Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam
YEREL Haber Girişi: 16.03.2021 - 20:08, Güncelleme: 16.03.2021 - 20:20

‘Yerli ve milli’ Frankeştayn

 

‘Yerli ve milli’ Frankeştayn

Hem ülke ölçeğinde, hem de Antalya özelinde siyasi kartların yeniden dağıtıldığı bir dönem yaşıyoruz. Bir yanda birbirinden koparak kurulan yeni partiler, diğer yanda da ittifakları genişletme çabası.
İdris Özyol-Kopan partilerin nerede ve nasıl konumlanacağı hesap edilmeye çalışılırken, ayrıldıkları partilerde oluşturacakları hasar da tartıya çıkıyor. AKP’den kopanların kurduğu DEVA ve Gelecek partileri Millet İttifakı içinde bir şekilde konumlanmış durumda. En azından bu bir araya gelişin psikolojik atmosferi hazır. CHP’den ayrılan Muharrem İnce ve İyi Parti’den kopan Ümit Özdağ’ın kuracağı yeni partiler ise merak konusu. Erdoğan’ın Saadet Partisi’ne yönelik operasyonları da ortada… Yüzde 50+1 oy matematiği sol ve sağ angajmanları arka plana itiyor. Bir tür ‘karıştır, barıştır’ siyaseti izleniyor. Böyle olunca hem kafalar, hem de refleksler iyice karışıyor, farklı siyasi çizgilerden gelenler yan yana yürümek zorunda kalıyor. Gerçek diye yutturulan zoka İttifak siyaseti aslında içinde yer alan partilerin, grupların, geleneklerin birbirine dönüşmesi anlamına gelmez. Hatta gelmemelidir. Ortaya konulan hedefe bağlı olarak asgari müşterekler öne çıkartılır, ayrım noktaları ise arka plana itilir. Fakat siyasi geleneklerin, ideolojik misyonların bu konuda cılız kaldığı, yeterince olgunlaşmamış olduğu da görülüyor. Bir partinin diğerine benzemesi isteniyor, hatta öyle olduğu farz ediliyor. Bu sıkıntılı bir algıdır. Bütün bunlardan yola çıkılarak da, ‘ülke gerçeklerine uygun siyaset’ adı altında bir Frankeştayn dayatılıyor. Ülke gerçeklerinden kastedilen de ‘dindarlık’ ve ‘milliyetçilik’… Aslında bu bir zoka… Memlekette yaratılmaya çalışılan zihinsel dönüşümün, karşı devrimin bala, şekere batırılmış hali bu. Evet dindarlık ve milliyetçilik bu ülkenin gerçeğidir, fakat çağdaşlık da, ilericilik de, Deniz Gezmiş de, Mahir Çayan da, Kürtler de, piyano da, Pir Sultan da, TKP de, sendikalar da, rakı-balık da, mini etek de, parklarda el ele dolaşan sevgililer de, klarnet de, horon da bu ülkenin gerçeğidir. Hatta çağdaşlık ve ilericilik bu ülkenin kurucu değerleri, ana tercihleri, vazgeçilmez ilkeleridir. O bumerang gelir sizi de bulur Asıl görülmesi gereken toplumsal kırılmadır. Meydanlardan kovulan, evlere kapatılan, hakları budanan, baskılanan, horlanan, başı ezilen, sesi kesilen kitleler ağır bir suskunluk olarak bir köşede duruyor. Bu kitle tekrarlanan İstanbul seçimlerinde ağır bir tokat indirmişti. O günden bugüne daha da genişledi, daha da gürleşti, ama suskunluğu aynı şekilde devam ediyor. İşte bu ülkenin gerçeği onlar. Yani biziz… Siyasi turlarla, nezaket ziyaretleriyle, arka odalarda yapılan gizli görüşmelerle, pazarlıklarla ayartılamayacak bir kitleden bahsediyorum. Siyaseti bumerang gibi görenler, o bumerangın gelip kendi kafalarına çarptığını da elbet göreceklerdir. Nitekim çarpmaya da başladı. Eşyanın üzerindeki tozu, kiri, karmaşayı, birilerinin kafasına göre koyduğu süsleri silip attığınızda asıl olanla karşılaşırsınız. Yani o eşyanın asıl haliyle. Bütün bu manevralar asıl olanı, gerçeği karartmaya, görünmez hale getirmeye, bulandırmaya yönelik. Maskeli siyasete aldanmayın Antalya siyaseti de bu genel manzaranın bir yansıması… Yerel aktörleri, bölgesel hesapları, sahil kenarına sıkışmış stratejileri daha detaylı olarak yazacağız. Bir sonraki yazının konusu bu… Şimdilik kısa bir girizgah yapıp asıl sözümüzü aralayalım. Hiçbir şey gördüğünüz gibi değil. Bir partinin kelek keseni, aslında başka bir partinin sıra neferi olabilir. Kimin yanında neyi konuştuğunuza çok dikkat etmenizi tavsiye ediyorum. Yanınızdaki kişi, karşınızdadır belki. Dün kanlı bıçaklı olanların da bugün kanka haline gelebileceğini bir miktar kestirmeniz lazım. Mesela sizinle birlikte falanca başkanın ipliğini pazara çıkartanla, yarın o başkanın kahvesini içmeye gidebilir. Orta yerde herkes o ortama uygun maskeyle dolaşıyor, ama ücralarda bambaşka pazarlıkların, ittifakların, planların kurulduğunu ya da kurulabileceğini aklınızdan çıkartmayın. Cemal Süreya’nın dediği gibi: “Bakarsın dün en güvendiğin kişi / Karşı tarafın şahidi olmuş // Daha da acısı / Kılıcın elinde / Alnında bir tutam güneş / Kalakalıyorsun ortada”.
Hem ülke ölçeğinde, hem de Antalya özelinde siyasi kartların yeniden dağıtıldığı bir dönem yaşıyoruz. Bir yanda birbirinden koparak kurulan yeni partiler, diğer yanda da ittifakları genişletme çabası.

