planlama mıdır' sorusuna herkesin 'hayır' dediğini hatırlatan Bakan Memişoğlu, "Sunduğumuz sağlık hizmeti içerisinde özel sektörün oranı yüzde 18, hedefimiz bu oranı yüzde 25-30 bandına çıkartmak. Ancak bu oranın bazı illerde yüzde 40'ın üzerinde olduğunu görüyoruz. Bazı illerimizde hiç olmadığını biliyoruz. Bu dağılımı dengelemek için çalışıyoruz. Yaklaşık 6 ay önce 'Sağlık Hizmetleri Lisans Yönetmeliği'ni devreye aldık. Yine 663 sayılı KHK kapsamında oluşturduğumuz yapıyı destekleyecek şekilde, kadro planlaması ve ruhsatlandırma süreçlerinde daha öngörülebilir ve sürdürülebilir bir sistem kurduk. Lisans tahsisine ilişkin düzenlemeleri de bu çerçevede hayata geçirdik" diye konuştu.

4 BİN 500'Ü AŞKIN KADRO İLANI

Ülke genelinde 30'dan fazla branşta 4 bin 500'ü aşkın kadro ilanına çıktıklarını belirten Bakan Memişoğlu, "Özel hastane bulunan 68 ilimizde son 4 ayda toplamda 1505 kadro tahsisi sağladık. Düzenlemelerle, özel sağlık sektörümüzdeki yatırımları artık bölgesel ihtiyaçları ve şehrin mevcut altyapısını en ince ayrıntısına kadar analiz ederek yönlendiriyoruz. Anadolu'da, gerçekten ihtiyaç duyulan illerimizde yatırımları teşvik ederek özel sağlık hizmetlerimizi de yurdumuzun her köşesinde yaygınlaştırıyoruz. Son olarak Şırnak, Muş, Kırşehir, Erzurum ve Düzce dahil olmak üzere birçok ilimizde özel hastanelerin açılmasına imkân tanıdık. Anadolu'daki vatandaşlarımızın da özel sağlık hizmetlerine kendi memleketinde erişebilmesinin önünü açtık. Önümüzdeki süreçte de Anadolu'da yaygınlaşmayan yerler öncelikli olmak üzere yeni planlamalarla bu kadro tahsislerine devam edeceğiz" dedi.

FİYATLARDA ARTIŞ ORANLARI

Sağlık Uygulama Tebliği'nde (SUT) fiyatların iyileştirilmesi konusunda öncelikli ve kararlı bir çaba içinde olduklarını anlatan Memişoğlu, SUT fiyatları konusunda bu noktaya ulaşacaklarını kaydetti. Memişoğlu, yakın zamanda Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı ve Sosyal Güvenlik Kurumu destekleriyle; muayenelerde yüzde 30, cerrahi işlemlerde yüzde 35, yoğun bakımlarda yüzde 55 ve ilave ücret alınamayan doğumsal anomali ve çocuk cerrahisi gibi bazı özellikli alanlarda yüzde 100'e varan artışlar yaptıklarını söyledi.

TANI VE TEDAVİ ÖDEMELERİ

İlaç fiyatlandırmasını sürekli takip edilen, dönemsel olarak güncellenen referans fiyatlandırmaya bağlı bir yapıya dönüştürdükleri gibi, tanı ve tedavi ödemelerinde de bunu yapacaklarını açıklayan Memişoğlu, "Sonuç odaklı, değer bazlı ve bölgesel farklılıkları gözeten, dönemsel olarak güncellenen, ihtiyaçları karşılayan dinamik bir hale getireceğiz. Saha ihtiyaçlarını ve beklentilerini merkeze alarak TÜSEB bünyesinde; Türkiye'ye özgü, sürdürülebilir bir geri ödeme modeli geliştirmek amacıyla çağrıya çıktık. Türkiye'nin güçlü veri altyapısını esas alan, kendine özgü geri ödeme sistemlerini hayata geçireceğiz" dedi.

VAKIF ÜNİVERSİTELERİ ÇALIŞMASI

Vakıf üniversiteleri ile afiliasyonu (iki veya daha fazla kurumun ortak gayeler için birlikte hareket etmesi) olan özel hastanelerin sınıflandırılması ve geri ödeme mekanizmasında yaşanan karmaşayı gidermeye yönelik çalışmada da sona geldiklerini açıklayan Memişoğlu, "Kadro, ruhsat ve ödeme sistemi, ihtiyacınız olan ne varsa bunları tahsis edeceğimizden şüpheniz olmasın. Ancak bunların tamamını yeni çizdiğimiz kurallar doğrultusunda, vatandaşlarımıza sağlık hizmeti sunma bilincinin diğer her şeyin önüne tutulduğu bir sistem motivasyonuyla vereceğiz. Bunun dışındaki hiçbir gayeyi, uygulamayı kabul etmeyeceğimizin de bilinmesini istiyorum. Bizim tek derdimiz var; milletimizin sağlığı ve hizmet aşkı. Bu bağlamda göreve geldiğimiz günden bu yana 115 mevzuat düzenlemesini hayata geçirdik. Bu değişikliklerin sahaya yansımasını ise uygulama rehberleri ve düzenli bilgilendirmelerle destekliyor, regülasyonlarını sağlıyoruz" diye konuştu.

ÜNİVERSİTE HASTANELERİ İÇİN YENİ BİR ÇALIŞMA

Üniversite hastanelerinin kalite, denetim ve hizmet standartlarını netleştirecek önemli bir çalışmayı da tamamlamak üzere olduklarını dile getiren Memişoğlu, "Yapacağımız değişiklikle, sağlık sistemimizin tüm bileşenlerinde kaliteyi ortak bir zeminde buluşturmayı ve standartları ülke genelinde eşitlemeyi hedefliyoruz. Yasal düzenlemelerde sadece hastanelerle sınırlı kalmadık; Sağlıkta A'dan Z'ye pek çok alanda mevzuatlarımızı güncelleyerek bütüncül bir iyileştirme süreci yürüttük. Tüm bu adımları atarken temel yaklaşımımız, sizleri doğrudan bakanlığımızla muhatap kılan, sade ve güvenilir bir yapı oluşturmaktır" dedi.

1405 DENETİM YAPILDI

Tıbbi Endikasyona Uygunluk ve Uygulama Denetimi modelini hayata geçirdiklerini belirten Bakan Memişoğlu, "Bugüne kadar sağlık tesislerimizde 1405 denetim gerçekleştirdik. Özellikle kadın-doğum, yenidoğan yoğun bakım, erişkin yoğun bakım ve obezite cerrahisi gibi 18 farklı branşta, kritik alanlara odaklandık. Aynı zamanda Türkiye'de özel sağlık sektörünün kalite, Ar-Ge ve uluslararası rekabet gücünü artırmak amacıyla TÜSEB ve TÜSKA aracılığıyla önemli adımlar atıyoruz. Denetimler öncesi talepte bulunan özel sağlık hizmet sunucularımıza yönelik kalite ve akreditasyon eğitimlerini, sektör ortalamalarının altında maliyetle sunuyoruz. Kurumlarımıza dünyadaki muadilleriyle karşılaştırıldığında yaklaşık 3'te 1 oranında daha uygun maliyetlerle, uluslararası geçerliliğe sahip akreditasyon hizmeti sunuyoruz" diye konuştu.

ÜRETEN SAĞLIK VİZYONU

Özel sektörün 'Üreten Sağlık' vizyonunun ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade eden Memişoğlu, "Özel hastanelerimizi de tıpkı kamu kuruluşlarında olduğu gibi birinci basamak sağlık merkezleri ile entegre etmek istiyoruz. Temel amacımızın vatandaşlarımıza doğrudan dokunan bir hizmet anlayışı olduğunu özellikle vurgulamak isterim. Bunların hepsi, Türkiye'nin sağlık sisteminde sadece hizmet sunmakla kalmayıp, üreten, inovatif ve uluslararası standartlara uyumlu bir ekosistem oluşturma yolculuğumuzun, 'Sağlıklı Türkiye Yüzyılı' vizyonumuzun bir parçasıdır" dedi.

Türkiye'nin sağlık ekosistemini hep birlikte daha da büyüteceklerini dile getiren Memişoğlu, "Maalesef dünyada ve yakın coğrafyamızda üzücü olayların yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. Türkiye'miz, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, bu ateş çemberi içinde barışın, huzurun ve iyiliğin temsilcisi olmayı sürdürecektir. Ülkemiz, istikrarını koruyarak hem kendi vatandaşlarını hem de ihtiyaç duyan tüm insanlara el uzatmayı kararlılıkla devam edecektir. Bizler de daha güçlü olmak için gece günü çalışmaya devam edeceğiz" diye konuştu.&nbsp;


 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Özel hastanelere yeni yol haritası - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 04 Apr 2026 10:16:40 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/ozel-hastanelere-yeni-yol-haritasi-131843-20260404.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/ozel-hastanelere-yeni-yol-haritasi-131843-20260404.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/ozel-hastanelere-yeni-yol-haritasi-131843-20260404.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Akciğer kanserinde erken tanı hayat kurtarıyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-akciger-kanserinde-erken-tani-hayat-kurtariyor-72157.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-akciger-kanserinde-erken-tani-hayat-kurtariyor-72157.html</link>
                    <description><![CDATA[Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Kıyık, akciğer kanserinin hem dünyada hem de Türkiye'de kanser kaynaklı ölümler arasında ilk sırada yer aldığını belirterek, özellikle uzun yıllar sigara kullanan kişilerin taramadan geçmesinin hayati önem taşıdığını söyledi. Akciğer kanserinde erken tanının hayat kurtardığını vurgulayan Kıyık, "Yaklaşık 20 yıl boyunca günde bir paket sigara içmiş, 50 ila 77 yaş arasındaki kişiler risk grubunda yer alıyor. Bu kişilere düşük doz bilgisayarlı tomografi çekildiğinde, 100 kişiden 4'ünde erken evrede akciğer kanseri teşhisi koyabiliyoruz" dedi.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Akciğer Sağlığı ve Yoğun Bakım Derneği (ASYOD) tarafından düzenlenen 11. Uluslararası Katılımlı Akciğer Sağlığı Kongresi kapsamında Antalya'da bulunan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Kıyık, akciğer kanserine ilişkin açıklamalar yaptı. Hastalığın görülme sıklığı ve ölüm oranlarının ürkütücü boyutta olduğunu ifade eden Kıyık, dünya genelinde her yıl yaklaşık 2 buçuk milyon akciğer kanseri vakası görüldüğünü, bunların 1 milyon 800 bininin ölümle sonuçlandığını belirtti. Türkiye'de ise yılda 50 bin yeni akciğer kanseri vakasının tespit edildiğini, bunların 35 bininin hayatını kaybettiğini kaydetti.

"AKCİĞER KANSERİ ÖLÜM SIRASINDA BİRİNCİ SIRADA"
Akciğer kanserinin tüm dünyada ve Türkiye'de kanserler arasında ölüm sırasında ilk sırada bulunduğunu dile getiren Kıyık, taramanın temel amacının hastalığı oluşmadan önlemek ve erken evrede yakalamak olduğunu söyledi. Kıyık, "Dünyada yılda iki buçuk milyon akciğer kanseri görülüyor ve maalesef bunların 1 milyon 800 bin kişisi hayatını kaybediyor. Türkiye'ye gelecek olursak yılda 50 bin yeni akciğer kanseri görülüyor ve bunların 35 bini hayatını kaybediyor. Akciğer kanseri maalesef tüm dünyada ve Türkiye'de kanserler içerisinde ölüm sırasında birinci sırada yer alıyor" ifadelerini kullandı.
Bir yanda koruyucu hekimliğin, diğer yanda tedavi edici hekimliğin bulunduğunu hatırlatan Kıyık, akciğer kanseri taramasının koruyucu hekimlik açısından önemli bir adım olduğuna dikkat çekti.

RİSK GRUBUNU ANLATTI
Tarama yapılacak grupların belirli kriterlere göre seçildiğini belirten Kıyık, "Biz hekimler akciğer kanserinde taramayı şu amaçla yapıyoruz. Bir koruyucu hekimlik var, bir de tedavi edici hekimlik var. Koruyucu önlemlerden bir tanesi de kişi akciğer kanseri olmasın diye akciğer kanseri taraması yapılmasıdır. Risk gruplarını önce belirliyoruz. Yaklaşık olarak 20 yıl günde bir paket sigara içmiş bir insan 50 ila 77 yaş arasındaysa, akciğer kanserinin en fazla görülme yaşları bu yaş grupları oluyor" dedi.
Bu yaş grubunda yer alan ve uzun süre sigara kullanan kişilere düşük doz bilgisayarlı tomografi önerildiğini söyleyen Kıyık, bunun hem radyasyon maruziyetini azalttığını hem de kanser vakalarının başlangıç aşamasında tespit edilmesine imkan sağladığını kaydetti. Kıyık, "Bu yaş grubunda sigara içen insanlara düşük doz bilgisayarlı tomografi çektiriyoruz. Yani hem radyasyonundan korumuş oluyoruz hem de akciğer kanseri varsa bir başlangıç halinde yakalayıp onu bertaraf etmek istiyoruz. Hem de ikinci bir uyarı da o hastamızla, sigara içen kişiyle yüz yüze geldiğimiz zaman şunu anlatıyoruz; içtiğiniz sigara risk doğuruyor, sizi bunun için tarıyoruz. Belki onu sigarayı bırakması için de yardımcı bir gerekçe olmuş oluyor" diye konuştu.

"100 KİŞİDEN 4'ÜNE ERKEN EVREDE TEŞHİS KONUYOR"
Tarama programlarının yalnızca kanseri değil, sigaranın yol açtığı diğer akciğer hastalıklarını da ortaya çıkarabildiğine işaret eden Kıyık, erken tanının çok yönlü fayda sağladığını söyledi. Kıyık, "Bu tarama yapıldığında 100 kişiden 4 kişiye erken evrede akciğer kanseri teşhisi konuyor. Ayrıca başka bir akciğer hastalığı varsa, kanser dışında onlar da ortaya çıkarılmış oluyor. Kişi başlangıç aşamasında bir enfeksiyonla karşı karşıya olabilir. İçtiği sigarayla maruz kaldığı başka bir hastalık, KOAH, interstisyel akciğer hastalığı gibi diğer hastalıklar da oluşuyor olabilir. Bunlar da önlenmiş oluyor" dedi.

"ARABALARINI BAKIMA GÖTÜRDÜKLERİ GİBİ KENDİLERİ DE GELSİNLER"
Tarama sisteminin yaygınlaşmasının önemine değinen Kıyık, sigara kullanan vatandaşların sağlık kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğini söyledi. Kıyık, "Artık Avrupa'da ve Amerika'da olan akciğer kanseri taramasının bizde de rutin olarak başlaması gerekiyor. Ama diyelim ki şu anda yok, bizim uyarımız sigara içen insanlara bir, sigarayı bırakmaları; iki, eğer sigara içiyorlarsa, bu yaş grubundaysalar, 50-77 yaş arasındaysalar, 20 yıldır sigara içmişlerse nasıl arabalarını yılda bir yahut da 10 bin kilometre, 15 bin kilometrede bir bakıma götürüyorlarsa, kendileri de buyursunlar gelsinler. Zaten devletimizin de sigara bırakma polikliniği hizmeti var. Hem o hizmeti almış olurlar hem de kendi sağlıkları için bir taramadan geçmiş olurlar" ifadelerini kullandı.

GENÇ YAŞTA SİGARAYA&nbsp; BAŞLAYANLAR İÇİN AYRI UYARI
Türkiye'nin genç yaşta sigaraya başlama oranında öne çıkan ülkeler arasında bulunduğunu belirten Dr. Murat Kıyık, Rusya, Sırbistan ve Macaristan gibi ülkelerde de benzer bir tablo görüldüğünü söyledi. Sigaraya ne kadar erken başlanırsa riskin o kadar arttığını vurgulayan Kıyık, tarama yaş aralığının ortalama veriler üzerinden belirlendiğini ancak daha genç yaşta sigaraya başlayanların da ciddi risk altında olduğunu ifade etti.
Kıyık, "Bütün dünyada bazı ülkelerde, özellikle bizim Türkiye, genç yaşta sigaraya başlama konusunda hemen hemen birinci sırada geliyor. Bizim gibi ülkeler var; Rusya, Sırbistan, Macaristan gibi ülkelerde de erken yaşta sigaraya başlama söz konusu. Onun için ne kadar erken başlanıyorsa sigaraya, riski o kadar artıyor. Aslında biz 50-77 diyoruz ama bunlar ortalama yaşlar. Kişi 15 yaşında bir paket sigara içmeye başlamışsa, 20 yıl içince 35 yaşına gelmiş oluyor. Aynı riski o da taşıyor aslında" dedi.

"14 YAŞINDA BAŞLAMIŞTI, 34 YAŞINDA KAYBETTİK"
Genç yaşta sigaraya başlamanın ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğine ilişkin örnek de paylaşan Kıyık, çok genç akciğer kanseri hastalarıyla karşılaştıklarını söyledi. Kıyık, "Tarama grubu olarak 50-77 yaş arası grubu söylemiş isek de erken yaşta sigaraya başlayanlar dikkatli olmalı. Çünkü bizim çok genç akciğer kanser hastalarımız var. Hatta öyle ki, bir hastamın oğlu akciğer kanseriydi. Baba hala yaşıyor. Oğlunu 34 yaşında kaybettik. 14 yaşında sigaraya başlamıştı. Maalesef 3 yıl yaşadıktan sonra kaybettik" ifadelerine yer verdi.

"PUYLMONER EMNOLİ SESSİZ ÖLÜME YOL AÇABLİYOR"
Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nuri Tutar da akciğer damarına pıhtı atmasının, tıptaki adıyla pulmoner embolinin, çoğu zaman kalp krizi ile karıştırılabilen ve ani ölümlere yol açabilen ciddi bir tablo olduğuna dikkat çekti. Pulmoner embolide en kritik noktanın hastalıktan şüphelenmek olduğunu vurgulayan Tutar, göğüs ağrısı, öksürük, balgam, ateş ve kanlı balgam gibi belirtilerle ortaya çıkabilen tablonun hayati risk taşıdığını söyledi.
Prof. Dr. Tutar, "Akciğer damarına pıhtı atması özellikle sessiz ölüme yol açan bir durumdur. Aslında bilmediğimiz durumlarda, herkes kalp krizi geçirdiğini hissederken bunun sebebi pulmoner emboli olabilir. Aynı şekilde göğüs ağrısı yapar ve göğüs ağrısı sonucunda da hastalarda öksürük, balgam, ateş ve kanlı balgamla bize gelebilir. Göğüs ağrısının sebebi, akciğer damarına pıhtı atmasından kaynaklanabilir" dedi.

