Haber Girişi: 15.08.2019 - 15:37, Güncelleme: 07.12.2020 - 14:04

Belediye-İş’ten mikrofon tepkisi: Türk-İş yönetimi değişmelidir!

 

Belediye-İş’ten mikrofon tepkisi: Türk-İş yönetimi değişmelidir!

Türk-İş Başkanı Ergün Atalay’a mikrofonu açıkken kullandığı sözler yüzünden kendisine bağlı Tekgıda-İş’ten sonra Belediye-İş’ten de tepki geldi. Atalay’ın yüzünü iktidara döndüğünü söyleyen Belediye-İş yönetimi Türk-İş’in değişmesi gerektiği çağrısı yaptı
haberimizvar.net Hükümet ile yapılan Toplu İş Sözleşmesi’nde mikrofon açıkken kullandığı sözlerle işçilerin tepkisine neden olan Türk-İş Başkanı Ergün Atalay’a kendisine bağlı Tekgıda-İş Genel Başkanı Mustafa Türkel’den sonra Belediye-İş’ten de tepki geldi. Mikrofonların kayıtta olduğunu fark etmeden Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk’a dönerek, “Uzasa işi karıştıracağız. En azından kapattım böyle” diyen Atalay’ın istifa etmesini isteyen Mustafa Türkel’in ardından yazılı açıklama yapan Belediye-İş yönetimi, “Türk-İş yönetiminin yüzü emekçiye dönük olmalıdır” çağrısı yaptı. ‘TÜRK-İŞ KENDİSİ BİLE İNANMIYOR’ Atalay’ın sözlerinin sadece bir kişinin ağzından çıkan sözler değil, bir yönetim anlayışının yansıması olduğu belirtilen Belediye-İş’in açıklamasında, “Türk-İş Yönetimi, aylardır devam eden toplu sözleşme sürecinde yapması gerekenleri yapmayan, aldığı eylem kararlarının uygulanabilirliğine kendi bile inanmayan, sadece yapmadıklarının teorisini üreten bir yönetim anlayışının yapabileceği şeyi yaparak işi kapatmıştır. Türk-İş’in en büyük sendikalarından biri olan Belediye-İş, yıllardır bu yönetim anlayışını ve bu anlayışın yeşermesine izin veren ortamı her platformda lafını esirgemeden eleştiren bir sendikadır” denildi. ‘LAF OLA BERİ GELE AÇIKLAMALAR’ Açıklama şu sözlerle sürdü: “Belediye-İş, yandaş konfederasyonların her tarafı sardığı, evrensel sendikal ilkelerin yok sayıldığı bir dönemde, ülkemizin en büyük konfederasyonu olan Türk-İş’in, ülkemiz işçi sınıfının umudu olması gereken Türk-İş’in iyi yönetilmediğini, Türk-İş’in ve ülkemiz işçi sınıfının böyle bir yönetim anlayışını hak etmediğini her fırsatta gündeme getirmiş bir sendikadır. Belediye-İş, Türk-İş yönetiminin emekçilerin yeniden umudu olmak, “Ankara’da Türk-İş var” dedirtmek için, yüzünü sınıfa dönmesi gerektiğini, tabandan gelen isteklere duyarlı bir anlayışla yönetilmesi gerektiğini belirtmiştir. Yandaş konfederasyonlar iktidar desteği ile Türk-İş’e bağlı sendikalara saldırdığında, iktidarın Türk-İş yönetiminin yerine yandaş konfederasyonu getirme çabalarında Türk-İş yönetimi; laf ola beri gele birkaç açıklama dışında sadece seyirci kalmıştır”. ‘TÜRK-İŞ YÜZÜNÜ İKTİDARA DÖNDÜ’ Türk-İş yönetiminin her kritik dönemde yüzünü tabanına dönmek yerine, siyasi iktidara döndüğü, iktidarın tepkisini çekmemek için, kendi tabanlarını bile karşısına almaktan çekinmediği vurgulanan Belediye-İş açıklamasında, “O nedenle bugün yaşananlar sendikamız açısından şaşırtıcı değildir. 