GÜNDEM Haber Girişi: 07.04.2021 - 16:46, Güncelleme: 07.04.2021 - 16:46

Amiraller bizim neyimiz olur?

 

Amiraller bizim neyimiz olur?

104 emekli amiralin bildirisi malum siyasetçilerin yelkenine epeyce rüzgar üfledi. Bir yanda ‘darbe’ ticareti, diğer yanda ise ‘düşünce özgürlüğü’ savunmaları…
 104 emekli amiralin bildirisi malum siyasetçilerin yelkenine epeyce rüzgar üfledi. Bir yanda ‘darbe’ ticareti, diğer yanda ise ‘düşünce özgürlüğü’ savunmaları… Aslında her iki tarafın bilinçaltı da ‘ordu sevici’, ‘militarist’, ‘güvenlikçi’, ‘totaliter’, ‘hamasi’ figürlerle, sembollerle, reflekslerle doludur. Türk sağı 548 yıl önce fethedilen İstanbul’u her sene at sırtında yeniden fethetmeye bir türlü doyamaz. İstanbul ve tabii Türkiye halen yağmalanacak bir coğrafyadır onlar için. Son 40 yıldır sosyal demokrat olmayı deneyen çizgi de, Cumhuriyet’in kurucu gücü, dinamosu, ağabeyi olarak gördüğü orduyu zihninde bir türlü normalleştiremez, kulak kesilmeye, medet ummaya devam eder. Bu iki sorunlu ve sancılı bilinçaltı arasında savrulan ülkemiz de bir türlü sivil, demokrat, laik, çağdaş, sosyal bir hukuk devletine dönüşemez, dönüşemiyor. Darbeci generalin sivil goygoycuları  Peki bu amirallerin bildirisi ‘sivil bir hak’ mıdır? Amirallerin emekliye ayrılmış olması onları ‘sivil’ yapar mı? Türkiye’deki militarist yapı göz önüne alındığında elbette ki denilemez. Çünkü ülkemizdeki militarist yapı sadece apoletlilerden, rütbelilerden, üniformalılardan oluşmaz, binlerce ‘sivil’ destekçisiyle, goygoycusuyla, borazanıyla birlikte halen siyasetin üzerinde dolaşan bir kara bulut, hayalet, perde arkası güçtür. Bu ülke onlardan sorulmaya devam eder. Emekli generaller de, hem bütün hayatlarını içinde geçirdikleri mekanizma, hem de sosyal çevreleri itibarıyla halen bir ayakları ordunun içinde yaşarlar. Refleksleri militaristtir. İşleri de budur zaten. Mesela emekten, emekçiden, sendikal mücadeleden yana, mesela hukuk devletinden yana, mesela özgürlüklerden yana, mesela demokrasiden yana, mesele çiçekten, böcekten, felsefeden, şiirden, aşktan, sevgiden yana bir kaygıları yoktur. Devasa bir makinanın koludur, bacağıdır, çarkıdır, hatta sızan yağı, ıskartaya çıkarılmış parçasıdır onlar. Ellerinde devrimcilerin kanı var Bunlardan birine mercek tutalım, mesela en popülerlerinden birine, Atilla Kıyat’a bir bakalım. 