UZUN YOLCULUK VE HAREKETSİZLİK UYARISI
Pulmoner embolinin özellikle uzun süre hareketsiz kalan kişilerde daha sık görülebildiğini belirten Tutar, pıhtının çoğunlukla bacak toplardamarlarında oluştuğunu, ardından akciğer damarına ilerleyerek damarlanmayı bozduğunu ifade etti. Tutar, "Bu özellikle uzun süreli yolculukta, hareketsiz kalmış bireylerde oluşabilir. Bacaktaki toplardamarlarda pıhtı oluşur. Ondan sonrasında bu pıhtı akciğer damarına atar ve akciğerin damarlanmasını bozar. Bundan sonrasında biz sıklıkla kan sulandırıcı tedaviler kullanırız ve buna göre kan sulandırıcı tedavilerle hastalığı tedavi etmeye çalışırız. Burada en önemli şey, hastalıktan şüphelenmektir" diye konuştu.

"KALP KRİZİ SANILDI, PULMONER EMNOLİ ÇIKTI"
Yakın zamanda üniversitede yaşanan bir vakayı örnek gösteren Prof. Dr. Tutar, pulmoner embolinin sinsi ve ölümcül seyredebildiğini anlattı. Tutar, "Çok yakın zamanda bizim üniversitemizde bir onkoloğun eşi göğüs ağrısıyla kırklı yaşlarda acile başvurdu ve kalp krizi şüphesiyle hemen anjiyo yapıldı. Ancak akciğer damarına pıhtı atmıştı ve hasta kaybedildi" ifadelerini kullandı.

İKİ SAAT MOLA ÖNERİSİ&nbsp;
Özellikle uzun yolculuk yapanların, hareketsiz kalanların ve doğum kontrol hapı kullanan kadınların risk altında olduğuna işaret eden Tutar, korunma açısından basit ama etkili önlemlerin ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi. Tutar, "Doğal olarak özellikle uzun yolculuklarda iki saatte bir mola vermek gerekir. Doğum kontrol hapı kullanan kadınlar da risk altındadır. Bu açıdan dikkat edilmesi gerekir" dedi.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Akciğer kanserinde erken tanı hayat kurtarıyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 11:29:56 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/akciger-kanserinde-erken-tani-hayat-kurtariyor-143403-20260403.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/akciger-kanserinde-erken-tani-hayat-kurtariyor-143403-20260403.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/akciger-kanserinde-erken-tani-hayat-kurtariyor-143403-20260403.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Korkuteli DH'ye 2 yeni doktor ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-korkuteli-dhye-2-yeni-doktor-72106.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-korkuteli-dhye-2-yeni-doktor-72106.html</link>
                    <description><![CDATA[Antalya Korkuteli Devlet Hastanesi'ne atanan göz hastalıkları uzmanı Dr. Sevil Türüdü ve dahiliye uzmanı Dr. Mehmet Berkay Özata göreve başladı.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Korkuteli Devlet Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Berna Gencel, 2 yeni doktorun daha hastane bünyesinde hasta bakmaya başladığını söyledi. Göz hastalıkları uzmanı Dr. Sevil Türüdü ve dahiliye uzmanı Dr. Mehmet Berkay Özata'ya başarı dileyen Başhekim Gencel, sağlıkta kaliteyi artırma ve vatandaşlara gerekli hizmeti verme gayreti içerisinde olduklarını söyledi.&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Korkuteli DH'ye 2 yeni doktor  - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 11:41:16 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/korkuteli-dhye-2-yeni-doktor-144231-20260402.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/korkuteli-dhye-2-yeni-doktor-144231-20260402.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/korkuteli-dhye-2-yeni-doktor-144231-20260402.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Kanser tedavisinde yeni yaklaşım: Neoadjuvan dönem]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-kanser-tedavisinde-yeni-yaklasim-neoadjuvan-donem-72043.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-kanser-tedavisinde-yeni-yaklasim-neoadjuvan-donem-72043.html</link>
                    <description><![CDATA[ Kanser tedavisinde son yıllarda öne çıkan neoadjuvan tedavi yaklaşımına ilişkin açıklamada bulunan Uzm. Dr. Selami Bayram, "Ameliyat öncesinde uygulanan bu yöntemle tümörü küçültmeyi, hastalığı daha iyi kontrol altına almayı ve cerrahi başarıyı artırmayı hedefliyoruz" dedi.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Kanser tedavisinde son 20 yılda yaşanan en önemli yeniliklerden biri kuşkusuz neoadjuvan tedavi yaklaşımı olduğunu belirten Memorial Antalya Hastanesi Onkoloji Bölümü'nden Uzm. Dr. Selami Bayram,"Neoadjuvan tedavi, sadece ameliyat öncesi verilen bir ilaç tedavisi değildir. Doğru hastada uygulandığında cerrahiyi kolaylaştırabilen, görünmeyen hastalığı daha erken hedefleyebilen, tedavi yanıtını ölçmeye imkan veren ve sonraki adımları daha akılcı biçimde planlamaya yardımcı olan güçlü bir stratejidir. Günümüz onkolojisinde amaç yalnızca tümörü küçültmek değil; hastaya en doğru sırayla, en etkili ve en kişiselleştirilmiş tedaviyi sunmaktır. Ancak her kanser hastası için uygun değildir. Bu karar; tümörün evresi, yayılım durumu, biyolojik alt tipi, hastanın genel performansı ve multidisipliner konsey değerlendirmesi ile verilir" şeklinde konuştu.

"SONUÇ, TÜMÖRÜN TEDAVİYE VERDİĞİ YANITA BAĞLIDIR"
Neoadjuvan tedavinin başlıca avantajları sıralayan Uzm. Dr. Selami Bayram, "Birinci avantaj olarak ameliyatı daha mümkün ve daha başarılı hale getirebilir. Bazı tümörler ilk tanı anında büyük olabilir ya da bulundukları bölge nedeniyle doğrudan ameliyat edilmeleri zor olabilir. Neoadjuvan tedavinin temel amaçlarından biri, tümörü küçülterek cerrahiyi teknik olarak daha uygulanabilir hale getirmektir. Bu yaklaşım özellikle meme kanseri ve rektum kanseri gibi bazı hastalıklarda organ koruyucu cerrahi şansını artırabilir. Örneğin uygun hastalarda memenin tamamen alınması yerine meme koruyucu cerrahi yapılabilmesi ya da rektum tümörlerinde kalıcı torba ihtiyacının azaltılması mümkün olabilir. Elbette bu fayda her hastada aynı düzeyde görülmez; sonuç, tümörün tedaviye verdiği yanıta bağlıdır" şeklinde konuştu.

"SiİSTEMİK HASTALIK KONTROLÜ AÇISINDAN DA ÖNEMLİ BİR AVANTAJ SAĞLAYABİLİR"
İkinci avantajın görüntülemede görünmeyen kanser hücrelerine daha erken dönemde etki edebildiğini aktaran Uzm. Dr. Selami Bayram, "Kanser bazen yalnızca görünen ana kitle ile sınırlı değildir. Henüz tomografi, MR veya PET gibi görüntüleme yöntemleriyle tespit edilemeyen çok küçük tümör hücreleri de dolaşımda bulunabilir. Buna tıpta mikrometastatik hastalık denir. Neoadjuvan tedavi, ameliyat öncesinde bu hücrelere erken dönemde etki etme fırsatı sunabilir. Bu nedenle bazı hastalarda sadece lokal kontrol değil, sistemik hastalık kontrolü açısından da önemli bir avantaj sağlayabilir. Özellikle biyolojik olarak daha agresif tümörlerde bu erken sistemik yaklaşım klinik açıdan değerlidir" şeklinde konuştu.

"BAZI TÜMÖRDE TEDAVİNİN ÇOK ETKİLİ OLDUĞUNA İŞARET EDEBİLİR"
Üçüncü avantajın ise tedavinin işe yarayıp yaramadığını ameliyat sonrası daha net anlaşılabildiği olduğunu belirten Uzm. Dr. Selami Bayram, "Neoadjuvan tedavinin en önemli avantajlarından biri, uygulanan tedavinin tümör üzerinde ne kadar etkili olduğunun ameliyat sonrası daha açık biçimde görülebilmesidir. Ameliyatla çıkarılan doku patoloji uzmanları tarafından incelenir ve kanser hücrelerinin tedaviye ne ölçüde yanıt verdiği değerlendirilir. Eğer inceleme sonucunda canlı tümör hücresi görülmezse buna patolojik tam yanıt (pCR) denir. Bu durum, özellikle bazı meme kanseri türlerinde ve bazı başka tümörlerde tedavinin çok etkili olduğuna işaret edebilir. Ancak pCR her kanser türünde aynı anlamı taşımaz. Yine de bu değerlendirme çok önemlidir; çünkü hem tedavinin başarısını göstermeye yardımcı olur hem de ameliyat sonrası ek tedavilerin nasıl planlanacağı konusunda yol gösterir" ifadelerini kullandı.

"HASTAYA TEK TİP DEĞİL, DAHA KİŞİSELLEŞTİRİLMİŞ BİR YAKLAŞIM SUNULABİLİR"
Tedavinin kişiye özel planlanmasına katkı sağladığını ve bu da tedavi sürecindeki dördüncü avantaj olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Selami Bayram, "Günümüzde kanser tedavisi yalnızca tümörün bulunduğu organa göre değil, aynı zamanda tümörün moleküler ve biyolojik özelliklerine göre planlanmaktadır. Neoadjuvan dönemde yapılan biyopsiler ve patolojik değerlendirmeler; tümörün alt tipini, agresifliğini ve hangi tedavilere daha duyarlı olabileceğini anlamamıza yardımcı olur. Örneğin bazı meme kanseri hastalarında HER2 pozitiflik veya triple-negatif biyoloji, bazı tümörlerde ise MSI-H veya dMMR gibi özellikler tedavi seçimini etkileyebilir. Bu sayede hastaya tek tip değil, daha kişiselleştirilmiş bir yaklaşım sunulabilir. Modern onkolojide neoadjuvan tedavinin değeri, biraz da bu biyolojik rehberlik gücünden kaynaklanmaktadır" dedi.

"ORGANIN KORUNMASINI ÖNEMLİ OLDUĞU TÜMÖRDE BU HASTALAR AÇISINDAN ÇOK KIYMETLİ BİR SONUÇTUR"
Bazı hastalarda daha sınırlı cerrahiye ve daha iyi fonksiyonel sonuçlara katkı sunabileceğini de söyleyen Uzm. Dr. Selami Bayram, Tümör küçüldüğünde cerrahinin kapsamı da değişebilir. Bu durum bazı hastalarda daha sınırlı rezeksiyon, daha fazla doku korunması ve daha iyi yaşam kalitesi anlamına gelebilir. Özellikle organın korunmasının önemli olduğu tümörlerde bu, hastalar açısından çok kıymetli bir sonuçtur. Bununla birlikte, neoadjuvan tedavi her zaman ameliyat sonrası komplikasyonları azaltır şeklinde kesin bir ifade doğru değildir. Çünkü komplikasyon riski; yapılan ameliyatın tipi, hastanın yaşı, ek hastalıkları, beslenme durumu, radyoterapi alıp almadığı ve tümörün yerleşimi gibi birçok faktörden etkilenir. Daha doğru ifade şudur: Uygun hastalarda tümörün küçülmesi, cerrahi planlamayı kolaylaştırabilir ve bazı durumlarda daha koruyucu cerrahi seçeneklerine imkan sağlayabilir" şeklinde konuştu.

"HER HASTAYA UYGULANMAZ, DOĞRU HASTADA DOĞRU ZAMANDA PLANLANIR"
Uzm. Dr. Selami Bayram son olarak, "Neoadjuvan tedavi, günümüzde birçok ulusal ve uluslararası kılavuzda yer alan önemli bir yaklaşımdır. Ancak bu tedavi her hasta için otomatik olarak tercih edilmez. En doğru yaklaşım; hastalığın evresi, tümörün biyolojik özellikleri, hastanın genel durumu ve ilgili branşların ortak değerlendirmesiyle belirlenir" diye konuştu.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Kanser tedavisinde yeni yaklaşım: Neoadjuvan dönem - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 01 Apr 2026 07:35:59 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/kanser-tedavisinde-yeni-yaklasim-neoadjuvan-donem-104046-20260401.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/kanser-tedavisinde-yeni-yaklasim-neoadjuvan-donem-104046-20260401.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/kanser-tedavisinde-yeni-yaklasim-neoadjuvan-donem-104046-20260401.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Her yıl 22 bin kişiye kolorektal kanser tanısı konuyor ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-her-yil-22-bin-kisiye-kolorektal-kanser-tanisi-konuyor-71973.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-her-yil-22-bin-kisiye-kolorektal-kanser-tanisi-konuyor-71973.html</link>
                    <description><![CDATA[Dünyada her yıl yaklaşık 2 milyon, Türkiye’de ise 22 bin kişiye kolorektal kanser tanısı konulduğunu belirten uzmanlar, erken teşhis ve düzenli taramanın hayati önem taşıdığını söyledi.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Kolorektal kanser, küresel çapta en yaygın kanser türlerinden biri olarak gösteriliyor. Dünyada her yıl yaklaşık 2 milyon yeni vaka görülürken, Türkiye'de yılda yaklaşık 22 bin kişi bu hastalıkla karşı karşıya kalıyor. Bu rakamlar, hastalığın özellikle 50 yaş üstü bireyleri etkilediğini gösterse de, 50 yaş altı genç yetişkinlerde de vaka sayısında belirgin bir artış görülüyor. Türkiye'de özellikle Kuzeydoğu Anadolu, Ortadoğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da hayat kaybı oranlarında artış gözleniyor. 

Kolon kanseri erken evrede tespit edildiğinde yüksek oranda tedavi edilebilir olmasına rağmen, geç teşhis durumunda ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Bazı yaşam tarzı değişiklikleri ile kolorektal kanser riski yüzde 30-50 oranında azaltabiliyor ve erken tanı ile 5 yıllık sağkalım oranı yüzde 90'ın üzerine çıkabiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Genel Cerrahi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Alihan Gürkan, kolon kanserinin nedenleri, korunma yöntemleri ve tedavileri hakkında bilgi verdi.

50 YAŞ ÜSTÜ KİŞİLERİN ÖZELLİKLE DİKKAT ETMESİ GEREKİYOR
Kolorektal kanser, kalın bağırsak ve rektum hücrelerinin kontrolsüz büyümesiyle oluştuğunu ve genellikle poliplerin zamanla kansere dönüşmesiyle başladığını ifade eden Prof. Dr. Alihan Gürkan, "Kesin nedeni tam bilinmese de, risk faktörleri arasında genetik yatkınlık, ileri yaş (özellikle 50 yaş üstü), sağlıksız beslenme, obezite, sigara ile alkol kullanımı, hareketsiz yaşam tarzı ve inflamatuar bağırsak hastalıkları (Crohn veya ülseratif kolit gibi) yer alır. Bu faktörler hücrelerde genetik değişikliklere yol açarak kanser gelişimini tetikleyebilir" dedi.

BU BELİRTİLERİ GÖRMEZDEN GELMEYİN
Kolon kanserinin belirtileri genellikle erken evrede belirgin olmadığını söyleyen Prof. Dr. Alihan Gürkan, "Belirtiler kişiden kişiye değişebilir, ancak yaygın olan belirtiler, dışkıda kan görülmesi, bağırsak alışkanlıklarında değişiklik (ishal, kabızlık veya dışkı şeklinde incelme), karın ağrısı veya kramplar, açıklanamayan kilo kaybı, yorgunluk ve halsizlik. Bu belirtiler fark edildiğinde doktora başvurmak önemlidir, çünkü erken tanı tedavi şansını artırır" şeklinde konuştu.

KOLON KANSERİNDEN KORUNMA YOLLARI
Kolon kanserinden korunmak için dikkat edilmesi gerekenleri sıralayan Prof. Dr. Alihan Gürkan, "Kolorektal kanser büyük ölçüde yaşam tarzı değişiklikleriyle önlenebilir. Sağlıklı beslenme alışkanlıkları edinin: Meyve, sebze ve tam tahıllar açısından zengin bir diyet uygulayın. Kırmızı et ve işlenmiş et tüketimini sınırlayın. Lifli gıdalar bağırsak sağlığını korur ve kanser riskini düşürür. Sigara ve alkolü bırakın: Sigara içmek kolorektal kanser riskini artırır. Alkol tüketimini minimuma indirin veya tamamen bırakın, çünkü bu maddeler bağırsak hücrelerine zarar verir. Kilonuzu kontrol altında tutun: Fazla kilolar, özellikle karın bölgesindeki yağlanma, kanser riskini yükseltir. İdeal kilonuza ulaşmak için dengeli beslenme ve hareketli bir yaşamı tercih edin.