2019-2020 kamu toplu iş sözleşmesi çerçeve anlaşması kapsamındaki yaklaşık 200 bin işçi için ve bağlayıcı olmasa da özel sektör kapsamındaki milyonlarca işçinin toplu sözleşmesi açısından bir sınır çekilmiştir. Üstelik hayat pahalılığının sürekli arttığı, emekçinin enflasyonunun yüzde 25-30’a dayandığı bir dönemde Türk-İş başkanının ve iktidar temsilcilerinin bile inanmadığı yüzde 5,01’lik enflasyon hedefine dayanarak imzalanan bir sözleşme olarak tarihe geçmiştir. Hayat pahalılığı karşısında ezilen emekçiler açısından bu kayıplar önemlidir. Ancak bu toplu iş sözleşmesinde mesele; sadece yüzdelik artışların yeterli olup olmaması değildir” ifadeleri kullanıldı. TAŞERON İŞÇİLERE SEFALET ÜCRETİ Belediye işçilerinin durumuna da dikkat çekilen tepki metninde, “Burada önemli olan 2020 yılının sonuna kadar anayasal toplu iş sözleşme hakları elinden alınan, büyük bir çoğunluğu taşeronda çalışırken aldığı ücretin de altında, yüzde 4’lük sefalet ücretine mahkûm edilen 900 bini aşkın 696 sayılı KHK kapsamında kamuya geçirilen taşeron şirket işçileri ve belediye şirket işçilerinin durumudur. Burada önemli olan belirli işletmelerde değil, başta belediyelerdeki arkadaşlarımız olmak üzere tüm 5 ay 29 gün çalışan işçilerin kadroya alınmasıdır” denildi. ‘İŞÇİDEN YANA TUTUM ALMALIYDI’ Belediye-İş’in tepkisinde şu ifadeler de yer aldı: “Türk-İş yönetimi; 696 sayılı KHK kapsamında taşeron şirketlerden kamuya ve belediye şirketlerine geçen 900 bini aşkın taşeron şirket işçisini de düşünerek işi karıştırmayı göze alabilmeliydi. Türk-İş yönetimi, yıllarca kamuda iktidar eliyle büyütülen yandaş Hak-İş’in kamu toplu sözleşme sürecinde ilk kez bu sene taslak hazırlayıp Bakanlıkla görüşmelere başladığını, iktidarın yandaş Hak-İş’i bir kez daha açıkça destekleyebileceğini ve bunun nasıl sonuçlar ortaya çıkarabileceğini de hesaplamalıydı. Türk-İş Yönetimi, iktidarın kıdem tazminatını bireysel emeklilikle birleştirerek fona devrine ilişkin girişimini de düşünerek bir duruş sergilemek için işi uzatmayı, işi karıştırmayı göze alıp bu işi kapatmamalıydı. Kısacası, 2019-2020 yılı kamu toplu iş sözleşmesi çerçeve anlaşması sadece bir sözleşme değil bir tavırdı. İşçiden, emekçiden yana bir duruş bir tutum almaydı”. ‘TÜRK-İŞ’İN YÖNETİMİ DEĞİŞMELİDİR’ Kamu toplu iş sözleşmesi çerçeve anlaşmasının 696 KHK kapsamındaki yüz binlerce işçi için bir umut olduğunu hatırlatılan açıklamada, “Türk-İş yönetimi, ‘Uzasa işi karıştıracağız. En azından kapattım böyle’ söylemiyle ve aldığı ve alamadığı kararlarla, bu tavrı bu duruşu gösterememiş, umut olamamıştır. Üzücü olan budur. Ancak kimse günah keçisi aramamalıdır. Bu sözleşmenin vebali, sadece tek başına Türk-İş Yönetiminde değil, aşağıdan yukarıya emekçilerin haklarını dert etmek yerine, kendi küçük menfaatleri peşinde koşanlardadır. Türk-İş’in emekçi halkımız için yeniden umut olabilmesinin yolu, yüzü emekçiye dönük, emekçinin dertleriyle dertlenen ve emek mücadelesine inanan bir yönetim anlayışıyla mümkündür” tepkisi gösterildi.
Türk-İş Başkanı Ergün Atalay’a mikrofonu açıkken kullandığı sözler yüzünden kendisine bağlı Tekgıda-İş’ten sonra Belediye-İş’ten de tepki geldi. Atalay’ın yüzünü iktidara döndüğünü söyleyen Belediye-İş yönetimi Türk-İş’in değişmesi gerektiği çağrısı yaptı

