İncilay Akdeniz
Köşe Yazarı
İncilay Akdeniz
 

Havuz problemi ne ki

Artan araç maliyetleri, benzin, market kısacası hayat pahalılığı ile beraber, toplu ulaşım vazgeçilmez halde. O da bedava değil ya hani, yine de maliyeti kıyaslanamaz  özel araçla ya da taksiyle. Bir otobüs yolculuğundayım, şehir içi. Ayakta seyahat ederim genellikle, severim sağa sola öylesine bakarak gitmeyi, etrafı izlemeyi. Zayıf, güzelce yüzlü, kapalı, ellili yaşlarda bir kadındı önümde bitiveren. Gülümseyen gözlerle bakıyordu bana. Gülümsedim, bir şeyler söylediğini fark edince dikkat kesildim. Sohbete başladık; nereye gidiyorsun? Nereden geliyorsun vs. Gündem yaşam olunca, yaşam derdi de bu sistemde öncelikle paraya bağlı olunca nereye gider sohbet? Misafirini karşılamaya otogara gidiyormuş. Bir kaç vesait değiştirmiş. Kiracılarmış yıllardır. Şehir merkezine uzak bir semtte oturuyorlarmış. Her yere toplu taşıma ile, 1-2 vesaitle gidebiliyormuş, o da mecbur kaldıkça. Endişe oturdu birden gözlerine ;“ Ah bir evimiz olaydı.” “Kiranız ne kadar?” dedim. “Sorma” dedi. 1.200 TL ama, ev sahibi evi sattı, yeni alan da tadilat yapıp  satacakmış. Çıkın evimden diyor. Biz 1.200 TL'yi bile zor ödüyorduk.” Durdum; “çalışıyor musun?” dedim. “Yok, tek maaşlıyız, beyim emekli, ben değilim, ev hanımıyım. Elde yok, avuçta yok. Elektrik yakmamaya, temizliği bile daha az yapmaya çalışıyorum. Ne suya gücümüz yetiyor, ne elektriğe. Eti falan unuttuk zaten çoktan. Nereden, hangi parayla alacaksın? Önceden peynir ekmeğe burun kıvırırdık, sadece bununla karın mı doyar diye. Şimdi o beğenmediğimiz kuru peyniri bile alamaz, arar olduk. Bu durumlara da mı düşecektik? Faturalar biraz fazla gelse utanıyorum beyimden. Ne söyleyeceğim, nasıl açıklayacağım diye. Ekmeğin hesabını yapar olduk. Hiç böyle bir zamanımızı hatırlamıyorum Emekli dediğin ne alacak? Bizim semt ucuzdur, çevremizde kira soruyoruz 6.000TL diyorlar.6000?Hangi maaşla neyle ödeyeceğiz? Bir emekli 4500-5500 arası alıyor zaten. Ev sahibi çık diyor, ama biz nereye gideceğiz? Ne yapacağız bilemedim.” Baktım çaresiz o güzel yüzüne. Haklıydı, nasıl yaşayacaklar, ne yapacaklar, nerede barınacaklar? Bu şartlarda bu fiyatlarla, en önemlisi bu maaşla nereden ev bulacaklar? Nereye gidecekler? Havuz problemiymiş, geçiniz efendim, havuz problemi ne ki? Kendine güvenen çözsün bakalım asıl bu problemi . Aklıma düştü birden, “Eyvah!” dedim içimden “ ya bir de küçük çocukları varsa?” Sordum; “çocuk var mı?” diye. Güldü, elini salladı, “Amaaan. Kimsenin kimseye hayrı yok.” dedi. O kinayeyle söyledi, lakin ben anladım, çocuklar büyük. Düşündüm; onlar da ne yapsın. Kim bilir hangi koşullarda nerede ekmek derdindeler. Yoksul aile belli. Muhtemel okuyamamıştır çocuklar da ve muhtemeldir ki hepsi emekçi. Her biri kendi ekmeğinin ve kendi küçük ailesinin derdinde. Kendine yetişemeyen insan, kendi evini geçindiremeyen insan, nasıl uzansın ki ana babaya yardıma. İçim dağlandı. İneceğim durağa varmıştı çoktan otobüs, inmek zorundaydım. Yüreğim, beynim her yerim darbeliydi sanki, uyuşmuştu. Bilmiyor muydum bunları? Biliyordum tabii. Yaşamın içindeydim ve ben de dahil hepimiz yangının içindeyiz. Biliyordum ki söylemlerin, şatafatlı sözlerin, süslemelerin aksine her yer yangın yeri.. Marketler, alışveriş merkezleri çoktandır korku tünelleri gibi. Lakin barınma... Isınma, elektrik, kısacası enerji.. Temel gıda maddeleri?? Karşımdaydı, bana bakıyordu çaresizliğin vücut bulmuş hali, tam kendisi. Umut olmak istedim, iyi şeyler söylemek, avutmak, bekle demek.. Lakin hem yaşı kemale ermişti, hem de belki bugün, belki de yarın evden bile atılabilecek durumdaydı kendisi. Ne söyleyebileceğimi bilemedim. Az kaldı, sabret dedim. Bugünler de bitecek. Kendim inandım mı meçhul... Belki de hem onu hem de kendimi inandırmak istedim. Kolaylıklar diledim kendisine ayrılırken. Yolun karşısında bir AVM. Çoktandır