Düzenli egzersiz yapın: Haftada en az 150 dakika orta şiddette egzersiz bağırsak hareketlerini düzenler ve kanser riskini azaltır. Her gün 30 dakika yürümek bile faydalı olabilir. Tarama testlerini ihmal etmeyin: 45-50 yaşından itibaren düzenli kolonoskopi yaptırın. Erken evrede polip tespiti, kanserin önlenmesini sağlar. Aile öyküsü varsa daha erken başlayın. Su tüketimini artırın ve kabızlıktan kaçının: Bol su içmek ve düzenli tuvalet alışkanlığı edinmek bağırsak sağlığını korur. Kabızlık, uzun vadede risk oluşturabilir" ifadelerini kullandı.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Her yıl 22 bin kişiye kolorektal kanser tanısı konuyor  - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 30 Mar 2026 08:02:06 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/her-yil-22-bin-kisiye-kolorektal-kanser-tanisi-konuyor-110411-20260330.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/her-yil-22-bin-kisiye-kolorektal-kanser-tanisi-konuyor-110411-20260330.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/her-yil-22-bin-kisiye-kolorektal-kanser-tanisi-konuyor-110411-20260330.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[-80 derecede tümörü dondurarak kanserle savaş]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-80-derecede-tumoru-dondurarak-kanserle-savas-71961.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-80-derecede-tumoru-dondurarak-kanserle-savas-71961.html</link>
                    <description><![CDATA[Girişimsel Radyoloji Uzm. Dr. Murat Oynak kanser tedavisinde uygulanan kriyoablasyonun cerrahiye uygun olmayan hastalar için büyük avantaj sağlayan, tümörü dondurarak yok eden etkili bir yöntem olduğunu söyledi. Dr. Oynak, " Tümör dondurularak tahrip edilir. Tedavide uygulanan iğnenin uç kısmından -20 ile -80 derece arasında değişen bir soğukluk oluşturulur. Bu soğukluk tümörü ya da patolojik dokuyu tahrip ederek öldürür" dedi.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Tıbbi teknolojideki gelişmeler, kanser tedavisinde yeni ve alternatif yöntemleri gündeme getirmeye devam ediyor. Cerrahi müdahaleye uygun olmayan hastalar için öne çıkan kriyoablasyon yöntemi, minimal invaziv yapısı ve hızlı iyileşme süreciyle dikkat çekiyor. Dondurma tedavisi olarak da bilinen yöntem, farklı kanser türlerinde uygulanabilirliği ile hastalara önemli avantajlar sunuyor.&nbsp;
&nbsp;
AŞIRI SOĞUK TÜMÖRÜ ÖLDÜRÜYOR

Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Antalya Memorial Hastanesi Girişimsel Radyoloji Bölümü'nden Uzm. Dr. Murat Oynak, "Kriyoablasyon ya da dondurma yöntemi uzunca bir süredir kullanılan klasik ablasyon yöntemlerinden bir tanesidir. Bu yöntemle vücuda özel bir takım iğneler ile girilir. Vücuttaki herhangi bir doku ya da tümör dondurularak tahrip edilir. Bu esnada iğnenin içinden argon gazı devridaim yaptırılır ve bu devridaim iğnenin uç kısmından -20 ile -80 derece arasında değişen bir soğukluk oluşturur. Bu soğukluk tümörü ya da patolojik dokuyu tahrip ederek öldürür" dedi.&nbsp;
&nbsp;
DİĞER YÖNTEMLERDEN FARKLI

Radyofrekans, mikrodalga ve lazer gibi yöntemlere de değinen Oynak, "Radyofrekans, mikrodalga ve lazer genellikle birbirine benzeyen ablasyon yöntemleridir ve ülkemizde daha çok bu yöntemler kullanılır. Krioablasyon ise bunlarda tamamen ayrı bir mekanizma ile çok ayrı özellikleri ve üstünlükleri olan bir tekniktir. Dolayısıyla gerektiği zaman mutlaka başvurulması gereken büyük bir potansiyeli olan bir yöntemdir" diye konuştu.&nbsp;
&nbsp;
TÜMÖR KÜÇÜLÜYOR

Kriyoablasyonun etkilerine ilişkin bilgi veren Oynak, "Kriyoablasyon sayesinde kanser hücreleri ölür ve tümör küçülür veya tamamen yok olur. Vücut, ölü dokuyu doğal mekanizmalarla emer ve ortadan kaldırır. Ağrı azalır (özellikle pankreas kanserinde). Safra yolları üzerindeki baskı hafifler ve tümörün çevreye yayılma riski azalır. Genel olarak hastanın yaşam kalitesi artar, çünkü invaziv olmayan bir yöntemle tedavi sağlanır" ifadelerini kullandı.&nbsp;
&nbsp;
KANSERİN HER AŞAMASINDA UYGULANABİLİR

Kriyoablasyonun kullanım alanlarına değinen Oynak, "Kriyoablasyon, kanser tedavisinde genellikle erken evre kanserlerde tercih edilen bir yöntemdir. Özellikle tümörün organ sınırlarını aşmadığı, lokalize olduğu durumlarda uygulanır. Cerrahi müdahaleye uygun olmayan hastalar için alternatif bir seçenek olarak kullanılır ve standart tedavilere (kemoterapi, radyoterapi) ek olarak destekleyici rol oynar. Prostat, böbrek, karaciğer, meme, akciğer, pankreas, yumuşak doku ve kemik kanserleri gibi çeşitli türlerde etkili olabilir. İleri evrelerde ise ağrı azaltma, tümör küçültme için kullanılabilir, ancak primer tedavi olarak erken aşamalarda daha yaygındır" dedi.&nbsp;
&nbsp;
AVANTAJ SAĞLAYAN TEDAVİ

Yöntemin avantajlarını sıralayan Oynak, "Kriyoablasyonun cerrahiye göre başlıca avantajları; minimal invaziv olması, düşük risk ve yan etki oranı, lokal anestezi ile uygulanabilmesi, hızlı iyileşme süreci ve soğuk uygulamaya bağlı doğal anestezi etkisi olarak sıralanabilir" diye konuştu.&nbsp;


 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[-80 derecede tümörü dondurarak kanserle savaş - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 29 Mar 2026 13:09:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/80-derecede-tumoru-dondurarak-kanserle-savas-161344-20260329.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/80-derecede-tumoru-dondurarak-kanserle-savas-161344-20260329.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/80-derecede-tumoru-dondurarak-kanserle-savas-161344-20260329.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Uyku apnesi deyip geçmeyin!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-uyku-apnesi-deyip-gecmeyin-71958.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-uyku-apnesi-deyip-gecmeyin-71958.html</link>
                    <description><![CDATA[Uyku apnesinin yalnızca horlama ve sabah yorgunluğu ile sınırlı bir sorun olmadığını belirten ASYOD Uyku Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Karadağ, hastalığın fiziksel ve zihinsel sağlığı derinden etkilediğini, sürücü hataları kaynaklı kazaların yüzde 70'inden fazlasında uyku apnesinin rol oynadığını söyledi. Karadağ, tedavi sonrası hastaların kendilerini belirgin şekilde daha iyi hissettiğini vurgulayarak, "Tedavi olan hastalarımız o kadar mutlu oluyorlar ki on yaş gençleştiklerini söylüyorlar" dedi.   ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Uyku apnesi, üst solunum yolunu içeren hava yollarının tıkanması nedeniyle horlamanın yaşandığı, uyku sırasında solunumun tekrar tekrar kesilip yeniden başladığı ciddi bir solunum bozukluğu olarak dikkat çekiyor. Toplumda sık görülmesine rağmen çoğu zaman fark edilmeyen uyku apnesiyle ilgili Akciğer Sağlığı ve Yoğun Bakım Derneği (ASYOD) tarafından düzenlenen 11. Uluslararası Katılımlı Akciğer Sağlığı Kongresi kapsamında Antalya'da bulunan ASYOD Uyku Bilim Kurulu Üyesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Karadağ, sağlıklı uykunun bir tercih değil, doğal bir insan hakkı olduğunu söyledi.&nbsp; Uyku apnesinin yalnızca gece horlamasıyla sınırlı olmadığını vurgulayan Karadağ, hastalığın bireyin günlük yaşamından kalp sağlığına, iş performansından trafik güvenliğine kadar pek çok alanı doğrudan etkilediğini ifade etti.&nbsp;

İYİ UYUMAK İNSANLIK HAKKIDIR!

Prof. Dr. Mehmet Karadağ, uykunun insan vücudu için bir restorasyon dönemi olduğunu belirterek, "Tüm dünyada bilim insanları bir şeyi vurgulamak istiyorlar, iyi uyuyanlar daha iyi yaşıyorlar. İyi uyumak bir insanlık hakkıdır, tercih değildir. Doğal bir haktır ve tüm insanların iyi uyuması gerekir. Çünkü hayatımızın üçte biri uykuda geçmektedir. Uyku bizim aslında bir restorasyon dönemimizdir. Gün boyu yorulan vücudun sağlıklı bir uyku ile yeni bir güne hazırlanması gerekir. Uyku sırasında da insanların sadece bir gün önceki yorgunlukları değil, beyni, kalbi, böbrekleri, tüm vücudu yeni bir güne hazırlanmak için bir restorasyon işlemi olur. Bu restorasyon işleminin de enerji kaynağı solunum sistemidir, akciğerlerdir. Bizim her aldığımız nefes kanımızı temizler ve saatte yaklaşık bin defa nefes alır veririz" dedi.&nbsp;
&nbsp;
YETERLİ NEFES

Yatak pozisyonuna geçildiğinde rahat nefes alamamanın tüm vücut sistemlerini etkilediğini belirten Karadağ, uyku sırasında yeterli enerjinin sağlanamamasının ertesi gün yorgunluk, performans düşüklüğü ve dikkat dağınıklığına neden olduğunu söyledi. Karadağ, "İnsanlar yatar pozisyonuna geçtikleri zaman uyku sırasında rahat nefes alamıyorlar ise yeterli enerjiyi sağlayamazlarsa o zaman tüm vücudu bundan etkilenir. Sağlığı etkilenir. Ertesi sabah yorgun uyanır. Kişinin performansı düşer, konsantrasyonu düşer ve bu uzun yıllar devam ettiği zaman da işte ortaya uyku apnesi hastalığı gibi gece uykuda nefes durmaları ortaya çıkmaya başlar ve her nefes durmasında da insan vücudu boğulur gibi bir reaksiyon vermek ister. Kalp çarpıntısı artar, telaşlanır ve vücut sürekli alarma geçtiği için sabah kalktığı zaman dinlenmiş olarak değil de yorgun olarak uyanmaya başlar" diye konuştu.&nbsp;
&nbsp;
KRONİK HASTALIKLARI TETİKLİYOR

Uyku apnesinin yalnızca uyku kalitesini değil, birçok kronik hastalığın gelişimini de etkilediğini dile getiren Karadağ, özellikle genetik yatkınlığı bulunan kişilerde hipertansiyon riskinin arttığını kaydetti. Karadağ, "Bu tüm hayatını etkiler ve kişinin eğer genetik olarak yatkınlığı varsa hipertansiyon hemen çıkar. Hipertansiyon hastalarının üçte birinde uyku apnesi vardır. Bu çok önemli bir sorun. Onun dışında obezite ortaya çıkar. Bugün dünyadaki en önemli sağlık sorunlarından birisi de obezitedir. Obezite, hipertansiyon, diyabet, şeker hastalığı gibi kronik hastalıkların tümünün temelinde kişinin sağlıklı uyuyamaması da yatmaktadır. Sağlıklı uyku bir insan hakkıdır. Ve son yıllarda insanlar düzenli uykudan yavaş yavaş uzaklaşmaya başlamıştır. Bunlar konusunda Dünya Uyku Derneği her yıl belirli uyarılar yapmaktadır. Her yıl 21 Mart, Ekinoks dediğimiz geceyle gündüzün eşit olduğu tarihten bir hafta önceki cuma günü Dünya Uyku Günü olarak tüm dünyada belirli sloganlarla, uyarılarla tüm dünyayı bir şekilde alarma geçirmeye çalışıyoruz. Bu yılın sloganı 'İyi uyuyun, daha iyi yaşayın' sloganıydı" ifadelerini kullandı.&nbsp;
&nbsp;&nbsp;
SÜRÜCÜ HATALARI

Uyku apnesinin trafik ve iş kazaları açısından da ciddi risk oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Karadağ, gece boyunca rahat nefes alamayan kişilerin ertesi güne yorgun ve dikkat bozukluğu ile başladığını söyledi. Karadağ, özellikle sürücüler açısından bu tablonun hayati sonuçlar doğurabileceğine işaret etti. Karadağ, "Uyku apnesi olan kişilerin gece boyunca rahat nefes alamadıkları için konsantrasyonları bozulur ve ertesi güne yorgun kalktıkları için bu trafik kazalarının, iş kazalarının ve normal sağlıklı yaşamdaki insan ilişkilerinin, sosyal ilişkilerinin tümünü doğrudan etkiler. Son yıllarda Avrupa Birliği ülkelerinde olduğu gibi bizim ülkemizde de sürücü adayların tümünde uyku apnesi sorgulanmaktadır. Uyku apnesi olan kişilerin tedavi olmadan araç sürmemeleri gerekir. Çünkü trafik kazalarının hemen hemen büyük çoğunluğunda yani sürücü hataları olan kazaların yüzde 70'den fazlasında uyku apnesi yatmaktadır. O yüzden yasaların uygulanması gerekiyor. Uyku apnesi olan kişilerin mutlaka tanı konulup tedavisinin yapılması gerekiyor. Ne yazık ki şu anda ülkemizde de dünyada da uyku apnesi olduğu halde tanısı konmayan ya da tedavisi yapılmayan çok sayıda insan var. Bunlar tüm toplum sağlığını, halk sağlığını etkilemektedir" şeklinde konuştu.&nbsp;
&nbsp;
KESİN TANI İÇİN...

Uyku apnesinin kesin tanısında uyku laboratuvarlarının önemli rol oynadığını ifade eden Karadağ, hastaların bir gece boyunca ayrıntılı şekilde izlenerek değerlendirildiğini belirtti. Son yıllarda evde yapılan uyku testlerinin de yaygınlaştığını aktaran Karadağ, tarama amaçlı bu testlerin önemli kolaylık sağladığını söyledi. Karadağ, "Uyku laboratuvarında yatırdığımız hastalara gece sabaha kadar tüm fonksiyonlarını monitörize ediyoruz, kişi uyanık mıdır, uykuda mıdır, derin uykuda mıdır, uykunun evreleri var, REM uykusu, rüya gördüğü dönemde midir, sırt üstü mü yatıyor, yan mı yatıyor, horluyor mu, nefesi duruyor mu, vücutta dolaşan kanın oksijen seviyesi saniye saniye ölçülür, kalp atımları düzenli olarak ölçülür. Aslında tüm insanların uyku testi yaptırmasında hiçbir sakınca yoktur. Artık evlerde de uyku testi yapmaya başladık. Evde uyku testi son yılların en popüler konulardan bir tanesi. Bir kişi uyku laboratuvarında yatmadan da evinde uyku apnesi, tarama testi yapabilmektedir" dedi.&nbsp;
&nbsp;
TEDAVİ SONRASI

Sağlıklı uykunun temel kuralları konusunda da önerilerde bulunan Prof. Dr. Mehmet Karadağ, düzenli uyku saatleri, ekran kullanımının azaltılması ve uygun oda şartlarının önemine dikkat çekti. Karadağ, tedavi edilen hastalarda hayat kalitesinin belirgin biçimde arttığını vurgulayarak, "İnsanlar sürekli aynı saatte yatıp aynı saatte kalkmayı bir şekilde kendilerine prensip edinmelidir. Örneğin, ekranlar son yılların en önemli sorunlarından birisi. Biz yatak odalarından artık cep telefonlarının, televizyonların çıkartılmasını öneriyoruz. Yatmadan en az bir saat önce artık cep telefonlarımızdan kurtulmamız gerekiyor. Ve yatak odalarının ısısı, sesi ve ışığı çok önemlidir. Uyku hijyeni dediğimiz kurallarımız var bizim. Sessiz, rahat ve belirli bir ısıda olan odalarda insanların rahat bir şekilde uyuması ve yeni bir güne hazırlanmaları gerekiyor. Uyku sağlığının ne kadar önemli olduğunu her geçen gün daha iyi anlamaya başlıyoruz. Hem ülkemizde hem dünyada uyku tıpıyla ilgilenen hekimler bu konuyu artık çok iyi öğrendiler. Tedavi olan hastalarımız o kadar mutlu oluyorlar ki on yaş gençleştiklerini söylüyorlar. Yıllardır kilo veremeyen, birçok diyet yaptığı halde kilo veremeyen kişiler uyku apnesi tanısı konup tedavi olduktan sonra birdenbire kilo veriyorlar. Enerjileri artıyor, yaşam sevinçleri artıyor. Tüm hastalarımıza sağlıklı bir uyku diliyorum" ifadelerini kullandı.&nbsp;


 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Uyku apnesi deyip geçmeyin! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 29 Mar 2026 11:54:50 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/uyku-apnesi-deyip-gecmeyin-145756-20260329.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/uyku-apnesi-deyip-gecmeyin-145756-20260329.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/uyku-apnesi-deyip-gecmeyin-145756-20260329.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Çocuklarda kızamık tehlikesi!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-cocuklarda-kizamik-tehlikesi-71928.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-cocuklarda-kizamik-tehlikesi-71928.html</link>
                    <description><![CDATA[Son yıllarda dünya genelinde yeniden yükselişe geçen kızamık vakaları, özellikle çocuklar açısından ciddi bir halk sağlığı tehdidi haline geldi. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ferunda Demir, kızamığın yıllar sonra bile beyin hasarına yol açabildiğini belirterek, "Son yıllarda aşı karşıtlığının artması ve çocukların aşılanmaması, bu ölümcül risklerle karşı karşıya kalmamıza neden oluyor. Korunmanın tek yolu aşıdır" dedi.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Dünya genelinde yeniden artış gösteren kızamık vakaları, çocuklar açısından yalnızca hastalık döneminde değil, sonrasında da hayati risk oluşturuyor. Uzun yılların ardından birçok ülkede yeniden görülmeye başlayan vakalar ve buna bağlı ölümler, hastalığın önemini bir kez daha gündeme taşıdı. Üstelik kızamık, yalnızca hastalık döneminde değil, iyileştikten sonraki süreçte de ciddi riskler barındırıyor. Özellikle Covid-19 pandemisinin ardından çocukluk çağı aşılanma oranlarında yaşanan düşüşün, çocuklarda ölümcül seyredebildiği bilinen kızamık vakalarının artmasına yol açtığına dikkat çekiliyor.

Medical Park Antalya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ferunda Demir, kızamık vakalarındaki artışın nedenlerini ve hastalıkla ilgili bilinmesi gerekenleri anlattı.

"SALGINLAR ŞEKLİNDE KENDİNİ GÖSTERDİĞİ İÇİN ÇOK CİDDİ ÖNEM TAŞIMAKTADIR"
Kızamığın, rubeola adı verilen bir virüs hastalığı olduğunu belirten Uzm. Dr. Ferunda Demir, hastalığın özellikle döküntüyle seyreden ve toplumsal yayılım riski yüksek bir enfeksiyon olduğuna işaret etti. Uzm. Dr. Demir, "Kızamık hastalığı, rubeola dediğimiz bir virüs hastalığıdır. Özellikle döküntülerle seyreden bir hastalıktır ve salgınlar şeklinde kendini gösterdiği için çok ciddi önem taşımaktadır" dedi.

Kızamık virüsünün özellikle kış sonu ve ilkbahar başında salgınlara neden olabildiğini ifade eden Uzm. Dr. Demir, çocuklar arasında bulaşmanın çoğunlukla damlacık yoluyla gerçekleştiğini belirtti. Demir, "Öksürmekle, hapşırmakla, bazen fiziksel temasla birbirlerine bulaştırabilirler. Kızamık virüsünün özellikle 20 ve 37 derece arasında canlı olarak yaşadığını biliyoruz ve havada da bir saat kadar asılı kalabiliyor. Bu yüzden de herhangi bir kızamıklı çocuğun bulunduğu ortamda diğer çocuklara bulaşma ihtimali birkaç saat daha devam edebiliyor, çocuk oradan ayrılmış olsa bile" şeklinde konuştu.