1963 yılında teğmen… Yani hem 12 Mart’ta, hem 12 Eylül faşist darbesinde ve sonraki bütün askeri müdahalelerde ordu mensubu. Süreç içinde etkili ve yetkili konumlarda yer almış. Peki 12 Eylül darbesi sadece Kenan Evren ve 4 saz arkadaşının hanesine yazılacak bir katliam mıdır? Elbette ki değil… Öyle görmemizi istiyorlar, ama biz ısrarla öyle görmüyoruz. Bir darbe 3-5 cuntacıdan ibaret değildir. Kurumsaldır, organizedir, binlerce isimsiz şahsın içinde yer aldığı karanlık bir komplodur. Darbenin içinde yer an en düzey komutandan en düşük rütbeli askere kadar, sivil destekçilerine kadar, darbeye omuz veren, bayrağını sağlayan, selam duran, emirlerini eksiksiz yerine getiren en basit memura kadar hepsinin yargılanmasını, ceza almasını istiyoruz. İstemeye devam edeceğiz. Çünkü ellerinde bu ülkenin gençlerinin, emekçilerinin, devrimcilerinin kanı var. Kenan Evren ‘atın bunu içeri’ dedi, Atilla Kıyat da hücrenin kapısını sürgüledi. Kenan Evren ‘asmayıp da besleyelim mi’ dedi, Atilla Kıyat da idam taburesine tekme attı. Gerçek budur. Bizi bırakın, ibrikçilerinize bakın Şimdi de toplumsal muhalefetin, emekçinin, yoksulun, halkın iyice köşeye sıkıştırdığı iktidar bloğunu kurtarmak için altın tepside bir fırsat sundular. Kendileri de o bloğun içindeydi zaten. İktidara monte olma, bundan nemalanma dönekliğini de ‘Mavi Vatan’ söylemleriyle meşrulaştırmaya çalıştılar. ‘Mavi Vatan’ siyasetinin gelip dayandığı nokta ayrı bir tartışma konusu. Fakat belli ki iktidarın orkestra şefi farklı siyasi hesaplar, ittifaklar peşinde. O yüzden bunların da suyu ısınmıştı. Orduda görev yapmaya devam eden çömezlerinin tasfiyesini engellemek için gemi düdüğünün ipine asıldılar. Hem de darbeci seleflerinden, büyüklerinden, komutanlarından öğrendikleri bir üslup ve zamanlamayla. Geç bir saatte ve ‘Yüce Türk milletine’ diye başlayarak… Kim peki o ‘yüce Türk milleti’? Kışlada patates soydurdukları, arıza çıkartırsa askerliğini yaktıkları, sivilde akıllanmazsa idama gönderdikleri, ipini çektikleri halk… O halkı, o gençleri sokakta bildiri dağıttıkları için vurduranlar, şimdi kendileri ‘bildiri’ yayınlıyor. Üstelik bütün televizyon kanallarına Menemen testisi gibi dizilip, istedikleri her şeyi söyleyebildikleri, parmak sallayabildikleri halde, şimdi o ekranlara kendilerini ‘kadrolu’ olarak yazdıran iktidara celalleniyorlar. Kime güvenerek? Bana, bize, halka… Siz bizim katilimizsiniz ve biz kasabını seven koyunlar değiliz. Gidin ibrikçilerinizi bulun ve onlara ağlayın!
104 emekli amiralin bildirisi malum siyasetçilerin yelkenine epeyce rüzgar üfledi. Bir yanda ‘darbe’ ticareti, diğer yanda ise ‘düşünce özgürlüğü’ savunmaları…