uğramamışım. Biraz merak biraz ihtiyaç girdim öyle fütursuzca, ne haddimeyse. Fiyatlar bana tepeden tepeden bakıyor öyle; ” sen de kimsin?” dercesine. Anladım, ben baya baya ufak kalmışım. AVM den süratle kaçarken, yol arkadaşım geldi aklıma O ne halde, ne durumda? Haberleri açtım sonra, her tarafta buram buram seçim kokusu.. İttifaklar, masalar, ötekiler, berikiler, şunlar bunlar ..Söylevler, vaatler gırla. Peki vatandaşın hali? Ekonomi? Çok iyi bildiğimiz, ama nedense vatandaşın ekonomik durumunu düzeltemediğimiz, her şeyin şahane, ama mutfakların yangın yeri olduğu ekonomi? -Hayır sanki bu yaşanan ekonomik durumun müsebbibi benmişim gibi bir de suçluluk duyuyorum iyi mi? Birileri de duyuyor mu ki?- Konut sorununa çözüm olarak sunulan projeler, ama buna gücü yetmeyen, hatta kiraya bile yetemeyen halk? İnsanların ne yediğini, ne içtiğini, ne giydiğini, nerde gezdiğini, kiminle ne yaptığını, ne düşündüğünü, ne söylediğini çok iyi biliyoruz lakin, vatandaşın yarasını nasıl saracağımızı bir türlü bilemiyoruz. Bırakalım bunlarla uğraşmayı. Sadede gelmeli artık. Olay ortada... -Bu ülkede barınma ve kira sorunu var. Barınma temel bir hak... Nereye doğru gidiyoruz? İnsanları mezara kadar ya da ondan bile ötesine borçlandırmak sureti ile konut sahibi yapmak adı altında, olmayan/yetersiz gelirleriyle borç külfetine sokmak, daha da bunaltmak dışında öneriniz nedir? Bu barınma sorununa çare midir? Yoksa sisteme kölelik zincirlerini sağlamlaştırmak adına atılan bir adım mıdır? Malum, borcu olan emekçi sömürüye bile ses çıkaramaz. Mecburdur çalışmaya Hele ki borcun yanında bir de ülkede işsizlik gibi bir tehdit tepesinde geziniyorsa . Kaldı ki dar gelirlinin maaşı taksitlere bile zannımca yetmemekte.. Nerede barınacak bu insanlar, nasıl yaşayacak vatandaş? Obalara mı döneceğiz, tabi kaldıysa obalar? Çözüm? -Gelir arttıkça ondan önce artan temel gıda fiyatları ile nasıl karnını doyuracak bu millet? -Temel ihtiyaçlarını bile karşılayamayan insanlardan ne beklenecek? -Ya bir de çocuk varsa? Hani bir falan da değil, bir de 3-5 çocuk varsa? Sosyal ihtiyaçlara, üst başa, eğitime, sağlığa bile gelemedik daha... Velev ki bir de şehit düşen canlarımız da bizden, sıradan vatandaş, senden benden ya? Bir yanda palazlanan zenginin, daha da zengin olma durumu, 3-5 yerden alınan maaşlar, Lüks harcamalar, Altlarda lüks arabalar. Diğer yanda Vergiyi sırtlanan ücretli emekçi. Gri yakalılar, mavi yakalılar, beyaz yakalılar... Ezildikçe ezilen, insan gibi yaşamayı bırakın, zorlukla yaşayan insanlar. Kaybolan orta sınıf, yaygınlaşan yoksulluk. Her yerde mülk sahibi yabancılar, tasını tarağını toplayıp, borçlanarak hayatını idame ettiren, malını mülkünü satan, ne yapacağını bilemeyen, yaşadığı güne şükreden vatandaşlar Evet.. Ne yapacak bu vatandaş, bu millet? Nasıl yaşayacak? Bu gelir adaletsizliği, bu eşitsizlik, bu durum nereye kadar var olacak? Seçim, sandık? Sandık önemli sandık. O sandıktan o, bu, öteki, beriki, Ondaş, yandaş, bundaş, değil, dindar, kindar, ırkçı o bu değil, evrensel insan haklarına önem veren, insanca yaşamayı sağlayacak, düşünce ve ifade özgürlüğü de dahil kişisel hak ve hürriyetlere önem verecek, adalet, hak, hukuk, eşitlik yönünde ilerleyecek  yönetim ve insanlar çıkmalı. Dürüst, namusu ile çalışan, ekmeğini kazanan herkes için, yani vatandaş için çalışacak, vatandaşına, birliğe, beraberliğe önem veren idealistler çıkmalı. Yol arkadaşımın bu satırları okumadığını, okuyamadığını düşünüyorum. Malum, digital uçurum diye bir şey var maalesef. Umarım o da kapanır pek yakında. Birimiz, ikimiz değil, hepimiz insanca yaşarız bundan sonra da. Sandığa, oyumuza, yaşamımıza, yaşama hakkımıza, özgürlüğümüze sahip çıkalım mutlaka. İnsanca yaşam, bize verilen bir lütuf değil, doğal hakkımız. İşte asıl mesele bu ve biz hakkımızı mutlaka almalıyız..  
Ekleme Tarihi: 30 Kasım 2022 - Çarşamba