"YÜKSEK ATEŞLE BAŞLIYOR, DÖKÜNTÜ TÜM VÜCUDA YAYILIYOR"
Hastalığın kuluçka süresinin genellikle 10 ila 14 gün sürdüğünü belirten Uzm. Dr. Demir, bu sürecin ardından çocuklarda yaklaşık 40 dereceye ulaşabilen yüksek ateş görülebileceğini söyledi. Uzm. Dr. Demir, hastalığın belirtilerini, "Öksürük, burun akıntısı, boğaz ağrısı, halsizlik, gözlerde kızarma gibi semptomlarla gelebilir" sözleriyle anlattı.

Kızamık tanısında ayırt edici bulgulardan birinin ağız içindeki lekeler olduğunu belirten Demir, "Özellikle hastalığı kapan çocukların bir kısmında yanak iç kısmında, ağız içinde gri renkli koplik lekesi dediğimiz lekelerin olması, hastalığın tanı koydurmada bize çok diagnostik bir veridir. Bu şikayetlerin arkasından 4. ya da 5. günde, boyun arkasından ve kulak arkasından başlayan, tüm vücuda yayılan kırmızı ve kahverengi renkli döküntüler meydana gelir. Bu döküntüler 4-5 gün kaldıktan sonra önce solar, ardından soyularak baştan aşağı kaybolur" diye konuştu.

"MENENJİTTEN ZATÜRRREYE KADAR AĞIR KOMPLİKASYONLARA YOL AÇABİLİYOR"
Kızamığın yalnızca ateş ve döküntüyle sınırlı bir hastalık olmadığını vurgulayan Uzm. Dr. Demir, ciddi komplikasyonlarla da seyredebileceğini söyledi. Demir, "Menenjit gelişebilir çocuklarda, orta kulak enfeksiyonu gelişebilir, zatürre bulguları gelişebilir ve çok ağır olan bu durumlar meydana geldiği zaman çocuklarda, hastanelerde yatışlı tedavi gerektirebilen bir hastalıktır" dedi.
Hastalığın sinir sistemi üzerinde de yıkıcı etkiler bırakabildiğini ifade eden Uzm. Dr. Demir, kızamık geçirildikten sonra bile tehlikenin sona ermediğini kaydetti.

İYİLEŞTİKTEN SONRA DA RİSK SÜRÜYOR: SSPE UYARISI
Uzm. Dr. Ferunda Demir, kızamık virüsünün özellikle beyin dokusunda hasarla seyreden çok ağır bir tabloya da neden olabildiğine dikkat çekerek, "Hastalık atlatıldıktan sonraki 2-3 yıl içinde beyin dokusunu zedeleyen kızamık virüsü, Subakut Sklerozan Panensefalit (SSPE) dediğimiz beyin hasarıyla giden ve ölümcül seyredebilen bir hastalıkla da sonuçlanabilir" ifadelerini kullandı. Bu nedenle kızamığın hafife alınmaması gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Demir, hastalığın çocuk sağlığı açısından son derece önemli olduğunu belirtti.

"AŞILANMAMA ÖLÜMCÜL RİSKLERLE KARŞI KARŞIYA KALDIĞIMIZI GÖSTERİYOR"
Son yıllarda kızamık vakalarındaki artışın en önemli nedenlerinden birinin de aşı karşıtlığı olduğuna işaret eden Uzm. Dr. Demir, "Son yıllarda özellikle aşı karşıtı kişilerin artması, çocukların aşılanmaması bu tür ölümcül risklerle karşı karşıya kaldığımızı gösteriyor" dedi.
Türkiye'de uygulanan aşı takvimine ilişkin bilgi veren Uzm. Dr. Demir, kızamık aşısının iki doz halinde uygulandığını belirterek, "Türkiye'deki aşı şemasında iki doz aşı var. 12. ay ve 4. yaşta. Son yıllarda salgınların artmasıyla birlikte 9. ayda da ek doz bir aşı önerilmekte" diye konuştu.

"KORUNMANIN TEK YOLU AŞI"
Aşının kızamığa karşı en etkili korunma yöntemi olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Demir, "Bizim için korunmanın tek yolu aşı diyoruz. Çünkü birinci aşıdan sonraki koruyuculuk yüzde 93, ikinci aşıdan sonraki koruyuculuk yüzde 97'nin üzerinde. Gördüğümüz hastaların çoğunun da aşısız vakalar olduğunu biliyoruz. Bu yüzden çocuklarımızın aşılarının mutlaka yapılmasını tavsiye ediyoruz. Kızamıklı bir çocukla temastan sonra ilk 3 gün içinde de aşının yapılmasını mutlaka öneriyoruz" ifadelerini kullandı.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Çocuklarda kızamık tehlikesi! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 28 Mar 2026 08:15:04 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/cocuklarda-kizamik-tehlikesi-111847-20260328.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/cocuklarda-kizamik-tehlikesi-111847-20260328.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/cocuklarda-kizamik-tehlikesi-111847-20260328.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Akciğer sağlığı için kritik uyarılar]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-akciger-sagligi-icin-kritik-uyarilar-71887.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-akciger-sagligi-icin-kritik-uyarilar-71887.html</link>
                    <description><![CDATA[Antalya'da düzenlenen 11. Uluslararası Katılımlı Akciğer Sağlığı Kongresi'nde, solunum hastalıklarının dünyada ve Türkiye'de artan yükü, KOAH, akciğer kanseri, enfeksiyonlar ve hava kirliliğinin insan sağlığı üzerindeki etkileri ele alındı. Kongrede konuşan Prof. Dr. Gülistan Karadeniz, "Solunum hastalıkları hem ülkemizde hem dünyada çok sık görülmekte ve başlıca hastalık ve ölüm nedeni olmaktadır" derken, Prof. Dr. Tevfik Özlü ise küresel ısınmanın hava kalitesini bozduğunu, polen yoğunluğunu artırarak alerjik hastalıkları tetikleyebildiğini dile getirdi.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Akciğer Sağlığı ve Yoğun Bakım Derneği tarafından düzenlenen 11. Uluslararası Katılımlı Akciğer Sağlığı Kongresi, Antalya'da başladı. Belek turizm merkezindeki bir otelde gerçekleştirilen kongrenin basın toplantısında, akciğer sağlığına ilişkin güncel literatür, bilimsel çalışmalar ve son rehberler ışığında solunum sistemi hastalıkları tüm yönleriyle ele alındı. Kongrede, hem hekimlerin bilgi ve becerilerinin güncellenmesi hem de toplum sağlığının geliştirilmesine katkı sunacak başlıklar gündeme taşındı.

"GÖĞÜS HASTALIKLARI HEKİMLERİNE BİNEN YÜK HER ZMANAKİNDEN DAHA DA FAZLADIR"
Uluslararası Katılımlı Akciğer Sağlığı Kongresi 2026 Kongre Başkanı Prof. Dr. Gülistan Karadeniz, kongrenin hem mesleki gelişim hem de toplum sağlığı açısından önemli bir misyon üstlendiğini belirterek, "Bu yıl 11.'sini düzenlemenin büyük gururu ve heyecanıyla göğüs hastalıkları hekimlerimize yönelik bilgi paylaşımı, yenilikçi yaklaşımların güncellenmesi, pratik uygulamalar ile meslektaşlarımıza destek olmaya ve ülkemizdeki insanların akciğer sağlığını geliştirmeye gayret ediyor ve bunun mutluluğu ve sevincini yaşıyoruz. Solunum hastalıkları hem ülkemizde hem dünyada çok sık görülmekte ve başlıca morbidite ve mortalite nedeni olmaktadır" sözleriyle hastalık yükünün boyutuna işaret etti.

Solunum hastalıklarının yaygınlığı nedeniyle göğüs hastalıkları uzmanlarının sorumluluğunun arttığını vurgulayan Karadeniz, "Bu nedenle göğüs hastalıkları hekimlerine binen yük her zamankinden daha da fazladır. Bu nedenle kongremizde göğüs hastalıkları hekimlerimizin bilimsel yenilikleri, tecrübelerini ve pratiklerini geliştirmeleri ve multidisipliner etkileşim ile bilgilerini güncellemeleri, toplumumuzdaki insanların akciğer sağlığının geliştirilmesi açısından çok önemli ve kıymetlidir" ifadelerini kullandı.

"KRONŞK OBSTRİKTİF AKCİĞER HASTALIĞI TÜM DÜNYADA YAKLAŞIK YÜZDE 10 GİBİ SIKLIKLA GÖRÜLMEKTE"
Karadeniz, kongrede ele alınan başlıklara da değinerek, "Kronik obstrüktif akciğer hastalığı tüm dünyada yaklaşık yüzde 10 gibi sıklıkla görülmekte. Yani 10 kişiden birinde görülmekte ve dünya genelinde ve ülkemizde önemli bir morbidite ve mortalite nedeni olmaktadır" dedi.

Akciğer kanserinin de hem kadınlarda hem erkeklerde en sık görülen ve en fazla ölüme neden olan kanser türlerinden biri olduğunu belirten Karadeniz, "Akciğer enfeksiyonları hem kış aylarında artmakta, COVID'de gördüğümüz gibi her zaman akciğerleri tutarak mortaliteyi arttıran bir enfeksiyondur. Bu nedenle hem akciğer enfeksiyonlarındaki hem KOAH'taki hem akciğer kanserindeki tedavi yaklaşımlarının meslektaşlarımıza iletilmesi çok kıymetlidir" dedi. Karadeniz, kongreye 15 uluslararası bilim insanının çevrim içi ve yüz yüze katkı sunduğunu, Türkiye'den de 200'e yakın bilim insanının toplantılarda yer aldığını da sözlerine ekledi.

"BU SADECE BİLİMSEL BİR KONGRE DEĞİL"
Akciğer Sağlığı ve Yoğun Bakım Derneği'nin ilk kadın genel başkanı Prof. Dr. Gamze Kırkıl ise kongrede hem göğüs hastalıkları hem de göğüs cerrahisine ilişkin kapsamlı oturumların yer aldığını söyledi. Kırkıl, "Biz kongremizde hem göğüs hastalıkları hem de göğüs cerrahisi ile ilgili oturumlara yer veriyoruz ve toplumda çok sık karşılaşılan astım, KOAH, akciğer kanseri ya da akciğer sertleşmesi gibi hastalıkların özellikle tanıları, tedavileri, takipleri nasıl yapılacak, bunlarla ilgili bilgiler vereceğiz" dedi.

Kongrenin eğitim yönünün de güçlü olduğunu vurgulayan Kırkıl, "Bu sadece aslında bir kongre değil, bilimsel bir kongre değil. Aynı zamanda vereceğimiz eğitimle aslında asistanlarımız, uzmanlarımız sahaya döndükleri zaman topluma çok daha iyi bir hizmet verecekler. Dolayısıyla bizim için aynı zamanda bir vizyon kongresi olduğunu düşünüyorum" şeklinde konuştu.

113 OTURUM, 190 SÖZLÜ BİLDİRİ,&nbsp; 322 POSTER BİLDİRİ
Uluslararası Katılımlı Akciğer Sağlığı Kongresi 2026 Bilimsel Komite Başkanı Prof. Dr. Özlem Erçen Diken de kongrenin bilimsel programına ilişkin bilgi verdi. Diken, "Göğüs hastalıkları ve göğüs cerrahisi alanında tanı, tedavi ve günlük pratiğe yönelik bilgi birikiminin arttırılması, güncel gelişmelerin paylaşılması ve mesleki etkileşimin güçlendirilmesi amacıyla son derece zengin ve kapsamlı bir bilimsel programa ev sahipliği yapıyoruz" dedi.

Diken, kongrenin ilk gününde teorik bilgilerin güncellenmesi ve pratik becerilerin geliştirilmesine yönelik 11 farklı konuda kurs gerçekleştirildiğini belirterek, "İzlenen günlerde ise bilimsel program, konferanslar, uydu oturumları, olgu konseyleri, yuvarlak masa, atölye çalışmaları ve asistan odaları ile çok yönlü bir biçimde sürecektir" diye konuştu. Kongre boyunca toplam 113 oturum planlandığını kaydeden Diken, 32 sözlü bildiri oturumunda 190 sözlü bildiri, 16 elektronik poster oturumunda ise 322 poster bildirinin bilim dünyasıyla paylaşılacağını söyledi.

HAVA KİRLİLİĞİ, SOLUNUM HASTALIKLARINA ZEMİN HAZIRLIYOR
Akciğer Sağlığı ve Yoğun Bakım Derneği Kurucu Başkanı Prof. Dr. Tevfik Özlü ise konuşmasında hava kirliliğinin akciğer sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Temiz hava solumanın temel bir hak olduğunu vurgulayan Özlü, "Nefes almanın da temiz bir hava solumak amaçlı olduğunu biliyoruz. Temiz hava soluma özgürlüğü her insanın doğuştan gelen bir hakkıdır ve bu hakkımızı korumak zorundayız. Akciğerlerimiz dışa açık organımız, her dakika hepimiz, tüm insanlık ortalama 10 litre havayı akciğerine alır ve tekrar geri verir" ifadelerini kullandı.

Özlü, dış ortam hava kirliliğinin kentleşme, sanayileşme, motorlu taşıtlar, endüstriyel faaliyetler, inşaatlar ve orman yangınları gibi pek çok nedene bağlı olarak ortaya çıktığını belirterek, bu kirli havanın içinde bulunan zararlı gazların ve ince partiküllerin solunum sistemi başta olmak üzere tüm vücut üzerinde olumsuz etkiler meydana getirdiğini anlattı. Özlü, hava kirliliğinin kısa vadede burun tıkanıklığı, hapşırık, geniz akıntısı, boğazda ve gözlerde yanma, öksürük, nefes darlığı ve hırıltı gibi şikâyetlere yol açabildiğini, uzun vadede ise KOAH, astım ve alerjik hastalıkların gelişimine zemin hazırlayabildiğini kaydetti. Özlü, bu yönüyle hava kirliliğinin yalnızca çevresel değil, aynı zamanda doğrudan bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çekti.

"GÖRÜNMEZ TEHDİT"
Kapalı alanlardaki iç ortam hava kirliliğinin de en az dış ortam kadar önemli olduğunu vurgulayan Özlü, evlerde kullanılan yakıtlar, sigara dumanı, sentetik malzemeler, küf, rutubet ve ev tozu akarlarının ciddi risk oluşturduğunu belirtti. Özlü, "O açıdan bu hava kirliliği görünmez bir tehdittir. Çoğu zaman farkına varmadığımız, önemsemediğimiz bir durumdur" diyerek, özellikle kapalı ortamların düzenli olarak havalandırılması gerektiğini dile getirdi.

KÜRESEL ISINMANIN HAVA KALİTESİNE ETKİSİ
Prof. Dr. Tevfik Özlü, küresel ısınmanın da akciğer sağlığı açısından göz ardı edilmemesi gereken bir başlık olduğunu belirterek, "Biliyorsunuz insanoğlunun ortaya çıkardığı sera gazları dediğimiz bir takım gazlar karbonmonoksit gibi, metan gibi bazı gazlar küresel ısınmaya yol açıyor ve bu küresel ısınma da hava kalitemizi bozuyor. Küresel ısınma, hem susuzluğa, kuraklığa hem tarım sektöründe bozulmalara da yol açar. Birçok alerjinin yoğunluğunu arttırabilir. Özellikle polen mevsiminin uzamasına ve havadaki polen yoğunluğunun artmasına neden olabilir. Bazı hava kirleticilerin yoğunluğunda artışa neden olarak yine de soluduğumuz havanın kalitesini bozabilir. Hava kalitemizin korunması için dış atmosfer havasının kalitesinin korunması için hepimizin duyarlı olması gerektiğini ifade ederek sözlerimi tamamlamak istiyorum" şeklinde konuştu.

 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Akciğer sağlığı için kritik uyarılar - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 27 Mar 2026 07:24:15 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/akciger-sagligi-icin-kritik-uyarilar-102808-20260327.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/akciger-sagligi-icin-kritik-uyarilar-102808-20260327.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/akciger-sagligi-icin-kritik-uyarilar-102808-20260327.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden kanser cerrahisinde ilk]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-alanya-egitim-ve-arastirma-hastanesinden-kanser-cerrahisinde-ilk-71833.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-alanya-egitim-ve-arastirma-hastanesinden-kanser-cerrahisinde-ilk-71833.html</link>
                    <description><![CDATA[Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde önemli bir başarıya imza atıldı. Hastanede görevli Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Tamer Akay ve ekibi, hastanede ilk kez uygulanan Ultra Low Anterior Rezeksiyon (ULAR) operasyonuyla anal kanala çok yakın tümörlerde dahi bağırsak devamlılığını korumayı başardı. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Alanya'da yaşayan 65 yaşındaki Şaban Görgülü, makatta ağrı şikâyetiyle Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne başvurdu. Hastanede görevli Hastanede görevli Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Tamer Akay tarafından yapılan fizik muayene ve görüntüleme sonucunda anal kanala yalnızca 2 cm mesafede tümöral kitle tespit edildi. Görgülü, multidisipliner bir yaklaşımla, farklı branşlardaki hekimlerin görüş ve önerileri doğrultusunda tedavi altına alındı. Onkoloji uzmanları tarafından uygulanan neoadjuvan tedavi sayesinde tümör geriletildi ve anal kanala olan mesafe 4 cm'ye kadar çıkarıldı. 

Bu kritik sürecin ardından hastanın onayı alınarak Dr. Öğretim Üyesi Tamer Akay ve hastanede görevli Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Ramazan Serdar Arslan tarafından Ultra Low Anterior Rezeksiyon (ULAR) operasyonu gerçekleştirildi. Söz konusu operasyon; kalın bağırsağın makata yakın son bölümünde yerleşen kanserlerin tedavisinde kullanılan, bağırsak devamlılığını koruyan ve stoma (torba) ihtiyacını en aza indirmeyi amaçlayan ileri bir cerrahi yöntem olarak öne çıkıyor. 

