Yazı Detayı
07 Şubat 2020 - Cuma 12:35
 
Gazetecinin işi soru sormaktır
İdris ÖZYOL
idris@haberimizvarnet
 
 

 Alfabenin ilk harfine döndük. Mağara devrine dönmek gibi bir şey bu… Hatta ondan da geriye… En basitten başlayalım ve yavaş yavaş ilerleyelim. Gazeteciliğin ilk şartı ‘soru sormaktır’. Muhatabına sormadan yapılmış haberlerde, “Niye bana da sormadınız?” diye suçlanırız zaten. Basın toplantısı da, “Ben soracağınız her soruya hazırım” anlamına gelir. Devlet erkanı, bakan, milletvekili, belediye başkanı, siyasetçi, magazin ünlüsü bu ön kabulle çıkar gazetecilerin karşısına. Gazeteci kendi kişisel merakını gidermek için değil, toplum adına soru sorar. Bizim mesleğin en temel tanımı, niteliği, anlamı budur. Soru yoksa gazeteci de yoktur. Tıpkı et yoksa kasabın, meyve yoksa manavın, hasta yoksa doktorun, sanık yoksa avukatın, köprü yoksa mühendisin olmadığı gibi… Kasap niye et satıyorsun, manav niye elma diziyorsun, doktor niye ameliyat yapıyorsun, mühendis niye köprü kuruyorsun diye yargılanabilir mi? Ben şimdiye kadar böyle bir şey görmedim. Fakat bir gazetecinin “Niye soru soruyorsun?” ya da “Niye öyle bir soru sordun?” diye yargılanabileceğini gördü bu emektar gözlerim. Bu hale geldik yani…

 

Kamuoyunu rahatsız eden ihale

 

Çalışma arkadaşım, ortağım Ebru Küçükaydın geçenlerde Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in basın toplantısına gitti. Gündem Konyaaltı sahil işletme ihalesinin iptaliydi. Hani şu Hülya Koçyiğit’in damadı Ender Alkoçlar’a verilen ve başta Antalyalılar olmak üzere, bütün vicdan, izan, akıl sahiplerini rahatsız eden ünlü ihalenin iptali… Hülya Koçyiğit iktidara yağ çekince damat da bu ihaleyi kapmıştı. Çekilen yağın karşılığıydı yani. En azından kamuoyunda böyle bir algı oluşmuş ve sadece damadın katıldığı, başka hiçbir firmanın girmediği bu kemiksiz ihalenin adrese teslim edilmesi bir dolu soru işaretini de beraberinde getirmişti. CHP’li belediye başkanı Muhittin Böcek’in AKP’li selefi Menderes Türel tarafından verilen bu ihaleyi iptal etmesi ise soru işaretlerini daha da artırmıştı. Böcek kamuoyunda oluşan merakı gidermek için gazetecilerin karşısına çıktı. Gazeteciler konu mankeni mi, basın toplantılarına kalabalık yapsınlar diye mi çağrılıyor? Yoksa vatandaşın aklındaki soruları dile getirsinler, başkan da bunlara açıklık getirsin diye mi?

 

İktidarın sevdiği gazeteci tipleri

 

Basın özgürlüğüne saygı duymak ile gazeteciyi sürü olarak gören zihniyet arasındaki temel fark da burada yatıyor işte. İktidarın gazetecileri sürü olarak gördüğünü, o iktidar sayesinde kaymaklı bir sahile tek çivi bile çakmadan konan ünlü damadın basın mensubuna soru sordu diye dava açmasından da anlıyoruz. Bu bir suçüstüdür. İktidarın odağında üretilen algı, o iktidarın üstünde yükseldiği zihniyet, bilinçaltı, kafasının içi kendisinden beslenenlere, yanaşmalara da yansıyor. Hatta onlarda da daha açık, daha kaba, daha nobran bir şekilde ortaya çıkıyor, kendini gösteriyor. Gazeteciler ikiye ayrılıyor: Cumhurbaşkanı’nın uçağına binenler ve diğerleri… Uçağa binenler hazreti hiç kızdırmayan, tam aksine sağa sola sallamasını sağlayan çanak sorular soruyor. Diğerlerinin ise ne soracağı belli değil. Ellerine iliştirilen soruları sormak yerine, kafalarına göre takılıyor, sokaktaki söylentiyi, vatandaşın kafasındaki soru çengelini, kulislerde konuşulan iddiaları pat diye gündeme getiriyorlar. Bozgunculuk yapıyor, pişmiş aşa su katıyorlar, deveyi hamutuyla götürenin düzenini bozuyor, sinirlerini zıplatıyorlar. Yani gazetecilik yapıyorlar. Tırnak içinde değil, tırnağın tamamen dışında ve hiçbir tırnağı kabul etmeyen bir gazetecilik bu. Mesleğin özü, temel şartı, varlık sebebi de bu zaten.