Havuz problemi ne ki

Artan araç maliyetleri, benzin, market kısacası hayat pahalılığı ile beraber, toplu ulaşım vazgeçilmez halde.

O da bedava değil ya hani, yine de maliyeti kıyaslanamaz  özel araçla ya da taksiyle.

Bir otobüs yolculuğundayım, şehir içi.

Ayakta seyahat ederim genellikle, severim sağa sola öylesine bakarak gitmeyi, etrafı izlemeyi.

Zayıf, güzelce yüzlü, kapalı, ellili yaşlarda bir kadındı önümde bitiveren. Gülümseyen gözlerle bakıyordu bana. Gülümsedim, bir şeyler söylediğini fark edince dikkat kesildim.

Sohbete başladık; nereye gidiyorsun? Nereden geliyorsun vs.

Gündem yaşam olunca, yaşam derdi de bu sistemde öncelikle paraya bağlı olunca nereye gider sohbet?

Misafirini karşılamaya otogara gidiyormuş. Bir kaç vesait değiştirmiş.

Kiracılarmış yıllardır. Şehir merkezine uzak bir semtte oturuyorlarmış. Her yere toplu taşıma ile, 1-2 vesaitle gidebiliyormuş, o da mecbur kaldıkça.

Endişe oturdu birden gözlerine ;“ Ah bir evimiz olaydı.”

“Kiranız ne kadar?” dedim.

“Sorma” dedi. 1.200 TL ama, ev sahibi evi sattı, yeni alan da tadilat yapıp  satacakmış. Çıkın evimden diyor.

Biz 1.200 TL'yi bile zor ödüyorduk.”

Durdum; “çalışıyor musun?” dedim.

“Yok, tek maaşlıyız, beyim emekli, ben değilim, ev hanımıyım. Elde yok, avuçta yok. Elektrik yakmamaya, temizliği bile daha az yapmaya çalışıyorum. Ne suya gücümüz yetiyor, ne elektriğe. Eti falan unuttuk zaten çoktan. Nereden, hangi parayla alacaksın?