TÜR AMELİYATLARI HASTANEMİZDE BAŞARIYLA GERÇEKLEŞTİRİYORUZ

Hastanede ilk kez uygulanan ve başarıyla tamamlanan operasyon hakkında bilgi veren Dr. Öğretim Üyesi Tamer Akay, "Hekim arkadaşım Dr. Öğretim Üyesi Arslan ile birlikte yaptığımız ULAR yöntemi; özellikle rektumun alt kısmında, son 5-6 cm'de yerleşen ve dış sfinkter kaslarına yayılmamış tümörlerde uygulanır. Bu teknik sayesinde anüs ve dış sfinkter kasları korunabilmekte, hastaların bağırsak kontrolü büyük ölçüde devam etmektedir. Bu tür zorlu vakalarda en önemli hedef yalnızca kanserli dokunun tamamen çıkarılması değil aynı zamanda hastanın yaşam kalitesinin korunmasıdır. Özellikle anal kanala çok yakın tümörlerde; doğru hasta seçimi, uygun cerrahi teknik ve multidisipliner yaklaşım sayesinde kalıcı kolostomiye gerek kalmadan hastanın yaşam kalitesi korunarak başarılı sonuçlar elde edilebilmektedir" diye konuştu. İleri cerrahi teknikler ve ekip çalışmasının kanser tedavisinde kritik rol oynadığını vurgulayan Akay, "Ekibimizle birlikte bu tür ameliyatları hastanemizde başarıyla gerçekleştiriyoruz. Hastamız Şaban Görgülü‘nün ameliyatı da başarılı geçti. Takipleri hastanemiz tarafından sürdürülecektir" ifadesini kullandı.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden kanser cerrahisinde ilk - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 25 Mar 2026 11:29:17 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/alanya-egitim-ve-arastirma-hastanesinden-kanser-cerrahisinde-ilk-143126-20260325.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/alanya-egitim-ve-arastirma-hastanesinden-kanser-cerrahisinde-ilk-143126-20260325.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/alanya-egitim-ve-arastirma-hastanesinden-kanser-cerrahisinde-ilk-143126-20260325.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Bayramda 3 bin 768 kişi acil servislik oldu ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-bayramda-3-bin-768-kisi-acil-servislik-oldu-71766.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-bayramda-3-bin-768-kisi-acil-servislik-oldu-71766.html</link>
                    <description><![CDATA[Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Banu Karakuş Yılmaz, Ramazan Bayramı tatili süresince Acil Servis’te 3 bin 768 hastaya sağlık hizmeti sunulduğunu açıkladı.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Bayram tatili süresince hastanede verilen sağlık hizmetlerini değerlendiren Başhekim Prof. Dr. Banu Karakuş Yılmaz, "Arife günü de dâhil olmak üzere bayram tatili boyunca bin 221 sağlık personelimizle birlikte; Acil Servis, ameliyathane, yoğun bakım, doğumhane, diyaliz ve tüm yataklı servislerimizde kesintisiz sağlık hizmeti sunduk’’ dedi.

3 BİN 768 HASTAYA SAĞLIK HİZMETİ VERİLDİ
Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesinde bayram tatili boyunca 3 bin 768 hastaya sağlık hizmeti verildiğini aktaran Karakuş ‘’Bayram tatilinde Acil Servis’te 3 bin 768 hastaya sağlık hizmeti verirken, 81 hastamızın ameliyatını başarıyla gerçekleştirdik. Ayrıca 121 hastamızın yatışı yapılarak tedavilerine yataklı servislerimizde devam edildi. Bu süreçte 4 bebeğimiz hastanemizde dünyaya gözlerini açtı ve ailelerinin mutluluğuna ortak olduk. 86 hastamıza diyaliz hizmeti verilirken, 5 hastamıza da anjiyo işlemi uygulandı. Yönetim ekibimiz, bayram süresince görev yapan sağlık personelimizle koordineli bir şekilde çalışarak hasta yoğunluğuna göre gerekli planlamaları ve takviyeleri gerçekleştirdi. Sağlık tesisimiz ve birimlerimiz yerinde incelenerek hizmetlerin aksamaması sağlandı. Bu yoğun süreçte büyük bir özveri ve ekip ruhuyla çalışan, Ramazan Bayramı’nı hastalarımızla birlikte geçirerek kesintisiz sağlık hizmeti sunan tüm meslektaşlarıma ve sağlık çalışanlarımıza şahsım ve vatandaşlarımız adına teşekkür ediyorum. Tedavisi devam eden hastalarımıza da acil şifalar diliyorum" ifadesini kullandı.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Bayramda 3 bin 768 kişi acil servislik oldu  - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 23 Mar 2026 13:43:35 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/bayramda-3-bin-768-kisi-acil-servislik-oldu-164500-20260323.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/bayramda-3-bin-768-kisi-acil-servislik-oldu-164500-20260323.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/bayramda-3-bin-768-kisi-acil-servislik-oldu-164500-20260323.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Antalya'da ilk kez ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-antalyada-ilk-kez-71727.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-antalyada-ilk-kez-71727.html</link>
                    <description><![CDATA[Antalya’da Sıtkı Aksoy'un (54) kalbinde, kapalı yöntemle üç damar değişimi yapıldı. Göğüs altından yaklaşık 5 santimlik kesi ile gerçekleştirilen ameliyatta, baypas için kullanılan damar ise bacaktan küçük bir kesi ile çıkarıldı. Bu iki yöntemin aynı hastada birlikte uygulanması, Antalya’da ilk kez gerçekleştirildi.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniği Eğitim Görevlisi Doç. Dr. Birkan Akbulut ve ekibi, kapalı koroner baypas ameliyatı ile minimal invaziv endoskopik yöntemle bacak damarı çıkarma işlemini ilk kez aynı hastada uyguladı. Başarılı geçen ameliyatta Sıtkı Aksoy'un kalbindeki üç koroner damar, göğüs altından yapılan 5 santimlik kesiyle ve hiçbir kemik kesilmeden değiştirilirken, bacaktan alınan yaklaşık 25 santimlik damar ise yalnızca 2 santimlik kesi ile endoskopik yöntemle çıkarıldı.

Doç. Dr. Akbulut, Aksoy’un daha önce kalp problemleri nedeniyle kardiyolojiye başvurduğunu, yapılan anjiyografi sonrasında koroner baypas ameliyatı olması gerektiği kararıyla kendilerine müracaat ettiğini belirtti. Hastanın muayene, tetkik ve değerlendirmeleri sonucunda halk arasında kapalı ameliyat olarak bilinen minimal invaziv koroner baypas ameliyatını gerçekleştirdiklerini kaydeden Doç. Dr. Birkan Akbulut, operasyonun başarılı geçtiğini söyledi.

GEÇMİŞ YILLARDA GÖĞÜS KEMİĞİ KESİLİRDİ

Koroner baypas ameliyatlarının geçmiş yıllarda 'iman tahtası' olarak bilinen göğüs ön duvarındaki kemiğin kesilmesiyle yapıldığını hatırlatan Doç. Dr. Akbulut, “Artık gelişen teknolojiyle biz bunu halk arasında kapalı ameliyat olarak bilinen minimal invaziv kalp cerrahisi tekniği ile yapıyoruz" dedi. Kapalı ameliyatların genellikle meme altından yapılan 4 ile 6 santim arasında bir kesi ile gerçekleştirildiğini ifade eden Doç. Dr. Birkan Akbulut, şöyle devam etti:

“Bu ameliyatlar iman tahtası kesilmeden yapılıyor. Bu yöntemle tüm damarlara baypas yapılabiliyor. Yani hastanın ihtiyacı üç damarsa üç, tek damarsa tek damar değiştiriliyor. Kalbin kanlanması için ne kadar damar değişmesi gerekiyorsa hepsine müdahale etme şansımız var."

KABURGALARIN ARASINDAN KALBE ULAŞILIYOR

Göğüs altındaki kesiden kaburgaların arasından kalbe ulaşıldığını anlatan Doç. Dr. Akbulut, “Hastanın herhangi bir kemiği kesilmiyor. Dolayısıyla iyileşme süresi de daha kısa oluyor" diye konuştu. Kapalı ameliyatta hastanın işine ve sosyal hayatına daha erken dönebildiğini belirten Doç. Dr. Birkan Akbulut, sözlerine şöyle devam etti:

“Bu yöntemle ameliyat edilen hasta taburcu olduktan sonra yatağında sağa sola dönmek gibi hareket özgürlüğüne sahip olabiliyor. Dolayısıyla hem hayatına hem işine daha erken dönebiliyor. Ameliyat kesisi daha küçük olduğu ve kemik kesilmediği için enfeksiyon oranı da daha düşük oluyor. Bu nedenle hem hastalar hem biz hekimler tarafından giderek daha fazla tercih edilen bir yöntem haline geliyor."

Hastanın 10 gün sonra işine dönebileceğini ifade eden Doç. Dr. Akbulut, önceki yıllarda yapılan koroner baypas ameliyatlarında iman tahtasının kesilmesi nedeniyle istirahat süresinin yaklaşık 2 ay olduğunu vurguladı.

25 SANTİMLİK DAMAR, 2 SANTİMLİK KESİDEN ÇIKARILDI

Önceki yıllarda koroner baypas ameliyatlarında kullanılacak damarın bacak boyunca yapılan uzun bir kesi ile çıkarıldığını söyleyen Doç. Dr. Birkan Akbulut, “Biz bu hastamızda bacaktaki yaklaşık 20-25 santim uzunluğundaki damarı, endoskopik yöntemle yalnızca 2 santimlik kesiden çıkararak aldık. Böylece kapalı yöntemle yapılan koroner baypas ameliyatı ile minimal invaziv endoskopik damar çıkarma işlemi aynı hastada Antalya’da ilk kez birlikte uygulanmış oldu" ifadelerini kullandı. Doç. Dr. Akbulut, ekibiyle birlikte yaklaşık 1,5 yıldır minimal invaziv yöntemle kalp kapak ve koroner baypas ameliyatları gerçekleştirdiklerini sözlerine ekledi.

'KENDİMİ ÖNCE ALLAH’A SONRA HOCAMA EMANET ETTİM'

Ameliyattan önce ara ara göğüs ağrısı şikayetiyle hastaneye başvurduğunu anlatan Sıtkı Aksoy, son başvurusunda fenalaştığı için anjiyoya alındığını söyledi. Tıkalı kalp damarlarının anjiyoda açılamaması üzerine kalp ve damar cerrahisine yönlendirildiğini ifade eden Aksoy, Doç. Dr. Birkan Akbulut’a başvurduğunda özellikle kapalı ameliyat istediğini anlattı. Sıtkı Aksoy, “Hocam bunu yapabileceğini söyledi. Ben de kendimi hocama emanet ettim. Allah razı olsun. Sanki yeniden doğmuş gibiyim" dedi.

'SIKINTILARIM BİTTİ, ŞÜKÜRLER OLSUN'

Ameliyatın ardından yaşadığı sıkıntıların sona erdiğini belirten Aksoy, “Her şey bitti, Allah’ıma şükürler olsun" ifadelerini kullandı. Ameliyattan önce tansiyonunun yüksek olduğunu ve ilaç kullandığını da söyleyen Aksoy, “Daha önce tansiyon hapı kullandığım halde tansiyonum 17-18 civarındaydı. Şu anda 11-12. Ameliyattan sonra tansiyonum da düştü. Baş ağrım kalmadı. Herhangi bir sıkıntım yok" diye konuştu.

Ameliyata girmeden önce Doç. Dr. Birkan Akbulut’a “Önce Allah, sonra size güveniyorum" dediğini anlatan Aksoy, “Hocam sağ olsun elinden geleni fazlasıyla yaptı. İlgi, alaka, güler yüz, her gün takip etme. Allah razı olsun. Çok memnunum. Açık baypas olanlarda ameliyat sonrası ağrı olduğunu duymuştum. Allah’a şükür bende ağrı yok. Bacağım da fazla açılmadı" ifadelerini kullandı.

Eşi Halime Aksoy da Doç. Dr. Birkan Akbulut’a teşekkür ederen Aksoy, “Allah hocamızdan razı olsun bize bu mutluluğu yaşattı" dedi.


 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Antalya'da ilk kez  - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 22 Mar 2026 08:17:31 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/antalyada-ilk-kez-111910-20260322.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/antalyada-ilk-kez-111910-20260322.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/antalyada-ilk-kez-111910-20260322.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Alanya’da bayramda sağlık önlemleri alındı]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-alanyada-bayramda-saglik-onlemleri-alindi-71629.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-alanyada-bayramda-saglik-onlemleri-alindi-71629.html</link>
                    <description><![CDATA[Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi, bayram tatili süresince sağlık hizmetlerinin kesintisiz devam etmesi için tüm hazırlıklarını tamamladı.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Banu Karakuş Yılmaz, bayramdan bir gün öncesi de dahil olmak üzere bayram boyunca toplam bin 221 sağlık personelinin görev başında olacağını açıkladı. Bayram süresince acil servis başta olmak üzere yoğun bakım, ameliyathane, doğumhane, diyaliz ve tüm yataklı servislerde sağlık hizmetlerinin aralıksız sürdürüleceğini belirten Prof. Dr. Banu Karakuş Yılmaz, gerekli tüm planlamaların yapıldığını söyledi.

"TÜM ÖNLEMLERİMİZİ ALDIK"
Bayram tatili boyunca sağlık hizmetlerinde herhangi bir aksama yaşanmaması için kapsamlı bir planlama gerçekleştirdiklerini ifade eden Başhekim Prof. Dr. Karakuş Yılmaz, "Bayram süresince hizmet verecek tüm birimlerimizde insan gücü ve tıbbi donanım açısından gerekli düzenlemeleri yaparak tedbir ve önlemlerimizi aldık. Personel planlamalarımızı tamamlayarak ihtiyaç duyulan birimlerde takviye görevlendirmeler gerçekleştirdik. Bayramdan bir gün öncesi de dahil olmak üzere toplam dört gün boyunca 207 hekim, 428 hemşire ve sağlık çalışanı, 349 temizlik personeli, 45 tıbbi sekreter, 8 danışma görevlisi, 122 güvenlik personeli, 10 santral görevlisi, 18 şoför, 16 sağlık memuru ve 18 teknik servis çalışanı olmak üzere toplam bin 221 sağlık personelimiz hasta ve hasta yakınlarına hizmet vermek için görev başında olacaktır" dedi.

BAYRAMDA BESLENMEYE DİKKAT
Ramazan ayı boyunca değişen beslenme düzenine de dikkat çeken Başhekim Prof. Dr. Banu Karakuş Yılmaz, "Bayramda aşırı ve dengesiz beslenmeden kaçınılması gerekmektedir. Bayramda sindirim sorunları yaşamamak için normal beslenme düzenine geçerken karbonhidrat ve şekerden zengin gıdaların tüketimine dikkat edilmelidir. Bol sıvı tüketilmeli, mümkün olduğunca hafif tatlılar tercih edilmeli ya da tatlı tüketimi sınırlandırılmalıdır. Bayramın hepimize başta sağlık olmak üzere huzur, mutluluk ve esenlik getirmesini diliyorum" diye sözlerine ekledi.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Alanya’da bayramda sağlık önlemleri alındı - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 18 Mar 2026 10:51:40 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/alanyada-bayramda-saglik-onlemleri-alindi-135310-20260318.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/alanyada-bayramda-saglik-onlemleri-alindi-135310-20260318.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/alanyada-bayramda-saglik-onlemleri-alindi-135310-20260318.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Alanya'da kalp sağlığında TAVI işlemi başarıyla uygulanıyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-alanyada-kalp-sagliginda-tavi-islemi-basariyla-uygulaniyor-71628.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-alanyada-kalp-sagliginda-tavi-islemi-basariyla-uygulaniyor-71628.html</link>
                    <description><![CDATA[Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi, TAVI (Transkateter Aort Kapak İmplantasyonu) işlemini hastalarına başarıyla uygulamaya devam ediyor. Açık kalp ameliyatı için yüksek risk taşıyan hastalar için önemli bir alternatif olan bu yöntem sayesinde bölge halkı ileri düzey kalp tedavilerine kendi şehirlerinde ulaşabiliyor.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Kasıktan girilerek kapalı yöntemle gerçekleştirilen TAVI işlemi sayesinde aort kapak hastalığı bulunan hastalarda göğüs kafesi açılmadan ve kalp durdurulmadan kapak değişimi yapılabiliyor. Böylece hastalar daha kısa sürede iyileşirken, komplikasyon riski de önemli ölçüde azalıyor. 

Uygulama hakkında bilgi veren Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Cemal Köseoğlu, "TAVI yöntemi özellikle ameliyat riski yüksek olan hastalar için büyük avantaj sağlamaktadır. İleri yaşta olan veya ek sağlık sorunları bulunan hastalar için güvenli ve etkili bir tedavi seçeneği olarak öne çıkmaktadır. Akciğer, karaciğer veya böbrek fonksiyon bozukluğu olan hastalar ya da daha önce açık kalp ameliyatı geçirmiş kişiler için bu yöntem önemli bir alternatif sunar. İşlem sırasında aort kapağı, göğüs açılmadan ve kalp durdurulmadan, genellikle kasıktan girilerek özel bir kateter yardımıyla değiştirilir. Bu sayede hastalar daha kısa sürede iyileşmekte ve açık kalp ameliyatına göre daha düşük komplikasyon riski ile tedavi edilmektedir" dedi.

TAVI işleminin invaziv kardiyolojinin en ileri ve en zorlu girişimleri arasında yer aldığını vurgulayan Köseoğlu, "Bu uygulama yüksek teknoloji, özel eğitim ve deneyimli bir ekip gerektirir. Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Kliniği olarak güçlü hekim kadromuz ve gelişmiş teknolojik altyapımız sayesinde TAVI işlemini başarıyla uyguluyoruz. Hastalarımıza ileri düzey kalp tedavilerini kendi şehirlerinde alma imkânı sunmaktan büyük memnuniyet duyuyoruz" diye konuştu.

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Alanya'da kalp sağlığında TAVI işlemi başarıyla uygulanıyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 18 Mar 2026 10:49:07 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/alanyada-kalp-sagliginda-tavi-islemi-basariyla-uygulaniyor-135020-20260318.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/alanyada-kalp-sagliginda-tavi-islemi-basariyla-uygulaniyor-135020-20260318.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/alanyada-kalp-sagliginda-tavi-islemi-basariyla-uygulaniyor-135020-20260318.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Türkiye’de ilk, Dünya’da 8’inci]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-turkiyede-ilk-dunyada-8inci-71511.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-turkiyede-ilk-dunyada-8inci-71511.html</link>
                    <description><![CDATA[Akdeniz Üniversitesi’nde (AÜ) kanser tedavisinde kullanılan CAR-T hücre tedavisi için hücre üretiminin yapılacağı İleri Sağlık Araştırma Merkezi kuruldu. Dünyada yalnızca 7 merkezde uygulanan bu yöntemin 8’incisi Akdeniz Üniversitesi’nde hayata geçirildi. Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, "Dünyada yüz binlerce dolara uygulanan bu tedaviyi yerli ve milli imkanlarla Türkiye’de hastalarımıza sunacağız" dedi.

