İdris ÖZYOL
Köşe Yazarı
İdris ÖZYOL
 

Barışı savunmak gazetecinin görevidir

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin hazırladığı ‘Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluklar Bildirgesi’ bizim mesleğin yüz akı ve rehber metnidir. 17 Nisan 2019’da güncellenen metinde ‘barış gazeteciliği’ maddesinin altında aynen şöyle yazar: “Gazeteci haber ve yorumlarında çatışmacılığı değil, barış gazeteciliğini esas almalıdır. Taraflara eşit mesafede durarak, sansasyonel habercilikten kaçınmalıdır. Çatışmaların görünür ve anlık etkileri yerine uzun vadeli ve travmatik etkilerine odaklanmalıdır. Barış girişimlerini görmezden gelmemeli, desteklemelidir.”  Altını çiziyorum: Barış girişimlerini hem görmeli, hem de desteklemelidir. Bu ilkeyi tamamlayan benzer bir ifade de aynı metnin ‘Gazetecinin temel görevleri’ bölümünde var. Orada da, “Gazeteci; şiddeti haklı gösterici, özendirici ve savaşı kışkırtıcı yayın yapamaz” deniyor. Bu metnin hem oluşumunda, hem kabul edilmesinde mesleğimizin büyükleri, duayenleri addettiğimiz onlarca insanın emeği, çabası, imzası var. Hem onlardan bize kalan, hem de bizlerin gelecek kuşak gazetecilere aktaracağı bir onur belgesi bu. Tarihe karşı boynumuzun borcu Savaş koşullarında, çatışma ortamlarında konuşmak zordur; ama gazetecinin görevi de budur. ‘Barış’ dediğiniz zaman üstünüze üşüşürler. Çünkü her yandan ‘savaş’ naraları geliyordur. Öyle bir iklim, öyle bir hava oluşturulmuştur ki, asli görevinizi, mesleğinizin ana şartını yerine getirdiğinizde hain ilan edilirsiniz. İfade özgürlüğünün ortadan kaldırıldığı, basın özgürlüğünün rafa konulduğu günlerdir bunlar. Fakat yine de ve her şeye rağmen konuşmak gerekir, Ustalarımıza, gazetecilik yaparken hayatını kaybedenlere, tarihimize karşı boynumuzun borcu, gelecek kuşaklara ilişkin de görevimizdir bu. Bir süredir Fırat’ın doğusuna yapılan operasyona ilişkin magazin görüntüleri paylaşan, çatışmaya, savaşa güzellemeler yazan bir gazeteci güruhunu, bir zihniyeti konuşur olduk. Gazeteciler, her yere yapışan, dolanan, adeta soluduğumuz hava haline gelen bir propagandanın, söylemin, hamasi tiratların ortağı, parçası, hatta üreticisi haline getirilmek isteniyor. Epeyce mesafe alındığı da ortada… Barış gazeteciliğini konuşamayınca savaş çığırtkanlığı başını alıp gidiyor. Çocuk bedenleriyle savaş mesajı Bugün ajanstan düşen bir haber mesleğimi, insanlığımı yeniden sorgulattı bana. Antalya’nın Kepez İlçesi’ndeki İbrahim Doğaner İlkokulu’nun 1023 öğrencisine okul bahçesinde bedenleriyle ‘Barış Pınarı’ yazdırmışlar. 50 öğretmen de bu gösterinin hem düzenleyicisi, hem de bizzat parçası. Bir uçak maketinin de yer aldığı gösterinin drone kamerayla videosu çekilip okula ait sosyal medya hesabında, “Bizler kalemlerimizle, dualarımızla, sizler yüreğinizle, bileğinizle. Birlikte yaşayacağız, birlikte var olacağız, ülkemizi birlikte koruyacağız” diye paylaşılmış. Okul Müdürü Mehmet Akay da, okuldaki tüm öğrenci ve öğretmenlerin, Suriye sınırındaki harekata katılan Mehmetçiğe destek olmak ve selam göndermek için bu etkinliği düzenlediğini söylemiş. Çocukları bu işlere alet etmeyin 30 yıllık meslek ve 50 yıllık insanlık tecrübeme dayanarak söyleyebilirim ki, bunun adı çocuk istismarıdır. O müdür ve arkasındaki zihniyet bin kadar ilkokul çocuğunun bedeniyle aslında yukarıya, iktidara selam gönderiyor. Mehmetçik filan işin kılıfı yani… Kıbrıs Barış Harekatı sırasında ilkokul öğrencisiydim. Bir yandan karartma gecelerinin endişesini, diğer yandan da gazetelerdeki savaş fotoğraflarını daha dün gibi hatırlıyorum. Kimse de bizlere okul bahçesine çıkartıp bedenlerimizle yazı filan yazdırmamıştı o zamanlar. Tüm ülke olarak bir savaşın içindeydik, ama en azından çocuklarını korumaya çalışan bir toplum vardı etrafımızda. Şimdi ise çocuk bedenleriyle mesaj veren, bir yerlere selam sarkıtan, savaşı, çatışmayı körpe beyinlere yerleştirmeye, onları silah gölgesinde eğitmeye çalışan bir kafa… Benim çocuğum o okulda okuyor olsaydı, açık söylüyorum, hemen bugün kaydını başka bir yere aldırır ve yöneticilerden de şikayetçi olurdum. Çocukların temiz kalbinden, masum aklından, hayal dünyasından ellerinizi çekin, onları kendi ikbalinize alet etmeyin. Çünkü her ne kadar yürürlükten kaldırılmış gibi dursa da, Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış” sözü, felsefesi halen bizim şiarımızdır.
Ekleme Tarihi: 16 Ekim 2019 - Çarşamba