haberimizvar.net Hükümet ile yapılan Toplu İş Sözleşmesi’nde mikrofon açıkken kullandığı sözlerle işçilerin tepkisine neden olan Türk-İş Başkanı Ergün Atalay’a kendisine bağlı Tekgıda-İş Genel Başkanı Mustafa Türkel’den sonra Belediye-İş’ten de tepki geldi. Mikrofonların kayıtta olduğunu fark etmeden Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk’a dönerek, “Uzasa işi karıştıracağız. En azından kapattım böyle” diyen Atalay’ın istifa etmesini isteyen Mustafa Türkel’in ardından yazılı açıklama yapan Belediye-İş yönetimi, “Türk-İş yönetiminin yüzü emekçiye dönük olmalıdır” çağrısı yaptı.

‘TÜRK-İŞ KENDİSİ BİLE İNANMIYOR’

Atalay’ın sözlerinin sadece bir kişinin ağzından çıkan sözler değil, bir yönetim anlayışının yansıması olduğu belirtilen Belediye-İş’in açıklamasında, “Türk-İş Yönetimi, aylardır devam eden toplu sözleşme sürecinde yapması gerekenleri yapmayan, aldığı eylem kararlarının uygulanabilirliğine kendi bile inanmayan, sadece yapmadıklarının teorisini üreten bir yönetim anlayışının yapabileceği şeyi yaparak işi kapatmıştır. Türk-İş’in en büyük sendikalarından biri olan Belediye-İş, yıllardır bu yönetim anlayışını ve bu anlayışın yeşermesine izin veren ortamı her platformda lafını esirgemeden eleştiren bir sendikadır” denildi.

‘LAF OLA BERİ GELE AÇIKLAMALAR’

Açıklama şu sözlerle sürdü: “Belediye-İş, yandaş konfederasyonların her tarafı sardığı, evrensel sendikal ilkelerin yok sayıldığı bir dönemde, ülkemizin en büyük konfederasyonu olan Türk-İş’in, ülkemiz işçi sınıfının umudu olması gereken Türk-İş’in iyi yönetilmediğini, Türk-İş’in ve ülkemiz işçi sınıfının böyle bir yönetim anlayışını hak etmediğini her fırsatta gündeme getirmiş bir sendikadır. Belediye-İş, Türk-İş yönetiminin emekçilerin yeniden umudu olmak, “Ankara’da Türk-İş var” dedirtmek için, yüzünü sınıfa dönmesi gerektiğini, tabandan gelen isteklere duyarlı bir anlayışla yönetilmesi gerektiğini belirtmiştir. Yandaş konfederasyonlar iktidar desteği ile Türk-İş’e bağlı sendikalara saldırdığında, iktidarın Türk-İş yönetiminin yerine yandaş konfederasyonu getirme çabalarında Türk-İş yönetimi; laf ola beri gele birkaç açıklama dışında sadece seyirci kalmıştır”.