]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Akdeniz Üniversitesi’nde kanser tedavisinde kullanılan CAR-T hücre tedavisi için hücre üretiminin yapılacağı İleri Sağlık Araştırma Merkezi kuruldu. Özellikle lösemi ve lenfoma gibi kan kanserlerinin tedavisinde kullanılan CAR-T hücre yönteminin uygulandığı dünyada 7 merkez bulunurken, 8’incisi Akdeniz Üniversitesi oldu. Merkezde hastanın kendi bağışıklık hücrelerinin laboratuvar ortamında güçlendirilerek kanser hücreleriyle mücadele etmesinin hedeflendiği belirtildi. Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan ve Organ Nakli Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan, merkezin kuruluş süreci ve tedavi yöntemine ilişkin detayları CNN Türk canlı yayınında Demirören Haber Ajansı muhabiri İrem Başdaş’a anlattı.

5 YILLIK SERÜVEN HAYATA GEÇTİ

14 Mart Tıp Bayramı’nda tedaviyi duyurdukları için mutlu olduklarını ifade eden Prof. Dr. Özlenen Özkan, "2020 yılında göreve geldiğimizde Ömer Hoca’yla bir fikrimiz vardı. Biz organ nakli yapıyoruz. Bu anlamda bu üniversitenin kuruluş felsefesi de bunun üzerineydi. Amacımız organ nakli ve kanser üzerine araştırmalar yapmak ve tedavi yöntemleri ortaya koymaktı. Böyle bir tedavi yöntemi uygulamak istediğimizi Cumhurbaşkanımızla paylaştığımız zaman bu fikir çok hoşuna gitti. Onun desteğiyle bu güzel binayı kurguladık ve başardık. 5 yıllık bir serüvendi bu. Cumhurbaşkanımızın destekleriyle bu kanser merkezine kavuşmuş olduk" dedi.

‘YERLİ VE MİLLİ OLMASI ÇOK ÖNEMLİ’

Kanser tedavilerinin öneminden bahseden Prof. Dr. Özkan, "Kanserde en çok insanları muzdarip eden hastalıkların başında lenfoma ve lösemi geliyor. Bizim ilk hedefimiz lenfoma üzerine oldu. Dünyada şu anda en çok kullanılan, en yeni teknik olan CAR-T zemininde hücresel tedaviler üzerine çalıştık. Bu hücre tedavilerini özellikle lenfoma tedavisi görmüş ancak başarısız olmuş, çok dirençli hastalar için planladık. Hastanın kendi bağışıklık hücreleri güçlendirilerek sayıları artırılacak ve yaklaşık 10 gün içinde tekrar hastaya enjekte edilecek. Böylece hastanın kanserle mücadelesi daha güçlü şekilde desteklenecek. Dünyada sadece 7 merkezde ve 7 ülkede yapılıyor ve yüz binlerce dolarlık tedavi masrafları oluyor. Bunları göz önüne aldığımız zaman bunun yerli ve milli olması çok önemli. Bu merkezin başka bir özelliği de hem araştırma yapılabilmesi hem de o araştırmanın hemen klinikte hastalara uygulanabilmesi. Türkiye’de bildiğim kadarıyla hem araştırmanın hem klinik tedavinin birlikte uygulandığı böyle bir merkez yok" ifadelerini kullandı.

‘SADECE KAN KANSERİ DEĞİL, BAŞKA HEDEFLERİMİZ DE VAR’

15 Nisan itibarıyla ilk hastaların tedavilerine başlanacağını duyuran Prof. Dr. Özkan, "Burada hastanın kendisinden alınan kan tekrar işlem görerek hastaya geri naklediliyor. Kemoterapiyi bir hayli azaltan bir tedavi yöntemi. Başarı oranı yüzde 95’in üzerinde. Türkiye’de bu merkezin olması, hastaların başka yerlerde tedavi aramasının önüne geçecek. Çünkü bu tedaviler çok maliyetli ve herkesin gidebildiği yerler değil. Bu anlamda 14 Mart gibi önemli bir günde bu merkeze sahip olduğumuz için ve Türk halkına bu hizmeti verebileceğimiz için gerçekten çok heyecanlıyım. Sadece kan kanseri değil, başka hedeflerimiz de var. O kadar çok hasta ve doktor bu merkezi aradı ki açıkçası bu tedaviye ihtiyacı olan hasta sayısı beni şaşırttı" diye konuştu.

‘ÜNİVERSİTEMİZİN KENDİ İMKANLARI VE BAP PROJELERİYLE KURDUK’

Prof. Dr. Özkan, ayrıca, "Öncelikle hastalar başka merkezlere gitmek zorunda kalmasın. En yakın merkez İsrail’de. Oraya gitmek zaten çok kolay değil. Ayrıca böyle bir merkezin burada olması, özellikle savaş gibi durumlarda kendi kendine yetebilmek açısından da çok kıymetli. Bunu covid döneminde de gördük. Dünyada bu tedavinin maliyeti yaklaşık 200 bin dolar civarında. Bu sadece tedavi maliyeti. Hastanın orada kalması ve diğer giderler bunun içinde değil. Biz ise üniversitemizin kendi imkanları ve BAP projeleriyle bu maliyetleri ciddi şekilde düşürdük. Bu tamamen üniversitemizin imkanlarıyla gerçekleştirilen bir proje. Bu anlamda çok daha uygun fiyatlarla hastalarımıza bu tedaviyi sunacağız" dedi.

‘ÖNCELİĞİMİZ KENDİ VATANDAŞLARIMIZA HİZMET VEREBİLMEK’

Organ Nakli Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan da yoğun talep olduğunu belirterek, "14 Mart’ta böyle bir müjdeyi vermek istedik. Dün ilk lansmanını yaptık. Burada önceliğimiz kendi vatandaşlarımıza hizmet verebilmek. Ama aynı zamanda bu merkez hem prestij hem de stratejik açıdan çevre ve dost ülkelere de tedavi imkanı sunabilecek. Bu tedavi çok az ülkede uygulanıyor. Maliyetler ve konaklama gibi nedenlerle birçok hasta bu tedaviye ulaşamıyor. Türkiye sağlık turizmi açısından güçlü bir ülke. Ancak yıllardır söylediğimiz bir şey var; klinikte çok iyiyiz ama araştırma ve üretim kısmında daha güçlü olmamız gerekiyor. Dışarıya bağımlılığı azaltmak için bu tür merkezler çok önemli. Eğer sağlıkta kullanılan bu tür stratejik ürünleri dışarıdan almak zorunda kalırsanız ve herhangi bir nedenle size verilmezse, o zaman binlerce insanın tedavisi zorlaşabilir. Bu yüzden bu laboratuvarlar stratejik öneme sahip" diye konuştu.

‘BU MERKEZ ÜLKEMİZ İÇİN STRATEJİK BİR YATIRIM’

Kurulan laboratuvarın kapasitesinin yüzde 25’ini kullandıklarına dikkati çeken Prof. Dr. Ömer Özkan, "İhtiyaç olduğunda kapasiteyi çok daha fazla artırabilecek alt yapımız var. Bu laboratuvar sadece tedavi uygulanan bir yer değil, aynı zamanda araştırma ve geliştirme merkezi. Lenfoma ile başlıyoruz ancak hedefimiz diğer kanser türleri için de araştırmalar yapmak. Burası GMP standartlarında bir laboratuvar. Çok zor kurulan bir altyapı. Hatırlarsanız aşı döneminde bu tür üretim altyapılarının ne kadar önemli olduğunu gördük. Burada sadece kanser tedavisi değil, ihtiyaç olduğunda aşı geliştirme gibi çalışmaların da yapılabileceği bir laboratuvardan bahsediyoruz. Bu yüzden bu merkez ülkemiz için stratejik bir yatırım. Biz de bu alt yapıyı ülkemize kazandırdığımız için mutluyuz" dedi.


 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Türkiye’de ilk, Dünya’da 8’inci - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 14 Mar 2026 11:54:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/turkiyede-ilk-dunyada-8inci-150856-20260314.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/turkiyede-ilk-dunyada-8inci-150856-20260314.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/turkiyede-ilk-dunyada-8inci-150856-20260314.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Dr. Cinik, Antalya’da ‘diş tatili’ konseptiyle hizmet veriyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-dr-cinik-antalyada-dis-tatili-konseptiyle-hizmet-veriyor-71498.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-dr-cinik-antalyada-dis-tatili-konseptiyle-hizmet-veriyor-71498.html</link>
                    <description><![CDATA[Dr. CİNİK Diş Kliniği, Antalya şubesinde diş tatili (dental holiday) konseptiyle hizmet vermeye başladığını duyurdu. Klinik, dijital implant teknolojilerini tedavi süreçlerine entegre ederek hastalarına daha hızlı, konforlu ve güvenli implant tedavileri sunmayı hedeflediğini bildirdi.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Türkiye'nin son yıllarda güçlü bir konuma geldiğini söyleyen klinikte görev yapan diş hekimlerinden Dt. Eda Tınaş, "Dental turizm alanında İstanbul ve Antalya şehirleri uluslararası hastaların en çok tercih ettiği destinasyonlar arasında yer alıyor. Modern klinikler, ileri teknoloji ve uygun maliyetli tedaviler sayesinde Türkiye dünya çapında önemli bir merkez haline geldi" dedi.

Dt. Tınaş, hastaların Antalya'yı seçme nedenlerini şöyle anlattı:

"Modern diş klinikleri, deneyimli diş hekimleri, Avrupa'ya göre daha uygun fiyatlar, tatil ile tedaviyi birleştirme fırsatı, hızlı tedavi planları; bu nedenle birçok kişi diş tatili (dental holiday) Antalya seçeneğini tercih ediyor. Hastalar birkaç gün içinde diş tedavisini tamamlayabiliyor ve aynı zamanda tatil yapabiliyor."

Dijital diş hekimliğinin implant tedavilerinde önemli bir fark yarattığını belirten Dt. Tınaş, "Dijital teknolojiler diş hekimliğinde büyük bir dönüşüm yarattı. Dr. Cinik Diş Kliniği’nde kullandığımız dijital implant planlama ve rehberli cerrahi sistemleri sayesinde tedavileri çok daha hassas şekilde planlayabiliyoruz. Bu yaklaşım hem operasyon süresini kısaltıyor hem de hastaların iyileşme sürecini daha konforlu hale getiriyor. Klinikte kullanılan teknolojiler arasında rehberli implant cerrahisi, dijital implant planlama, CAD/CAM üretim teknolojisi, intraoral tarama sistemleri, 3D yazıcı teknolojisi yer alıyor. Bu sistemler sayesinde implant operasyonları daha hızlı tamamlanıyor" diye konuştu.

Dr. Tınaş, "Dental holiday, yani diş tatili konsepti son yıllarda sağlık turizminin en hızlı büyüyen alanlarından biri haline geldi. Bu modelde hastalar başka bir ülkeye seyahat ederek tedavilerini yaptırıyor. Aynı zamanda tatil de yapıyor. Antalya bu konsept için ideal şehirlerden biridir. Dr. Cinik Dental Antalya şubesinde hastalara kişiye özel tedavi planı, havaalanı transfer hizmeti, otel konaklama seçenekleri, çok dilli hasta koordinatörleri, hızlı randevu planlaması imkanı sunuyoruz. Bu sistem sayesinde uluslararası hastalar Antalya’ya rahat şekilde seyahat edebilir. Hastalar sabah diş tedavisi görüyor. Günün geri kalanında Antalya’nın plajlarında veya tarihi bölgelerinde zaman geçirebiliyor. Bu yaklaşım tedavi sürecini çok daha konforlu hale getiriyor" ifadelerini kullandı.

'REHBERLİ İMPLANT CERRAHİSİ HASSAS OPERASYONLAR SAĞLIYOR'

Dt. Tınaş, "İmplant tedavisinde son yıllarda en önemli gelişmelerden biri rehberli implant cerrahisi (guided surgery) yöntemidir. Bu yöntem implantın yerleştirileceği konumun ameliyat öncesinde dijital ortamda planlanmasına dayanır. Uygulanan bu yöntemde hastanın röntgen görüntüleri alınır, ağız içi dijital tarama yapılır, veriler bilgisayar ortamında analiz edilir, implantın açısı ve konumu planlanır, bu planlama sayesinde cerrahi işlem çok daha kontrollü ilerler. Birçok vakada operasyon kesiksiz, dikişsiz, daha hızlı şekilde gerçekleşir. Bu yöntem aynı zamanda hastaların iyileşme sürecini hızlandırır" dedi.

'İŞLEM 2 SAAT İÇERİSİNDE TAMAMLANIYOR'

Dt. Tınaş, "Modern diş hekimliğinde kullanılan dijital ağız içi tarama sistemleri, implant planlamasında büyük kolaylık sağlıyor. Dr. Cinik Diş Kliniği bu teknoloji sayesinde hastanın dişlerini saniyeler içinde tarar. Tarama sonrasında bilgisayar ortamında 3 boyutlu ağız modeli oluşur. Bu sistemin avantajları hızlı ölçü alma, yüksek hassasiyet, hasta konforu, daha doğru planlamadır. Geleneksel ölçü yöntemlerinde kullanılan kalıplar bazı hastalar için rahatsız edici olabilir. Dijital tarama bu sorunu ortadan kaldırır. Dijital teknolojiler implant tedavilerinde önemli bir avantaj sunar. Bazı vakalarda aynı gün diş uygulamaları mümkündür. Süreç içerisinde dijital ölçü alınır, diş tasarımı yapılır, üretim başlar. Bu işlem çoğu zaman 1-2 saat içinde tamamlanır. Bu teknoloji sayesinde hastalar klinikten dişsiz ayrılmak zorunda kalmaz" diye konuştu.

Dt. Tınaş, "Modern diş hekimliğinde kullanılan CAD/CAM teknolojisi, implant üstü protezlerin üretiminde önemli rol oynuyor. Bu sistem dijital ölçü alınması, bilgisayar ortamında tasarım yapılması, milling cihazı ile üretim gibi üç aşamadan oluşuyor. Bu yöntem hızlı üretim sağlıyor. Aynı zamanda estetik sonuçlar sunar. Dişler doğal dişlerle uyumlu görünür" ifadelerini kullandı.

'3D YAZICI TEKNOLOJİSİ TEDAVİ SÜRELERİNİ KISALTIYOR'

Dt. Tınaş, "3D yazıcı teknolojisi diş hekimliğinde hızla yayılıyor. Dr. Cinik Diş Kliniği bu teknolojiyi farklı alanlarda kullanıyor. 3D yazıcılar sayesinde geçici dişler, cerrahi rehberler, dental modeller üretilebilir.

Bu teknoloji planlama sürecini hızlandırır. Aynı zamanda cerrahi işlemlerin doğruluğunu artırır. Modern implant teknolojileri hasta deneyimini önemli ölçüde geliştirir. Bu sistemler sayesinde hastalar daha kısa operasyon süresi, daha az ağrı, daha hızlı iyileşme, kesiksiz cerrahi, daha az ilaç kullanımı, aynı gün diş sahibi olma imkanı avantajları sağlıyor. Bu gelişmeler implant tedavisini geçmişe göre çok daha konforlu hale getirir" dedi.


 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Dr. Cinik, Antalya’da ‘diş tatili’ konseptiyle hizmet veriyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 14 Mar 2026 07:08:46 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/dr-cinik-antalyada-dis-tatili-konseptiyle-hizmet-veriyor-101200-20260314.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/dr-cinik-antalyada-dis-tatili-konseptiyle-hizmet-veriyor-101200-20260314.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/dr-cinik-antalyada-dis-tatili-konseptiyle-hizmet-veriyor-101200-20260314.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Akdeniz Üniversitesi’nden kanser tedavisinde büyük adım]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-akdeniz-universitesinden-kanser-tedavisinde-buyuk-adim-71481.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-akdeniz-universitesinden-kanser-tedavisinde-buyuk-adim-71481.html</link>
                    <description><![CDATA[Akdeniz Üniversitesi’nde (AÜ) kanser tedavisinde kullanılan ileri teknoloji CAR-T hücre tedavilerinin yerli üretimi için ‘İleri Sağlık Araştırma Merkezi' kuruldu. Dünyada 7 merkezde bu tedavinin uygulandığını belirten AÜ Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, “Programlanarak kanser hücrelerini hedef almasını sağlayan, özellikle dirençli ve nükseden lösemi ve lenfoma hastalarında umut verici sonuçlar veren son derece yenilikçi bir tedavi yaklaşımıdır" dedi.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;AÜ'de, kanser tedavisinde kullanılan ileri teknoloji CAR-T yönteminin uygulanacağı İleri Sağlık Araştırma Merkezi kuruldu. Rektör Prof. Dr. Özlenen Özkan ve Organ Nakli Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan, basın toplantısıyla merkezi ve tedaviyi tanıttı. Prof. Dr. Özlenen Özkan, Akdeniz Üniversitesi’nin tıp alanındaki başarılarına değinerek, “Dünyanın ilk rahim nakli, Türkiye’nin ilk yüz ve çift kol nakli gibi tıp tarihinde iz bırakan başarılara imza atan Akdeniz Üniversitesi olarak bugün ülkemiz ve üniversitemiz adına tarihi bir gelişmeyi kamuoyuyla paylaşmanın gururunu yaşıyoruz. Akdeniz Üniversitesi CAR-T ve Hücresel Tedaviler Üretim Merkezi’nin kurulumunu tamamladık. Böylece bu alanda uluslararası düzeyde kabul gören en yüksek kalite ve güvenlik standartlarında yerli üretim sürecini başlatıyoruz" diye konuştu.

Klinik araştırmalarda her hastanın tedavisinin kendisine özel olacağını belirten Özkan, “Bu gelişme, ileri hücresel tedaviler alanında dışa bağımlılığın azaltılması açısından da stratejik bir dönüm noktası. Merkezimiz, hematolojik kanserlerin tedavisinde geliştirilen ve yeni nesil CAR-T yaklaşımları arasında öne çıkan CD19 hedefli Nespe-cel (AT101) programı kapsamında faaliyet gösterecek şekilde tasarlanmıştır. Projeye desteklerinden dolayı Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a da çok teşekkür ederiz" dedi.

‘KANSER HÜCRELERİNİ HEDEF ALIP YOK ETMEYE BAŞLIYOR’

Akıllı bir ilaç gibi sadece kanser hücreleriyle savaşacak olan hücrelerin güçlendirildiğini kaydeden Prof. Dr. Özkan, “CAR-T teknolojisi, hastaya ait T hücrelerinin yeniden programlanarak kanser hücrelerini hedef almasını sağlayan, özellikle dirençli ve nükseden lösemi ve lenfoma hastalarında umut verici sonuçlar veren, son derece yenilikçi bir tedavi yaklaşımı. Bu teknoloji bir 'yaşayan ilaç’ yaklaşımıdır. Hastanın kendi bağışıklık hücreleri alınıyor, laboratuvar ortamında genetik olarak güçlendiriliyor ve adeta kanseri tanıyacak ‘akıllı askerler’ haline getirilerek yeniden hastaya veriliyor. Böylece vücudun kendi savunma sistemi, kanser hücrelerini hedef alıp yok etmeye başlıyor" ifadelerini kullandı.