Önceden peynir ekmeğe burun kıvırırdık, sadece bununla karın mı doyar diye. Şimdi o beğenmediğimiz kuru peyniri bile alamaz, arar olduk. Bu durumlara da mı düşecektik? Faturalar biraz fazla gelse utanıyorum beyimden. Ne söyleyeceğim, nasıl açıklayacağım diye.

Ekmeğin hesabını yapar olduk. Hiç böyle bir zamanımızı hatırlamıyorum

Emekli dediğin ne alacak?

Bizim semt ucuzdur, çevremizde kira soruyoruz 6.000TL diyorlar.6000?Hangi maaşla neyle ödeyeceğiz?

Bir emekli 4500-5500 arası alıyor zaten.

Ev sahibi çık diyor, ama biz nereye gideceğiz? Ne yapacağız bilemedim.”

Baktım çaresiz o güzel yüzüne.

Haklıydı, nasıl yaşayacaklar, ne yapacaklar, nerede barınacaklar?

Bu şartlarda bu fiyatlarla, en önemlisi bu maaşla nereden ev bulacaklar? Nereye gidecekler?

Havuz problemiymiş, geçiniz efendim, havuz problemi ne ki? Kendine güvenen çözsün bakalım asıl bu problemi .

Aklıma düştü birden, “Eyvah!” dedim içimden “ ya bir de küçük çocukları varsa?”

Sordum; “çocuk var mı?” diye.

Güldü, elini salladı, “Amaaan. Kimsenin kimseye hayrı yok.” dedi.

O kinayeyle söyledi, lakin ben anladım, çocuklar büyük. Düşündüm; onlar da ne yapsın. Kim bilir hangi koşullarda nerede ekmek derdindeler. Yoksul aile belli. Muhtemel okuyamamıştır çocuklar da ve muhtemeldir ki hepsi emekçi. Her biri kendi ekmeğinin ve kendi küçük ailesinin derdinde. Kendine yetişemeyen insan, kendi evini geçindiremeyen insan, nasıl uzansın ki ana babaya yardıma.

İçim dağlandı.

İneceğim durağa varmıştı çoktan otobüs, inmek zorundaydım. Yüreğim, beynim her yerim darbeliydi sanki, uyuşmuştu. Bilmiyor muydum bunları? Biliyordum tabii. Yaşamın içindeydim ve ben de dahil hepimiz yangının içindeyiz. Biliyordum ki söylemlerin, şatafatlı sözlerin, süslemelerin aksine her yer yangın yeri..

Marketler, alışveriş merkezleri çoktandır korku tünelleri gibi.

Lakin barınma...

Isınma, elektrik, kısacası enerji..

Temel gıda maddeleri??

Karşımdaydı, bana bakıyordu çaresizliğin vücut bulmuş hali, tam kendisi.

Umut olmak istedim, iyi şeyler söylemek, avutmak, bekle demek..

Lakin hem yaşı kemale ermişti, hem de belki bugün, belki de yarın evden bile atılabilecek durumdaydı kendisi. Ne söyleyebileceğimi bilemedim. Az kaldı, sabret dedim. Bugünler de bitecek.

Kendim inandım mı meçhul...

Belki de hem onu hem de kendimi inandırmak istedim.

Kolaylıklar diledim kendisine ayrılırken. Yolun karşısında bir AVM.

Çoktandır uğramamışım. Biraz merak biraz ihtiyaç girdim öyle fütursuzca, ne haddimeyse.

Fiyatlar bana tepeden tepeden bakıyor öyle; ” sen de kimsin?” dercesine. Anladım, ben baya baya ufak kalmışım.

AVM den süratle kaçarken, yol arkadaşım geldi aklıma

O ne halde, ne durumda?

Haberleri açtım sonra, her tarafta buram buram seçim kokusu..

İttifaklar, masalar, ötekiler, berikiler, şunlar bunlar ..Söylevler, vaatler gırla.

Peki vatandaşın hali? Ekonomi? Çok iyi bildiğimiz, ama nedense vatandaşın ekonomik durumunu düzeltemediğimiz, her şeyin şahane, ama mutfakların yangın yeri olduğu ekonomi?

-Hayır sanki bu yaşanan ekonomik durumun müsebbibi benmişim gibi bir de suçluluk duyuyorum iyi mi? Birileri de duyuyor mu ki?-

Konut sorununa çözüm olarak sunulan projeler, ama buna gücü yetmeyen, hatta kiraya bile yetemeyen halk?