‘TÜRK-İŞ YÜZÜNÜ İKTİDARA DÖNDÜ’

Türk-İş yönetiminin her kritik dönemde yüzünü tabanına dönmek yerine, siyasi iktidara döndüğü, iktidarın tepkisini çekmemek için, kendi tabanlarını bile karşısına almaktan çekinmediği vurgulanan Belediye-İş açıklamasında, “O nedenle bugün yaşananlar sendikamız açısından şaşırtıcı değildir. 2019-2020 kamu toplu iş sözleşmesi çerçeve anlaşması kapsamındaki yaklaşık 200 bin işçi için ve bağlayıcı olmasa da özel sektör kapsamındaki milyonlarca işçinin toplu sözleşmesi açısından bir sınır çekilmiştir. Üstelik hayat pahalılığının sürekli arttığı, emekçinin enflasyonunun yüzde 25-30’a dayandığı bir dönemde Türk-İş başkanının ve iktidar temsilcilerinin bile inanmadığı yüzde 5,01’lik enflasyon hedefine dayanarak imzalanan bir sözleşme olarak tarihe geçmiştir. Hayat pahalılığı karşısında ezilen emekçiler açısından bu kayıplar önemlidir. Ancak bu toplu iş sözleşmesinde mesele; sadece yüzdelik artışların yeterli olup olmaması değildir” ifadeleri kullanıldı.

TAŞERON İŞÇİLERE SEFALET ÜCRETİ

Belediye işçilerinin durumuna da dikkat çekilen tepki metninde, “Burada önemli olan 2020 yılının sonuna kadar anayasal toplu iş sözleşme hakları elinden alınan, büyük bir çoğunluğu taşeronda çalışırken aldığı ücretin de altında, yüzde 4’lük sefalet ücretine mahkûm edilen 900 bini aşkın 696 sayılı KHK kapsamında kamuya geçirilen taşeron şirket işçileri ve belediye şirket işçilerinin durumudur. Burada önemli olan belirli işletmelerde değil, başta belediyelerdeki arkadaşlarımız olmak üzere tüm 5 ay 29 gün çalışan işçilerin kadroya alınmasıdır” denildi.

‘İŞÇİDEN YANA TUTUM ALMALIYDI’

Belediye-İş’in tepkisinde şu ifadeler de yer aldı: “Türk-İş yönetimi; 696 sayılı KHK kapsamında taşeron şirketlerden kamuya ve belediye şirketlerine geçen 900 bini aşkın taşeron şirket işçisini de düşünerek işi karıştırmayı göze alabilmeliydi. Türk-İş yönetimi, yıllarca kamuda iktidar eliyle büyütülen yandaş Hak-İş’in kamu toplu sözleşme sürecinde ilk kez bu sene taslak hazırlayıp Bakanlıkla görüşmelere başladığını, iktidarın yandaş Hak-İş’i bir kez daha açıkça destekleyebileceğini ve bunun nasıl sonuçlar ortaya çıkarabileceğini de hesaplamalıydı.

Türk-İş Yönetimi, iktidarın kıdem tazminatını bireysel emeklilikle birleştirerek fona devrine ilişkin girişimini de düşünerek bir duruş sergilemek için işi uzatmayı, işi karıştırmayı göze alıp bu işi kapatmamalıydı. Kısacası, 2019-2020 yılı kamu toplu iş sözleşmesi çerçeve anlaşması sadece bir sözleşme değil bir tavırdı. İşçiden, emekçiden yana bir duruş bir tutum almaydı”.

‘TÜRK-İŞ’İN YÖNETİMİ DEĞİŞMELİDİR’

Kamu toplu iş sözleşmesi çerçeve anlaşmasının 696 KHK kapsamındaki yüz binlerce işçi için bir umut olduğunu hatırlatılan açıklamada, “Türk-İş yönetimi, ‘Uzasa işi karıştıracağız. En azından kapattım böyle’ söylemiyle ve aldığı ve alamadığı kararlarla, bu tavrı bu duruşu gösterememiş, umut olamamıştır. Üzücü olan budur. Ancak kimse günah keçisi aramamalıdır. Bu sözleşmenin vebali, sadece tek başına Türk-İş Yönetiminde değil, aşağıdan yukarıya emekçilerin haklarını dert etmek yerine, kendi küçük menfaatleri peşinde koşanlardadır. Türk-İş’in emekçi halkımız için yeniden umut olabilmesinin yolu, yüzü emekçiye dönük, emekçinin dertleriyle dertlenen ve emek mücadelesine inanan bir yönetim anlayışıyla mümkündür” tepkisi gösterildi.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haberimizvar.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.