'TÜRKİYE DÜNYADA 8'İNCİ MERKEZ OLDU'

Tedavinin sadece dünyada 7 merkezde yapılabildiğini kaydeden Özkan, “Bizim merkezimiz 8'inci merkez haline geldi. Bugün dünyada bu tedaviye erişim son derece sınırlı. ABD’de onay almış birden çok CAR-T tedavisi bulunmakla birlikte, bu ileri tedavilerin maliyeti bazı analizlerde 400 ila 500 bin dolar bandına ulaşabilmektedir. Bu nedenle CAR-T ve benzeri hücresel tedaviler, pek çok hasta için hala erişimi çok güç bir alan olmaya devam etmektedir. Bizler daha düşük maliyetle başlayacağız tedaviye" diye konuştu.

YERLİ ÜRETİM TEDAVİSİ OLACAK

Tedavinin detaylarından bahseden AÜ Organ Nakli Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan, “Bugün itibarıyla tüm altyapısı, ekipmanları tamamlanmış, teknoloji transferi yapılmış ve Ar-Ge için gerekli altyapı hazır hale getirilmiştir. Bu tedavi yöntemi bugüne kadar ülkemizde yapılmıyordu. Hastalar daha çok yurt dışına gönderiliyor ya da kanları yurt dışına gönderilerek işlem görüyordu. Burada hastanın kanı alınacak. Laboratuvar ortamında bu hücreler akıllı hücrelere dönüştürülecek, genetik olarak programlanacak, çeşitli işlemlerden geçirilecek, çoğaltılacak ve daha sonra hastaya geri verilecek. Bu yaklaşık 10 gün süren bir süreç. Bu kısım laboratuvar, yani mutfak kısmıdır. Diğer bölümde ise arkadaşlarımız tedaviyi uygulayacak" dedi.

BAŞARI ORANI YÜZDE 95'İN ÜZERİNDE

Son teknolojiyle tedaviyi gerçekleştireceklerini belirten Prof. Dr. Ömer Özkan, “Tedavinin başarı oranının yüzde 95’in üzerinde olmasını bekliyoruz. Bu binadaki laboratuvar, binanın yaklaşık yüzde 25'ini kapsıyor. Diğer bölümlerde farklı üretim ve çalışma alanları yer alacak. Bu dönemde maalesef seyri çok kötü olan bazı kanser türleri için de çalışmalar yürütülecek. Örneğin beyin tümörleri gibi hastalıklar için de kısa zaman içerisinde protein transferi ve Ar-Ge çalışmalarını yapmayı planlıyoruz. Bu laboratuvarları daha da geliştirmeye devam edeceğiz" diye konuştu.

‘15 NİSAN İTİBARIYLA İLK TEDAVİYİ UYGULAMAYI PLANLIYORUZ’

Prof. Dr. Ömer Özkan, 5 yıllık çalışmanın bugün meyvesini verdiğini kaydederek şunları söyledi:

"5 yıllık emeğin inşallah meyvesini alacağız. Bugün itibarıyla tüm ekipmanlar yerleştirildi. 1 Nisan itibarıyla ruhsatlandırmanın tamamlanmasını, 15 Nisan itibarıyla ilk tedaviyi uygulamayı planlıyoruz. Şu anda bize en yakın merkez İsrail’de. Ancak Orta Doğu ve çevre ülkelerden de hastaların buraya gelme imkanı olacak. Günlük 4 üretim kapasitesine sahibiz ve bunun şimdilik yeterli olduğunu düşünüyoruz. Bu hücreler milyonlarca kez çoğaltıldıktan sonra yeterli sayıya ulaştığında uygun koşullarda hastaya veriliyor. Bu tedavinin önemli özelliklerinden biri de hücrelerin taze olarak, dondurulmadan hastaya uygulanması. Çok az miktarda kemoterapi gerektirir. Talep arttıkça kapasiteyi artırmayı planlıyoruz. Şu an yıllık yaklaşık 100 hastaya hizmet verebilecek durumdayız. Bu sayı 150’ye kadar çıkarılabilir."

CAR-T YÖNTEMİ

CAR-T yöntemi, hastanın bağışıklık hücrelerinin laboratuvarda genetik olarak güçlendirilip yeniden vücuda verilmesiyle kanser hücrelerini hedef alan yenilikçi bir tedavi olarak tanımlanıyor. Kurulan merkezle birlikte Türkiye'de hastaların bu ileri tedavilere erişiminin artırılması ve biyoteknoloji alanında yerli üretim kapasitesinin güçlendirilmesi hedefleniyor


 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Akdeniz Üniversitesi’nden kanser tedavisinde büyük adım - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 13 Mar 2026 13:57:37 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/akdeniz-universitesinden-kanser-tedavisinde-buyuk-adim-170007-20260313.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/akdeniz-universitesinden-kanser-tedavisinde-buyuk-adim-170007-20260313.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/akdeniz-universitesinden-kanser-tedavisinde-buyuk-adim-170007-20260313.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Antalya'da sağlık turizmi zirvesi]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-antalyada-saglik-turizmi-zirvesi-71417.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-antalyada-saglik-turizmi-zirvesi-71417.html</link>
                    <description><![CDATA[Antalya'da sağlık turizmi alanında uluslararası iş birliklerini geliştirmeyi hedefleyen Antalya Sağlık Turizmi Zirvesi-Antalya Körfez Zirvesi, 3 Nisan 2026 tarihinde gerçekleştirilecek.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Sağlık Turizmi Konfederasyonu (SATKOF) ve Uluslararası Sanayi ve Ticaret Konfederasyonu (USTKON) organizasyonunda düzenlenecek zirve, Antalya Valisi Hulusi Şahin, Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan ve Antalya İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Behzat Özkan'ın ev sahipliğinde gerçekleştirilecek.
Zirveye Tunus, Fas, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri başta olmak üzere çeşitli ülkelerden büyükelçilik temsilcileri, uluslararası yatırımcılar, sağlık yöneticileri, akademisyenler ve hastane temsilcilerinin katılması bekleniyor.

Program kapsamında sağlık turizminin geleceği, uluslararası sağlık yatırımları ve tıbbi teknoloji alanındaki iş birlikleri ele alınacak. Zirvede ayrıca paneller düzenlenecek, B2B iş görüşmeleri ve yatırım eşleştirme toplantıları gerçekleştirilecek.
SATKOF ve USTKON Genel Başkanı Prof. Dr. Aysun Bay, Türkiye'nin güçlü sağlık altyapısı, nitelikli insan kaynağı ve coğrafi avantajları sayesinde sağlık turizminde önemli bir merkez olma potansiyeline sahip olduğunu belirterek, Antalya'da düzenlenecek zirvenin Körfez ve Kuzey Afrika ülkeleriyle sağlık yatırımları ve uluslararası iş birliklerini geliştirmeyi amaçladığını ifade etti.
Zirve, 3 Nisan 2026 tarihinde Akdeniz Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleştirilecek.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Antalya'da sağlık turizmi zirvesi - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 12 Mar 2026 08:46:57 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/antalyada-saglik-turizmi-zirvesi-115010-20260312.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/antalyada-saglik-turizmi-zirvesi-115010-20260312.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/antalyada-saglik-turizmi-zirvesi-115010-20260312.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Glokomda erken tanı görmeyi koruyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-glokomda-erken-tani-gormeyi-koruyor-71398.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-glokomda-erken-tani-gormeyi-koruyor-71398.html</link>
                    <description><![CDATA[Göz Hastalıkları Bölümü'nden Op. Dr. Ali Emre Dalyan, glokom hastalığının tehlikesine dikkat çekerek, "Glokom uzun süre belirti vermeden ilerleyebilir, bu nedenle düzenli göz muayeneleri büyük önem taşır" dedi.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümü'nden Op. Dr. Ali Emre Dalyan, 11-17 Mart Dünya Glokom Haftası dolayısıyla glokom hastalığı hakkında önemli bilgiler paylaştı. Glokomun göz içi basıncının yükselmesi sonucu görme sinirinin zarar görmesiyle ortaya çıkan kronik bir göz hastalığı olduğunu belirten Dalyan, hastalığın çoğu zaman belirti vermeden ilerlediğini söyledi. Dalyan, "Glokom uzun süre belirti vermeden ilerleyebilir. Bu nedenle düzenli göz muayeneleri büyük önem taşır" ifadelerini kullandı.

GÖRME SİNİRİNİ SESSİZCE TAHRİP EDEN HASTALIK
Glokomun görme sinirine zarar veren ciddi bir hastalık olduğuna dikkat çeken Dalyan, "Görme siniri göz ile beyin arasındaki iletişimi sağlayan hayati bir yapıdır. Bu sinirde oluşan hasar geri döndürülemez. Hastalığın en tehlikeli yönü ise uzun süre belirti vermemesidir. Kişi görme alanı daralana kadar herhangi bir şikâyet hissetmeyebilir. Bu nedenle glokom 'sessiz hırsız' olarak da bilinir" dedi.

RİSK ALTINDAKİ KİŞİLER DAHA DİKKATLİ OLMALI
Glokomun her yaşta görülebileceğini ancak bazı gruplarda riskin daha yüksek olduğunu belirten Dalyan, özellikle ailesinde glokom bulunan kişilerin düzenli göz kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğini ifade etti. Dalyan, "40 yaş üstü bireyler, ailesinde glokom bulunanlar, şeker hastaları, yüksek tansiyon hastaları, uzun süre kortizon kullananlar ile yüksek miyop veya hipermetropu olan kişiler risk grubunda yer alıyor" diye konuştu.

ERKEN TANI HASTALIĞIN İLERLEMESİNİ DURDURABİLİR
Glokomda erken tanının büyük önem taşıdığını belirten Dalyan, "Kaybedilen görme duyusu geri getirilemez ancak erken tanı sayesinde hastalığın ilerlemesi durdurulabilir. Glokom tedavisinde temel hedef göz içi basıncını düşürerek görme kaybının önüne geçmektir. Tedavi seçenekleri arasında göz içi basıncını düşüren damlalar, lazer uygulamaları ve gerekli durumlarda cerrahi müdahaleler yer alır" şeklinde konuştu.
Dalyan ayrıca hastaların düzenli kontrollerini aksatmaması gerektiğini vurgulayarak, göz basıncı ölçümü, görme alanı testi ve göz siniri tomografisi gibi tetkiklerle hastalığın takip edildiğini ve çoğu hastanın ömür boyu damla tedavisi kullandığını sözlerine ekledi.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Glokomda erken tanı görmeyi koruyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 11 Mar 2026 10:47:10 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/glokomda-erken-tani-gormeyi-koruyor-134853-20260311.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/glokomda-erken-tani-gormeyi-koruyor-134853-20260311.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/glokomda-erken-tani-gormeyi-koruyor-134853-20260311.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Uzmandan böbrek sağlığı uyarısı]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-uzmandan-bobrek-sagligi-uyarisi-71394.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-uzmandan-bobrek-sagligi-uyarisi-71394.html</link>
                    <description><![CDATA[Nefroloji Bölümü'nden Uzm. Dr. Ümit Çakmak, "12 Mart Dünya Böbrek Günü" nedeniyle "Böbrekler bozulana kadar çoğu zaman belirti vermez, bu yüzden düzenli kontrol hayat kurtarır" diyerek böbrek sağlığının önemini anlattı.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Memorial Antalya Hastanesi Nefroloji Bölümü'nden Uzm. Dr. Ümit Çakmak, 12 Mart Dünya Böbrek Günü dolayısıyla böbrek sağlığının önemine dikkat çekti. Böbreklerin vücudun en hayati organlarından biri olduğunu belirten Çakmak, "Böbrekler bozulana kadar çoğu zaman belirti vermez, bu yüzden düzenli kontrol hayat kurtarır" dedi. Böbreklerin yalnızca idrar üretmekle görevli olmadığını vurgulayan Çakmak, kanın temizlenmesi, su ve tuz dengesinin sağlanması, kan basıncının düzenlenmesi ve hormon üretimi gibi birçok önemli görevi üstlendiğini ifade etti. Kronik böbrek hastalığının erken teşhis edilmemesi durumunda diyaliz veya böbrek nakli gerektiren böbrek yetmezliğine kadar ilerleyebildiğini kaydetti.

BÖBREK HASTALIKLARI DÜNYADA HIZLA ARTIYOR
Böbrek hastalıklarının küresel ölçekte önemli bir sağlık sorunu haline geldiğini belirten Çakmak, "Son verilere göre dünya genelinde yetişkin nüfusta kronik böbrek hastalığı 1990 yılından bu yana iki katına çıkarak 2023 yılında yaklaşık 788 milyon kişiye ulaştı. Aynı yıl bu hastalık yaklaşık 1,5 milyon ölüme neden olarak ölüm nedenleri arasında 9'uncu sıraya yükseldi. Türkiye'de ise kronik böbrek hastalığı görülme oranı yüzde 15,7 civarında. Diyabetli hastalarda bu oran yüzde 25'in üzerine çıkıyor" dedi.

BELİRTİLER ÇOĞU ZAMAN FARK EDİLMİYOR&nbsp;
Böbrek yetmezliğinin erken dönemlerde çoğu zaman belirti vermediğini vurgulayan Çakmak, hastalığın ilerleyen dönemlerinde bazı şikayetlerin ortaya çıkabileceğini ifade ederek, "Böbrekler bozulmaya başladığında vücut aslında bazı sinyaller verir ancak bu belirtiler yavaş geliştiği için çoğu zaman gözden kaçabilir. Yorgunluk, halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı, idrar miktarında veya renginde değişiklik ve vücutta ödem en sık görülen erken belirtiler arasındadır" diye konuştu.

İLERİ EVREDE CİDDİ SAĞLIK SORUNLARI ORTAYA ÇIKABİLİYOR&nbsp;
Hastalığın ilerlemesi halinde daha ciddi belirtilerin görülebileceğine dikkat çeken Çakmak, "Bulantı, kusma, mide sorunları, nefes darlığı, ciltte kaşıntı ve kuruluk, kas krampları, kemik ağrıları, konsantrasyon bozukluğu gibi şikayetler ortaya çıkabilir. Bunun yanında yüksek tansiyon, kansızlık, baş dönmesi ve erkeklerde ereksiyon sorunları da görülebilir" ifadelerini kullandı. Çakmak ayrıca böbrek sağlığını korumak için tuz tüketimini azaltmak, yeterli su içmek, düzenli egzersiz yapmak, sigara ve alkol kullanımından kaçınmak, reçetesiz ilaçları bilinçsiz kullanmamak ve özellikle risk grubundaki kişilerin düzenli kan ve idrar testleri yaptırmasının büyük önem taşıdığını sözlerine ekledi.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Uzmandan böbrek sağlığı uyarısı - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 11 Mar 2026 09:22:48 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/uzmandan-bobrek-sagligi-uyarisi-122515-20260311.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/uzmandan-bobrek-sagligi-uyarisi-122515-20260311.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/uzmandan-bobrek-sagligi-uyarisi-122515-20260311.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Sağlıkta ‘ilacım nerede?' dönemi]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-saglikta-ilacim-nerede-donemi-71376.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-saglikta-ilacim-nerede-donemi-71376.html</link>
                    <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı'nca e-Nabız sistemine eklenen "İlacım Nerede?" özelliğiyle artık yurttaşlar, reçetelenen ilaçlarının hangi eczanelerde bulunduğunu saniyeler içinde öğrenebilecek. Yurttaşlar, aradıkları ilacın bulunduğu eczaneyi, "nöbetçi eczane" seçimi yaparak da sorgulayabilecek. İşte ayrıntılar...]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Sağlık Bakanlığı dijital sağlık hizmetlerini geliştirmeye yönelik çalışmalar kapsamında e-Nabız kişisel sağlık sistemine "İlacım Nerede?" adlı yeni özellik ekledi.

e-Nabız hesabı olan kullanıcılar, ilaca erişimde zaman kaybını azaltmayı hedefleyen özellik sayesinde, reçetelerindeki ilaçların hangi eczanelerde bulunduğunu saniyeler içinde görüntüleyebilecek.

Hastalar, yeni özellikle sistemde kayıtlı olan ve son 5 gün içinde düzenlenmiş reçetelerinde yer alan ilaçlarının hangi eczanede bulunduğunu ilçe bilgisiyle sorgulayabilecek.

İLAÇLARA KISA SÜREDE ERİŞİLEBİLECEK
"İlacım Nerede?" özelliğiyle vatandaşlar aradıkları ilacın bulunduğu eczaneyi, "nöbetçi eczane" seçimi yaparak da sorgulayabilecek. Bu kapsamda, reçete yazıldığı halde mesai saatleri içerisinde eczaneye gidemeyenler de ilaçlarına kısa sürede erişebilecek.

Uygulama, seçilen eczaneye hızlı ulaşımı da destekleyecek. İlacın bulunduğu eczane seçildiğinde uygulama üzerinden navigasyon başlatılabilecek ve vatandaşların eczaneye en kısa yoldan ulaşması sağlanacak.

HASTALARA ECZANEYE GİTMEDEN ÖNCE HATIRLATMA MESAJI GÖNDERİLECEK
"İlacım Nerede?" sekmesinde yurttaşlara yönelik uyarı mesajı da yer alıyor.

İlacın bulunduğu eczane konumunun yer aldığı sayfada, verilerin bir gün önceki stok üzerinden güncellendiği ve ilacın o süre zarfında başka bir hastaya verilmiş olabileceği, bunun için eczaneye gidilmeden önce telefonla ilacın stokunun teyit edilmesi gerektiği hatırlatılıyor.

GERİ BİLDİRİM SİSTEMİ İLE STOK BİLGİLERİ GÜNCEL TUTULABİLECEK
Uygulama içerisinde veri doğruluğunu güncel tutmak amacıyla hastalar "geri bildirim sistemi"ni kullanabilecek.

İlaç stok durumu, adres ve telefon bilgilerinin güncelliği ve harita lokasyon doğruluğu gibi başlıklarda vatandaşlar, uygulama üzerinden değerlendirmelerde bulunabilecek.