 104 emekli amiralin bildirisi malum siyasetçilerin yelkenine epeyce rüzgar üfledi. Bir yanda ‘darbe’ ticareti, diğer yanda ise ‘düşünce özgürlüğü’ savunmaları… Aslında her iki tarafın bilinçaltı da ‘ordu sevici’, ‘militarist’, ‘güvenlikçi’, ‘totaliter’, ‘hamasi’ figürlerle, sembollerle, reflekslerle doludur. Türk sağı 548 yıl önce fethedilen İstanbul’u her sene at sırtında yeniden fethetmeye bir türlü doyamaz. İstanbul ve tabii Türkiye halen yağmalanacak bir coğrafyadır onlar için. Son 40 yıldır sosyal demokrat olmayı deneyen çizgi de, Cumhuriyet’in kurucu gücü, dinamosu, ağabeyi olarak gördüğü orduyu zihninde bir türlü normalleştiremez, kulak kesilmeye, medet ummaya devam eder. Bu iki sorunlu ve sancılı bilinçaltı arasında savrulan ülkemiz de bir türlü sivil, demokrat, laik, çağdaş, sosyal bir hukuk devletine dönüşemez, dönüşemiyor.

Darbeci generalin sivil goygoycuları

 Peki bu amirallerin bildirisi ‘sivil bir hak’ mıdır? Amirallerin emekliye ayrılmış olması onları ‘sivil’ yapar mı? Türkiye’deki militarist yapı göz önüne alındığında elbette ki denilemez. Çünkü ülkemizdeki militarist yapı sadece apoletlilerden, rütbelilerden, üniformalılardan oluşmaz, binlerce ‘sivil’ destekçisiyle, goygoycusuyla, borazanıyla birlikte halen siyasetin üzerinde dolaşan bir kara bulut, hayalet, perde arkası güçtür. Bu ülke onlardan sorulmaya devam eder. Emekli generaller de, hem bütün hayatlarını içinde geçirdikleri mekanizma, hem de sosyal çevreleri itibarıyla halen bir ayakları ordunun içinde yaşarlar. Refleksleri militaristtir. İşleri de budur zaten. Mesela emekten, emekçiden, sendikal mücadeleden yana, mesela hukuk devletinden yana, mesela özgürlüklerden yana, mesela demokrasiden yana, mesele çiçekten, böcekten, felsefeden, şiirden, aşktan, sevgiden yana bir kaygıları yoktur. Devasa bir makinanın koludur, bacağıdır, çarkıdır, hatta sızan yağı, ıskartaya çıkarılmış parçasıdır onlar.

Ellerinde devrimcilerin kanı var

Bunlardan birine mercek tutalım, mesela en popülerlerinden birine, Atilla Kıyat’a bir bakalım. 1963 yılında teğmen… Yani hem 12 Mart’ta, hem 12 Eylül faşist darbesinde ve sonraki bütün askeri müdahalelerde ordu mensubu. Süreç içinde etkili ve yetkili konumlarda yer almış. Peki 12 Eylül darbesi sadece Kenan Evren ve 4 saz arkadaşının hanesine yazılacak bir katliam mıdır? Elbette ki değil… Öyle görmemizi istiyorlar, ama biz ısrarla öyle görmüyoruz. Bir darbe 3-5 cuntacıdan ibaret değildir. Kurumsaldır, organizedir, binlerce isimsiz şahsın içinde yer aldığı karanlık bir komplodur. Darbenin içinde yer an en düzey komutandan en düşük rütbeli askere kadar, sivil destekçilerine kadar, darbeye omuz veren, bayrağını sağlayan, selam duran, emirlerini eksiksiz yerine getiren en basit memura kadar hepsinin yargılanmasını, ceza almasını istiyoruz. İstemeye devam edeceğiz. Çünkü ellerinde bu ülkenin gençlerinin, emekçilerinin, devrimcilerinin kanı var. Kenan Evren ‘atın bunu içeri’ dedi, Atilla Kıyat da hücrenin kapısını sürgüledi. Kenan Evren ‘asmayıp da besleyelim mi’ dedi, Atilla Kıyat da idam taburesine tekme attı. Gerçek budur.

Bizi bırakın, ibrikçilerinize bakın

Şimdi de toplumsal muhalefetin, emekçinin, yoksulun, halkın iyice köşeye sıkıştırdığı iktidar bloğunu kurtarmak için altın tepside bir fırsat sundular. Kendileri de o bloğun içindeydi zaten. İktidara monte olma, bundan nemalanma dönekliğini de ‘Mavi Vatan’ söylemleriyle meşrulaştırmaya çalıştılar. ‘Mavi Vatan’ siyasetinin gelip dayandığı nokta ayrı bir tartışma konusu. Fakat belli ki iktidarın orkestra şefi farklı siyasi hesaplar, ittifaklar peşinde. O yüzden bunların da suyu ısınmıştı. Orduda görev yapmaya devam eden çömezlerinin tasfiyesini engellemek için gemi düdüğünün ipine asıldılar. Hem de darbeci seleflerinden, büyüklerinden, komutanlarından öğrendikleri bir üslup ve zamanlamayla. Geç bir saatte ve ‘Yüce Türk milletine’ diye başlayarak… Kim peki o ‘yüce Türk milleti’? Kışlada patates soydurdukları, arıza çıkartırsa askerliğini yaktıkları, sivilde akıllanmazsa idama gönderdikleri, ipini çektikleri halk… O halkı, o gençleri sokakta bildiri dağıttıkları için vurduranlar, şimdi kendileri ‘bildiri’ yayınlıyor. Üstelik bütün televizyon kanallarına Menemen testisi gibi dizilip, istedikleri her şeyi söyleyebildikleri, parmak sallayabildikleri halde, şimdi o ekranlara kendilerini ‘kadrolu’ olarak yazdıran iktidara celalleniyorlar. Kime güvenerek? Bana, bize, halka… Siz bizim katilimizsiniz ve biz kasabını seven koyunlar değiliz. Gidin ibrikçilerinizi bulun ve onlara ağlayın!

detay alt
Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haberimizvar.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.