Barışı savunmak gazetecinin görevidir

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin hazırladığı ‘Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluklar Bildirgesi’ bizim mesleğin yüz akı ve rehber metnidir. 17 Nisan 2019’da güncellenen metinde ‘barış gazeteciliği’ maddesinin altında aynen şöyle yazar: “Gazeteci haber ve yorumlarında çatışmacılığı değil, barış gazeteciliğini esas almalıdır. Taraflara eşit mesafede durarak, sansasyonel habercilikten kaçınmalıdır. Çatışmaların görünür ve anlık etkileri yerine uzun vadeli ve travmatik etkilerine odaklanmalıdır. Barış girişimlerini görmezden gelmemeli, desteklemelidir.”  Altını çiziyorum: Barış girişimlerini hem görmeli, hem de desteklemelidir. Bu ilkeyi tamamlayan benzer bir ifade de aynı metnin ‘Gazetecinin temel görevleri’ bölümünde var. Orada da, “Gazeteci; şiddeti haklı gösterici, özendirici ve savaşı kışkırtıcı yayın yapamaz” deniyor. Bu metnin hem oluşumunda, hem kabul edilmesinde mesleğimizin büyükleri, duayenleri addettiğimiz onlarca insanın emeği, çabası, imzası var. Hem onlardan bize kalan, hem de bizlerin gelecek kuşak gazetecilere aktaracağı bir onur belgesi bu.

Tarihe karşı boynumuzun borcu

Savaş koşullarında, çatışma ortamlarında konuşmak zordur; ama gazetecinin görevi de budur. ‘Barış’ dediğiniz zaman üstünüze üşüşürler. Çünkü her yandan ‘savaş’ naraları geliyordur. Öyle bir iklim, öyle bir hava oluşturulmuştur ki, asli görevinizi, mesleğinizin ana şartını yerine getirdiğinizde hain ilan edilirsiniz. İfade özgürlüğünün ortadan kaldırıldığı, basın özgürlüğünün rafa konulduğu günlerdir bunlar. Fakat yine de ve her şeye rağmen konuşmak gerekir, Ustalarımıza, gazetecilik yaparken hayatını kaybedenlere, tarihimize karşı boynumuzun borcu, gelecek kuşaklara ilişkin de görevimizdir bu. Bir süredir Fırat’ın doğusuna yapılan operasyona ilişkin magazin görüntüleri paylaşan, çatışmaya, savaşa güzellemeler yazan bir gazeteci güruhunu, bir zihniyeti konuşur olduk. Gazeteciler, her yere yapışan, dolanan, adeta soluduğumuz hava haline gelen bir propagandanın, söylemin, hamasi tiratların ortağı, parçası, hatta üreticisi haline getirilmek isteniyor. Epeyce mesafe alındığı da ortada… Barış gazeteciliğini konuşamayınca savaş çığırtkanlığı başını alıp gidiyor.

Çocuk bedenleriyle savaş mesajı

Bugün ajanstan düşen bir haber mesleğimi, insanlığımı yeniden sorgulattı bana. Antalya’nın Kepez İlçesi’ndeki İbrahim Doğaner İlkokulu’nun 1023 öğrencisine okul bahçesinde bedenleriyle ‘Barış Pınarı’ yazdırmışlar. 50 öğretmen de bu gösterinin hem düzenleyicisi, hem de bizzat parçası. Bir uçak maketinin de yer aldığı gösterinin drone kamerayla videosu çekilip okula ait sosyal medya hesabında, “Bizler kalemlerimizle, dualarımızla, sizler yüreğinizle, bileğinizle. Birlikte yaşayacağız, birlikte var olacağız, ülkemizi birlikte koruyacağız” diye paylaşılmış. Okul Müdürü Mehmet Akay da, okuldaki tüm öğrenci ve öğretmenlerin, Suriye sınırındaki harekata katılan Mehmetçiğe destek olmak ve selam göndermek için bu etkinliği düzenlediğini söylemiş.

Çocukları bu işlere alet etmeyin

30 yıllık meslek ve 50 yıllık insanlık tecrübeme dayanarak söyleyebilirim ki, bunun adı çocuk istismarıdır. O müdür ve arkasındaki zihniyet bin kadar ilkokul çocuğunun bedeniyle aslında yukarıya, iktidara selam gönderiyor. Mehmetçik filan işin kılıfı yani… Kıbrıs Barış Harekatı sırasında ilkokul öğrencisiydim. Bir yandan karartma gecelerinin endişesini, diğer yandan da gazetelerdeki savaş fotoğraflarını daha dün gibi hatırlıyorum. Kimse de bizlere okul bahçesine çıkartıp bedenlerimizle yazı filan yazdırmamıştı o zamanlar. Tüm ülke olarak bir savaşın içindeydik, ama en azından çocuklarını korumaya çalışan bir toplum vardı etrafımızda. Şimdi ise çocuk bedenleriyle mesaj veren, bir yerlere selam sarkıtan, savaşı, çatışmayı körpe beyinlere yerleştirmeye, onları silah gölgesinde eğitmeye çalışan bir kafa… Benim çocuğum o okulda okuyor olsaydı, açık söylüyorum, hemen bugün kaydını başka bir yere aldırır ve yöneticilerden de şikayetçi olurdum. Çocukların temiz kalbinden, masum aklından, hayal dünyasından ellerinizi çekin, onları kendi ikbalinize alet etmeyin. Çünkü her ne kadar yürürlükten kaldırılmış gibi dursa da, Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış” sözü, felsefesi halen bizim şiarımızdır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haberimizvar.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.