İnsanların ne yediğini, ne içtiğini, ne giydiğini, nerde gezdiğini, kiminle ne yaptığını, ne düşündüğünü, ne söylediğini çok iyi biliyoruz lakin, vatandaşın yarasını nasıl saracağımızı bir türlü bilemiyoruz.

Bırakalım bunlarla uğraşmayı.

Sadede gelmeli artık.

Olay ortada...

-Bu ülkede barınma ve kira sorunu var.

Barınma temel bir hak... Nereye doğru gidiyoruz?

İnsanları mezara kadar ya da ondan bile ötesine borçlandırmak sureti ile konut sahibi yapmak adı altında, olmayan/yetersiz gelirleriyle borç külfetine sokmak, daha da bunaltmak dışında öneriniz nedir? Bu barınma sorununa çare midir? Yoksa sisteme kölelik zincirlerini sağlamlaştırmak adına atılan bir adım mıdır? Malum, borcu olan emekçi sömürüye bile ses çıkaramaz. Mecburdur çalışmaya Hele ki borcun yanında bir de ülkede işsizlik gibi bir tehdit tepesinde geziniyorsa .

Kaldı ki dar gelirlinin maaşı taksitlere bile zannımca yetmemekte..

Nerede barınacak bu insanlar, nasıl yaşayacak vatandaş? Obalara mı döneceğiz, tabi kaldıysa obalar? Çözüm?

-Gelir arttıkça ondan önce artan temel gıda fiyatları ile nasıl karnını doyuracak bu millet?

-Temel ihtiyaçlarını bile karşılayamayan insanlardan ne beklenecek?

-Ya bir de çocuk varsa?

Hani bir falan da değil, bir de 3-5 çocuk varsa?

Sosyal ihtiyaçlara, üst başa, eğitime, sağlığa bile gelemedik daha...

Velev ki bir de şehit düşen canlarımız da bizden, sıradan vatandaş, senden benden ya?

Bir yanda palazlanan zenginin, daha da zengin olma durumu,

3-5 yerden alınan maaşlar,

Lüks harcamalar,

Altlarda lüks arabalar.

Diğer yanda

Vergiyi sırtlanan ücretli emekçi.

Gri yakalılar, mavi yakalılar, beyaz yakalılar...

Ezildikçe ezilen, insan gibi yaşamayı bırakın, zorlukla yaşayan insanlar.

Kaybolan orta sınıf, yaygınlaşan yoksulluk.

Her yerde mülk sahibi yabancılar, tasını tarağını toplayıp, borçlanarak hayatını idame ettiren, malını mülkünü satan, ne yapacağını bilemeyen, yaşadığı güne şükreden vatandaşlar

Evet..

Ne yapacak bu vatandaş, bu millet?

Nasıl yaşayacak?

Bu gelir adaletsizliği, bu eşitsizlik, bu durum nereye kadar var olacak?

Seçim, sandık?

Sandık önemli sandık.

O sandıktan o, bu, öteki, beriki,

Ondaş, yandaş, bundaş, değil,

dindar, kindar, ırkçı o bu değil,

evrensel insan haklarına önem veren, insanca yaşamayı sağlayacak, düşünce ve ifade özgürlüğü de dahil kişisel hak ve hürriyetlere önem verecek, adalet, hak, hukuk, eşitlik yönünde ilerleyecek  yönetim ve insanlar çıkmalı.

Dürüst, namusu ile çalışan, ekmeğini kazanan herkes için, yani vatandaş için çalışacak, vatandaşına, birliğe, beraberliğe önem veren idealistler çıkmalı.

Yol arkadaşımın bu satırları okumadığını, okuyamadığını düşünüyorum.

Malum, digital uçurum diye bir şey var maalesef. Umarım o da kapanır pek yakında. Birimiz, ikimiz değil, hepimiz insanca yaşarız bundan sonra da.

Sandığa, oyumuza, yaşamımıza, yaşama hakkımıza, özgürlüğümüze sahip çıkalım mutlaka.

İnsanca yaşam, bize verilen bir lütuf değil, doğal hakkımız. İşte asıl mesele bu ve biz hakkımızı mutlaka almalıyız..

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haberimizvar.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.