(Cumhuriyet)
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Sağlıkta ‘ilacım nerede?' dönemi - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 13:58:14 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/saglikta-ilacim-nerede-donemi-165958-20260310.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/saglikta-ilacim-nerede-donemi-165958-20260310.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/saglikta-ilacim-nerede-donemi-165958-20260310.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Çocuğunuzun kalp hastası olmasını istemiyorsanız bu 5 öneriye dikkat!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-cocugunuzun-kalp-hastasi-olmasini-istemiyorsaniz-bu-5-oneriye-dikkat-71298.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-cocugunuzun-kalp-hastasi-olmasini-istemiyorsaniz-bu-5-oneriye-dikkat-71298.html</link>
                    <description><![CDATA[Kardiyoloji Uzmanı Dr. Nuri Cömert, dünya genelinde her 100 doğumdan birinde, Türkiye'de ise her bin doğumun 8-10'unda görülen doğumsal kalp  hastalıklarına karşı erken tanı ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının büyük önem taşıdığını belirterek ailelere önemli uyarılarda bulundu.   ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Dünya Sağlık Örgütü verileri ve ülkedeki istatistikler, çocukluk çağı kalp hastalıklarının sanılanın aksine yaygın bir sağlık sorunu olduğunu ortaya koyuyor. Dünya genelinde her 100 canlı doğumdan birinde kalp anomalisi tespit edilirken Türkiye'de ise her bin doğumun 8 ila 10'unda doğumsal kalp hastalığı görülüyor. Bu oranlar, Türkiye'de her yıl yaklaşık 10-15 bin çocuğun kalp hastalığı ile dünyaya geldiğini gösterirken gecikmiş tanı ve tedavi eksikliği, bu hastalıkları çocukluk döneminin ciddi sağlık problemlerinden biri haline getirdiği kaydedildi. Memorial Antalya Hastanesi Kardiyoloji Bölümü'nden Uzm. Dr. Nuri Cömert çocukluk çağında görülen kalp hastalıkları hakkında bilgi verdi.&nbsp;
&nbsp;
DOĞUMDAN SONRA GELİŞEN KALP RAHATSIZLIĞI

Çocuklarda görülen kalp rahatsızlıklarının temel olarak iki ana grupta incelendiğini belirten Uzm. Dr. Nuri Cömert, "Doğumsal (Konjenital) kalp hastalıkları, yapısal bozukluklar: Kalbin odacıkları veya büyük damarlar arasında deliklerin ya da anormal bağlantıların bulunmasıdır. Bu hastalıklar riskli gebeliklerde anne karnında ekokardiyografi (Fetal EKO) ile teşhis edilebilir. Doğum sonrası ise fiziksel muayene, kalp ultrasonu ve kalp kateterizasyonu ile tanı kesinleştirilip tedavi süreci başlanabilir. Edinilmiş (sonradan kazanılmış) kalp hastalıkları: İnfeksiyon kaynaklı 5-15 yaş arasında görülen akut romatizmal ateş veya enfeksiyonlara bağlı gelişen kalp tutulumlarıdır. Pandemi sonrası artan obezite ve hareketsiz yaşam, edinilmiş kalp hastalıklarını tetiklemektedir" dedi.&nbsp;

DOKTORDAN UYARI

Ebeveynlerin özellikle bebeğin ilk aylarında dikkat etmesi gereken "alarm" niteliğindeki semptomları sıralayan Uzm. Dr. Nuri Cömert, "Siyanoz: Ağız çevresi ve tırnak diplerinde görülen morarmalar. Solunum güçlüğü: Sık nefes alma veya nefes alırken zorlanma. Gelişim geriliği: Beslenme bozukluğu, yeterli kilo alamama ve aşırı terleme" şeklinde konuştu.&nbsp;
&nbsp;
HASTALIK TETİKLENMESİN

Ergenlik sürecinin ise artan stres faktörleri nedeniyle kalp sağlığı açısından hassas bir dönem olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Nuri Cömert, "Bu dönemde görülen çarpıntıların birçoğu zararsız olsa da, nadiren ilaç tedavisi gerekebilir. Bu dönemde spor öncesi tarama önerilmektedir. Spor sırasında harcanan efor, altta yatan gizli bir hastalığı tetikleyebilir. Bu nedenle spora başlayacak çocuklarda elektrokardiyografi (EKG) ve ekokardiyografi ile detaylı kontrol yapılması hayati önem taşır" diye konuştu.&nbsp;
&nbsp;
OKUL ÇAĞINDA ÇOCUKLAR İÇİN

Çocuklarda kalp sağlığını korumak için 5 temel stratejinin olduğunu belirten Uzm. Dr. Nuri Cömert, "Düzenli sağlık kontrolleri: Ailede erken yaşta kalp hastalığı öyküsü varsa erken tarama kritiktir. Sağlıklı beslenme ve egzersiz: Obeziteyi önlemek için tam tahıl ve taze besin odaklı diyet uygulanmalıdır. Çocuklar haftada en az 150 dakika fiziksel aktiviteye yönlendirilmelidir. Sigara ve pasif içicilikten kaçınma: Evde sigara içilmemelidir; pasif içicilik çocukların damar yapısını doğrudan olumsuz etkiler. Enfeksiyon yönetimi ve tedavisi: Aşı takvimine uyulmalı ve el hijyenine dikkat edilmelidir. Çünkü romatizmal ateş gibi enfeksiyonlar kalp kapakçıklarını etkileyebilir. Stres yönetimi ve uyku: Okul çağındaki çocuklar günde 9-11 saat uyumalıdır. Aile içi stresin azaltılması kalp ritmini olumlu yönde etkiler" ifadelerini kullandı.


 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Çocuğunuzun kalp hastası olmasını istemiyorsanız bu 5 öneriye dikkat! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 08 Mar 2026 09:20:51 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/cocugunuzun-kalp-hastasi-olmasini-istemiyorsaniz-bu-5-oneriye-dikkat-122352-20260308.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/cocugunuzun-kalp-hastasi-olmasini-istemiyorsaniz-bu-5-oneriye-dikkat-122352-20260308.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/cocugunuzun-kalp-hastasi-olmasini-istemiyorsaniz-bu-5-oneriye-dikkat-122352-20260308.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Korkuteli’nde böbrek taşında kapalı ameliyat dönemi]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-korkutelinde-bobrek-tasinda-kapali-ameliyat-donemi-71242.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-korkutelinde-bobrek-tasinda-kapali-ameliyat-donemi-71242.html</link>
                    <description><![CDATA[Korkuteli Devlet Hastanesi Üroloji Kliniği'nde böbrek taşı tedavisinde kullanılan fleksibl URS (kapalı böbrek taşı ameliyatı) yöntemi uygulanmaya başladı.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Korkuteli Devlet Hastanesi Üroloji Kliniği'nde kapalı böbrek taşı ameliyatı uygulanmaya başladı. Kapalı böbrek taşı ameliyatında idrar yolundan ilerletilen ince ve esnek bir kamera yardımıyla böbreğe ulaşılarak, böbrek içerisindeki taşlar lazer teknolojisiyle kırılıp temizleniyor. İşlem sırasında vücutta herhangi bir kesi yapılmazken, daha az ağrı görülüyor. Hastanede kalış süresini de kısaltan yöntem, hastaların kısa sürede günlük yaşamlarına dönebilmesini sağlıyor.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Korkuteli’nde böbrek taşında kapalı ameliyat dönemi - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 12:00:40 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/korkutelinde-bobrek-tasinda-kapali-ameliyat-donemi-150228-20260306.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/korkutelinde-bobrek-tasinda-kapali-ameliyat-donemi-150228-20260306.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/korkutelinde-bobrek-tasinda-kapali-ameliyat-donemi-150228-20260306.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[AÜ'de Endometriozis Farkındalık Ayı Etkinliği]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.haberimizvar.net/haber-aude-endometriozis-farkindalik-ayi-etkinligi-71231.html</guid>
                    <link>https://www.haberimizvar.net/haber-aude-endometriozis-farkindalik-ayi-etkinligi-71231.html</link>
                    <description><![CDATA[Akdeniz Üniversitesi Endometriozis Farkındalık Ayı Etkinlikleri kapsamında Minimal İnvaziv Jinekolojik Endoskopi Platformu Etkinlikleri gerçekleştirildi. Etkinlikte alanında uzman isimler ve hastalar deneyimlerini paylaştı.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ haberimizvar.net-&nbsp;Mart ayı 'Endometriozis Farkındalık Ayı' kapsamında, Akdeniz Üniversitesi ev sahipliğinde; Minimal İnvaziv Jinekolojik Endoskopi Platformu tarafından Minimal İnvaziv Jinekoloji Derneği (MİJİD), Minimal İnvaziv Jinekolojik Onkoloji Derneği ve (MİJOD), Robotik Jinekolojik Cerrahi Derneği (RJCD) katkılarıyla Minimal İnvaziv Jinekolojik Endoskopi Platformu Etkinlikleri düzenlendi.

Atatürk Konferans Salonu'nda düzenlenen etkinliğe Rektör Prof. Dr. Özlenen Özkan, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ayşe Gülbin Arıcı, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yeşim Şenol, dekan yardımcıları, Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Yıldıray Çete, başhekim yardımcıları, Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İnanç Mendilcioğlu, Tıp Fakültesi Jinekolojik Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selen Doğan, Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Tüp Bebek Ünitesi Sorumlusu Prof. Dr. Murat Özekinci, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Nasuh Utku Doğan, akademisyenler, öğrenciler ve hastalar katıldı. Etkinlik Antalya Devlet Konservatuvarı sanatçıları Yiğit Ata Özgül ve Bilge Ceren Akseki'nin dinletisi ile başladı.

ENDOMETRİOZİS, KADINLARIN YÜZDE 10'UNDA VAR

Açılış konuşmasını yapan Rektör Prof. Dr. Özlenen Özkan, “Akdeniz Üniversitesi olarak Endometriozis Farkındalık Ayı kapsamında bir araya gelmek hakikaten çok büyük mutluluk benim için bir tıp doktoru olarak. Bugün çok konuşulması gereken ama çok da bilinmeyen çok yaygın bir hastalıkla ilgili konuşacağız. Endometriozis, o kadar çok ki toplumda yüzde 10, fertilite yaşında olan kadınların yüzde 10'unda var. En büyük semptomu da aslında en bilinen semptomu da ağrı; karın ağrısı. Ancak bu hastalara maalesef tanı da çok hızlı konamıyor. 6 yıl, 7 yıl kapı kapı dolaşıyorlar ama bir türlü dertlerine çare olamıyorlar. Hatta bazen o ağrıları psikiyatrik olarak tanımlanıyor. Bu anlamda tanısı zor bir hastalık endometriozis; daha sonra da bazen de tedavisi zor olan bir hastalık. Bu anlamda bu kadar çok yaygın kadınlar arasında olan bir hastalığın farkındalığının olması da hakikaten çok kıymetli" dedi.

ÇOK ZOR BİR HASTALIK

Açılış konuşmasının ardından sunumlar yapıldı. Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İnanç Mendilcioğlu, “Her hastalık için böyle günler, aylar yapılmıyor ama bazı hastalıklar için bu gerçekten gerekiyor. Endometriozisin nasıl bir hastalık olduğunu bir hasta bilir, bir de bunu takip eden doktor bilir. Gerçekten çok zor bir hastalıktır; yaşayan bilir bunu. Hastaya yaşattığı sorunlar bunlar geçici değil kalıcı hastalıklardır. Bunların takibi, tedavisi gerçekten de zordur. Hem hastayı yorar hem de hekimi yorar; ciddi bir sorumluluktur. İnsanların beklentileri, tam tedavi olma beklentileri her zaman karşılanamaz. Bazen bu hastalık suistimal de edilebilir ama gerçek tanısı konan vakalarda, ehil ellerde gerçekten çok iyi sonuçlar alınabilir" dedi.

10 KADINDAN 5 YA DA 6'SINI BU HASTALIK ETKİLİYOR

Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Tüp Bebek Ünitesi Sorumlusu Prof. Dr. Murat Özekinci, “Bu öyle bir hastalık ki, hakikaten bunun öneminden ben kısaca bahsedeceğim: 10 kadından bir tanesini etkiliyor kesinlikle bu hastalık. Onun dışında kronik ağrı çeken 10 kadından 6 ya da 7'sini etkiliyor. Ve yine üreme problemleri yaşayan 10 kadından 5 ya da 6'sını, açıklanamayan üreme problemi yaşayan 10 kadından 5 ya da 6'sını bu hastalık etkiliyor. Semptomlar bazen çok sinsi, bazen çok alevli ama bu hastaların gerçekten multidisipliner bir yaklaşıma ihtiyacı var. İyi bir cerraha, iyi bir üreme endokrinolojisi alanında yetkinlik sahibi birisine, yine belki de bir psikoloğa bazen bu hastalarımız ihtiyaç duyabiliyor" dedi.

ASLINDA KRONİK BİR AĞRI SENDROMU

'Şiddetli Adet Sancısı Kader Değildir' başlıklı bilimsel farkındalık sunumunu gerçekleştiren Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Nasuh Utku Doğan, hastalığın sadece fiziksel değil, sosyal ve ekonomik boyutlarına dair çarpıcı veriler paylaştı. Endometriozisin sık görülen ancak zor tanınan kronik bir ağrı sendromu olduğunu belirten Doğan, “Hastalar kapı kapı dolaşıyor; bağırsak, idrar yolu veya romatizma doktorlarına gidiyorlar. Sonuç alınamayınca 'psikiyatrik problemin var' denilerek geri gönderiliyorlar. Oysa bu hastalık karın içindeki tüm organları, hatta bacak sinirlerini bile tutabilir" dedi.

GENÇ KADINLARA UYARI: ADET SANCISI NORMAL DEĞİLDİR

Toplumdaki 'adet sancısı normaldir, çekilir' algısının yanlış olduğunu ifade eden Prof. Dr. Doğan, genç kızların ve kadınların şu belirtilere dikkat etmesi gerektiğini söyledi:

“Ağrı kesiciyle geçmeyen şiddetli adet sancıları. Cinsel ilişki sırasında ağrı. Adet dönemlerinde dışkılama veya idrar yaparken yanma ve batma. Kronik pelvik ağrı, şişkinlik ve hazımsızlık. Eğer ağrı kadının işe veya okula gitmesini engelliyor, sosyal hayatını kısıtlıyorsa bu normal değildir. 20'li yaşlarda konulan erken teşhis, hastalığın gidişatını tamamen değiştirir ve hastanın üretkenliğini geri kazandırır."

'MİDEM BULANDIĞI İÇİN 40 KİLOYA DÜŞTÜM'

Etkinlikte hastalar deneyimlerini paylaştı. 24 yaşındaki Berna Yıldırım, hastalığının 16 yaşında başladığını ancak "normal adet sancısı" denilerek yıllarca ihmal edildiğini belirtti. Yıldırım, “Ağrılarım nedeniyle babamın kucağında acile kaldırıldığım günler oldu. Hastalık bağırsaklarıma yayıldığı için sürekli midem bulanıyordu ve 40 kiloya kadar düşmüştüm. Fiziksel bir sorun bulunamayınca beni psikoloğa yönlendirdiler. Ancak Prof. Dr. Selen Doğan ve ekibiyle tanışınca gerçek ortaya çıktı. 8 saatlik bir ameliyat sonrası artık korkusuzca doğa yürüyüşlerine çıkabiliyorum" dedi.

'GÖRÜNMEYEN AĞRIYLA YAŞAMAYI ÖĞRENMİŞTİM'

Akdeniz Üniversitesi Hastanesi'nde tıbbi sekreter olarak görev yapan Hülya Uçar ise hastalığın sinsi ilerleyişine dikkat çekti. Yıllarca bel ve bacak ağrısı çektiğini, sosyal hayatının tamamen bittiğini belirten Uçar, “Bir çocuk sahibi olduktan sonra geçtiğini sandım ama daha şiddetli geri döndü. Ameliyat olduğumda hastalığın bağırsak, mesane, karın zarı ve diyaframa kadar yayıldığı görüldü. Doğru tedavi ve başarılı operasyonla ancak şimdi konforlu bir hayata kavuştum" ifadelerini kullandı.

OPERA SAHNESİNDEN AMELİYAT MASASINA

15 yıl boyunca teşhis konulamadığını belirten Antalya Devlet Opera ve Balesi Sanatçısı Gülçin Gültekin, yaşadığı süreci şu sözlerle özetledi:

“44 yaşındayım ve ömrümün 15 yılı bu hastalıkla, anemiyle ve belirsizlikle geçti. Tüm taramalarım temiz çıktığı için hekimler beni psikiyatriye yönlendirdi. Bir opera sanatçısı olarak sahnede gülümsemem ve dik durmam gerekirken, aslında dördüncü seviye endometriozis ile savaşıyordum. Canlandırdığım hiçbir karakter hasta değildi ama ben her adımda acı çekiyordum."

Ameliyat öncesi anestezi altındayken doktoruna şarkı söylemeye çalıştığını ancak başarılı olamadığını esprili bir dille anlatan sanatçı Gültekin, konuşmasının ardından doktoru Prof. Dr. Selen Doğan ve ekibine teşekkür mahiyetinde bir eser seslendirdi.

'ŞİDDETLİ AĞRILAR HAYATIMI OLUMSUZ ETKİLİYORDU'

Akdeniz Üniversitesi Hastanesi'nde görev yapan 41 yaşındaki hemşire Hatice Gülsüm Yücel ise uzun yıllardır yaşam kalitesini düşüren endometriozis hastalığına karşı verdiği mücadeleyi anlattı. 2008 yılından bu yana bu rahatsızlıkla yaşayan Yücel, daha önce iki kez ameliyat olmasına rağmen ağrılarından kurtulamadığını ifade etti. Hastalığı nedeniyle günlük yaşantısında ve iş hayatında büyük zorluklar çektiğini belirten Yücel, “Şiddetli karın ağrısı, kanama, kronik ağrı ve bacaklarıma vuran ağrı şikayetlerim oluyordu. Çoğu zaman bu durumdan kaynaklı işten izin almak zorunda kalıyordum" dedi.

Yücel, doktoruyla tanıştıktan sonra konulan doğru teşhis ve uygulanan tedavi yöntemi sayesinde başarılı bir ameliyat geçirdiğini ifade etti. Ameliyat sonrası sağlığına kavuşan Yücel, artık hayatının daha konforlu ve ağrısız geçtiğini belirterek doktoruna ve ekibine teşekkürlerini sundu.

Etkinlik, hastaların deneyimlerini paylaşmasının ardından katılımcıların toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.


 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.haberimizvar.net/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[AÜ'de Endometriozis Farkındalık Ayı Etkinliği - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:32:09 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/aude-endometriozis-farkindalik-ayi-etkinligi-123442-20260306.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/aude-endometriozis-farkindalik-ayi-etkinligi-123442-20260306.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.haberimizvar.net/images/haber/aude-endometriozis-farkindalik-ayi-etkinligi-123442-20260306.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item></channel></rss>