İdris Özyol-Kopan partilerin nerede ve nasıl konumlanacağı hesap edilmeye çalışılırken, ayrıldıkları partilerde oluşturacakları hasar da tartıya çıkıyor. AKP’den kopanların kurduğu DEVA ve Gelecek partileri Millet İttifakı içinde bir şekilde konumlanmış durumda. En azından bu bir araya gelişin psikolojik atmosferi hazır. CHP’den ayrılan Muharrem İnce ve İyi Parti’den kopan Ümit Özdağ’ın kuracağı yeni partiler ise merak konusu. Erdoğan’ın Saadet Partisi’ne yönelik operasyonları da ortada… Yüzde 50+1 oy matematiği sol ve sağ angajmanları arka plana itiyor. Bir tür ‘karıştır, barıştır’ siyaseti izleniyor. Böyle olunca hem kafalar, hem de refleksler iyice karışıyor, farklı siyasi çizgilerden gelenler yan yana yürümek zorunda kalıyor.

Gerçek diye yutturulan zoka

İttifak siyaseti aslında içinde yer alan partilerin, grupların, geleneklerin birbirine dönüşmesi anlamına gelmez. Hatta gelmemelidir. Ortaya konulan hedefe bağlı olarak asgari müşterekler öne çıkartılır, ayrım noktaları ise arka plana itilir. Fakat siyasi geleneklerin, ideolojik misyonların bu konuda cılız kaldığı, yeterince olgunlaşmamış olduğu da görülüyor. Bir partinin diğerine benzemesi isteniyor, hatta öyle olduğu farz ediliyor. Bu sıkıntılı bir algıdır. Bütün bunlardan yola çıkılarak da, ‘ülke gerçeklerine uygun siyaset’ adı altında bir Frankeştayn dayatılıyor. Ülke gerçeklerinden kastedilen de ‘dindarlık’ ve ‘milliyetçilik’… Aslında bu bir zoka… Memlekette yaratılmaya çalışılan zihinsel dönüşümün, karşı devrimin bala, şekere batırılmış hali bu. Evet dindarlık ve milliyetçilik bu ülkenin gerçeğidir, fakat çağdaşlık da, ilericilik de, Deniz Gezmiş de, Mahir Çayan da, Kürtler de, piyano da, Pir Sultan da, TKP de, sendikalar da, rakı-balık da, mini etek de, parklarda el ele dolaşan sevgililer de, klarnet de, horon da bu ülkenin gerçeğidir. Hatta çağdaşlık ve ilericilik bu ülkenin kurucu değerleri, ana tercihleri, vazgeçilmez ilkeleridir.

O bumerang gelir sizi de bulur

Asıl görülmesi gereken toplumsal kırılmadır. Meydanlardan kovulan, evlere kapatılan, hakları budanan, baskılanan, horlanan, başı ezilen, sesi kesilen kitleler ağır bir suskunluk olarak bir köşede duruyor. Bu kitle tekrarlanan İstanbul seçimlerinde ağır bir tokat indirmişti. O günden bugüne daha da genişledi, daha da gürleşti, ama suskunluğu aynı şekilde devam ediyor. İşte bu ülkenin gerçeği onlar. Yani biziz… Siyasi turlarla, nezaket ziyaretleriyle, arka odalarda yapılan gizli görüşmelerle, pazarlıklarla ayartılamayacak bir kitleden bahsediyorum. Siyaseti bumerang gibi görenler, o bumerangın gelip kendi kafalarına çarptığını da elbet göreceklerdir. Nitekim çarpmaya da başladı. Eşyanın üzerindeki tozu, kiri, karmaşayı, birilerinin kafasına göre koyduğu süsleri silip attığınızda asıl olanla karşılaşırsınız. Yani o eşyanın asıl haliyle. Bütün bu manevralar asıl olanı, gerçeği karartmaya, görünmez hale getirmeye, bulandırmaya yönelik.

Maskeli siyasete aldanmayın

Antalya siyaseti de bu genel manzaranın bir yansıması… Yerel aktörleri, bölgesel hesapları, sahil kenarına sıkışmış stratejileri daha detaylı olarak yazacağız. Bir sonraki yazının konusu bu… Şimdilik kısa bir girizgah yapıp asıl sözümüzü aralayalım. Hiçbir şey gördüğünüz gibi değil. Bir partinin kelek keseni, aslında başka bir partinin sıra neferi olabilir. Kimin yanında neyi konuştuğunuza çok dikkat etmenizi tavsiye ediyorum. Yanınızdaki kişi, karşınızdadır belki. Dün kanlı bıçaklı olanların da bugün kanka haline gelebileceğini bir miktar kestirmeniz lazım. Mesela sizinle birlikte falanca başkanın ipliğini pazara çıkartanla, yarın o başkanın kahvesini içmeye gidebilir. Orta yerde herkes o ortama uygun maskeyle dolaşıyor, ama ücralarda bambaşka pazarlıkların, ittifakların, planların kurulduğunu ya da kurulabileceğini aklınızdan çıkartmayın. Cemal Süreya’nın dediği gibi: “Bakarsın dün en güvendiğin kişi / Karşı tarafın şahidi olmuş // Daha da acısı / Kılıcın elinde / Alnında bir tutam güneş / Kalakalıyorsun ortada”.

Habere ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haberimizvar.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.