 

Aynı soruları ben de soruyorum

 

Ebru Küçükaydın’a soru sordu diye açılan dava, gazetecilerin soru sormasına karşı, gazetecilik mesleğine karşı açılmış bir savaştır. ‘Gazeteci soru sormasın’dan da öte, gazetecilik yapılmasın istiyorlar. Gazeteciler olmasın, böylece toplum da aydınlanmasın, haber almasın, işin gerçeğini öğrenmesin. Sayıştay raporları bir köşede dursun, ihaleler kurcalanmasın, il başkanı köşeye sıkıştırılmasın, belediye başkanını kimse terletmesin, milletvekilinin karnesi çıkartılmasın. Hiçbir şey sorgulanmasın, araştırılmasın, gerçekler gizlensin istiyorlar; böylece her tür yalan ortada dolaşsın, yetkili ağızların söylediği her cümleye kafa sallansın, halk bunlarla idare etsin. Böyle bir kitleyi ‘idare’ etmek de son derece kolay zaten. Halkı ‘idare’ etmekle, halktan alınan yetkiyle yönetmek arasındaki kocaman, devasa fark da burada yatıyor. Biri gazeteciden nefret ediyor, susturmak için elinden geleni yapıyor; diğeri ise el üstünde tutuyor, halkın sözcüsü olarak görüyor ve basın özgürlüğünü en geniş haliyle algılamak için çaba harcıyor. Bütün bunların üstüne şunu da söylemeliyim: Ebru Küçükaydın’ın sorduğu sorular aynı zamanda benim de sorularımdır. Ben de bir gazeteci olarak bunları soruyor ve yanıt bekliyorum. 

 
Etiketler: Ebru Küçükaydın, basın özgürlüğü, Muhittin Böcek, Ender Alkoçlar, Konyaaltı sahili
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
23 Ocak 2020
Türel Antalyalıları ne sanıyor?
21 Ocak 2020
Ömer Melli hangi hesapları bozar?
16 Ocak 2020
‘Tek aday’ mümkün mü?
08 Ocak 2020
CHP’de il yarışı ne durumda?
26 Aralık 2019
İl kongresine giderken CHP
25 Aralık 2019
CHP’de Kramer Kramer’e karşı
21 Aralık 2019
Sizi saklandığınız yerde bulacağım!
20 Aralık 2019
Ben zaten her acının tiryakisi olmuşum!
20 Kasım 2019
Büyükşehir sürgünleri için rapor
13 Kasım 2019
Oy ver, işe gir!
05 Kasım 2019
CHP’de kongre hesapları
31 Ekim 2019
CHP’de gölge, DSP’de gövde
28 Ekim 2019
CHP’de liderlik sorunu
23 Ekim 2019
Cezaevi ziyaretinde kayıt dışı ilişkiler
22 Ekim 2019
Yavuz Özcan Parkı bizi bekliyor
19 Ekim 2019
CHP’yi konuşmaya devam
18 Ekim 2019
Bir CHP’liyle sohbet
17 Ekim 2019
Antalya’da akıllı gazeteci yok mu?
16 Ekim 2019
Barışı savunmak gazetecinin görevidir
14 Ekim 2019
Büyükşehir’den bol ateşli bir mektup
11 Ekim 2019
Biz olsak parti değiştirmezdik
09 Ekim 2019
CHP’de kim, nereye aday?
08 Ekim 2019
CHP ilçe başkanları dert küpü
30 Eylül 2019
Nedir bu ANSAN’ın sizden çektiği?
29 Eylül 2019
Akdeniz Üniversitesi niye susuyor?
28 Eylül 2019
Kim niye yazıyor, kim niye yazamıyor?
25 Eylül 2019
Bu iş Ahmet Kumbul’a kalır
24 Eylül 2019
Üniversitede örümcek ağı
23 Eylül 2019
Akdeniz Üniversitesi’nde neler oluyor?
22 Eylül 2019
Aksoy istifa mı etti, görevden mi alındı?
17 Eylül 2019
Antalya oligarşisi
14 Eylül 2019
Kongreye giderken CHP’de durum
12 Eylül 2019
Niye gözaltına alındım?
09 Eylül 2019
İl binasında 20 dakika, belediyede 2 saat
06 Eylül 2019
İYİ Parti’yi niye yazıyorum?
04 Eylül 2019
İYİ Parti kulislerinde son dakika
03 Eylül 2019
İYİ Parti’yi eleştirmek tehlikeli mi?
02 Eylül 2019
İYİ Parti il başkanını arıyor
01 Eylül 2019
AGC’nin protokolde olması bir suçtur
31 Ağustos 2019
Şehir Tiyatrosu’nda ‘oyun içinde oyun’
28 Ağustos 2019
ASAT çamurunda ikinci perde
27 Ağustos 2019
ASAT’ın çamurunda neler var?
24 Ağustos 2019
Ahmet Kumbul’un ekibi ne alemde?
22 Ağustos 2019
Büyükşehir’e kayyum taşları döşeniyor
21 Ağustos 2019
Meral Akşener’in adını kimler kullanıyor?
19 Ağustos 2019
İYİ Parti Büyükşehir’de nereye koşuyor?
16 Ağustos 2019
Cemiyet’ten nasıl atıldım?
14 Ağustos 2019
Akraba taallukat tiyatrosu
09 Ağustos 2019
Bu sorulara kim cevap verecek?
07 Ağustos 2019
ASAT’tan yeni mektuplar
06 Ağustos 2019
SÜRGÜNLER GERİ DÖNERKEN…
04 Ağustos 2019
Haberiniz var mı?
Haber Yazılımı