O GERÇEK BİR HAYVANSEVER
Haber
05 Eylül 2020 - Cumartesi 18:01
 
O GERÇEK BİR HAYVANSEVER
GÜNDEM Haberi
O GERÇEK BİR  HAYVANSEVER

Kedileri, köpekleri, kuşları ve balıklarıyla birlikte yaşamını sürdüren Avukat Mesut Kılcı, kelimenin tam anlamıyla bir hayvansever. Aslında o, bunun kategori edilmesine karşı ve “Hayvan sevgisi her insanda olması gereken bir şey” görüşünde. 


Hep tartışılagelmiştir hayvan sevgisi ya da daha aşina olduğumuz ifadesiyle hayvanseverlik… Kimi, aşırı hayvan sevgisinin bir tür psikopatlık olduğu iddiasında, kimi hayvanları insanlara tercih ediyor, kimi ise bunun insanlar üzerine uygulanan bir terör olduğu görüşünde… Kimilerine göre  ‘iyi insan’ olmanın yolu hayvanları sevmekten geçiyor. Kimi ise “Benim yüreğimi, sokakta gördüğüm sakat bir köpekten çok dilenci bir çocuk sızlatıyor. Bana göre iyi insan olmanın ölçüsü bu” diyor. “İnsanlara acımıyorum. Ama insan ırkının, canına kıydığı, para için sattığı, kestiği, etini, sütünü çaldığı, eziyet ettiği, çocuklarına oyuncak ettiği, sıkılınca sokağa fırlattığı, çalıştırdığı, kürkü için derisini yüzdüğü, dişlerini aldığı, karnından bebeğini çaldığı hayvanlara çok acıyorum” diyen de var, “Kedilerinden köpeklerinden başka hiçbir sevgileri olmayan bu insanlar, acaba hiç gittiler mi yaşlılar yurduna? Hiç yardım ettiler mi kimsesiz bir çocuğa? Yaşam, hayvan sevgisinden ibaret değil. Asıl öyle sananlar gerçek sevgi düşmanları” yorumu yapanlar da…

TARTIŞMALAR EKSENİNDE HAYVAN SEVGİSİ
Bu söyleşinin konusu da işte bu; Hayvan sevgisi/hayvanseverlik. Konuk ise kelimenin tam anlamıyla gerçek bir hayvan sever. Öyle bu işin şok kısmında yeralanlardan filan değil. Yalın, dürüst, samimi, içten bir sevgisi var hayvanlara karşı. Adı Mesut Kılcı. Avukat. Antalya’da siyasetle, bilhassa sol siyasetle az çok ilgilenen herkes tanır Kılcı’yı. Aynı zamanda bir avukat olan Mesut Kılcı’nın hayvan sevgisini ise sadece yakınında olanlar bilir. Mesela günaşırı uğradığı Çağdaş Yaşam Çay Bahçesi’nin işletmecisi Hüsnü baba (Şahin) bu sevginin yakın tanıklarından biridir. O da bir başka hayvanseverdir zaten. Çay bahçesinin demirbaşları Arkadaş, Boncuk ve Şirin’in üzerine titrer. Üçü de sokak köpeğidir ama Hüsnü baba için de, Mesut Kılcı için de ‘Can dostlar’dır onlar. Kılcı mekana geldiğinde gün boyu bir köşede uyuklayan bu can dostlar hemen kalkar, yanına gider, patilerini kucağına atar ve hoşgeldin derler adeta. Kılcı da bu yakın ilgiyi karşılıksız bırakmaz. Öper, koklar, okşar can dostlarının sevgi açlığını gideriverir. Aralarındaki iletişim, gören herkesi duygulandırır. İşte Kılcı ile  yazının başında özetlemeye çalıştığım tartışmalar ekseninde  ‘hayvan sevgisi’ni konuştuk. 


*Sokak hayvanlarına aşırı ilgilisiniz. Evinizde bakımını üstlendiğiniz hayvan ya da hayvanlar var mı ?

Golden cinsi bir köpeğim var adı Tork. Ayrıca 3  muhabbet kuşum, kedilerim, bir de Çöl sıçanı var. Yolda bulmuştum yaralı halde. Eve getirdim, tedavi ettirdim, şimdi o da bizimle yaşıyor. Bunların dışında akvaryumum, yani balıklarım da var. Sokak hayvanları meselesine gelince, ben sokak hayvanı demiyorum can dostlarım diyorum. Çünkü sokaklar aslında bu hayvanların evi, doğal yaşam alanı. Ve biz onların evlerini işgal etmiş durumdayız. Onların evlerine girmiş oluyoruz aslında.
 
*Eşinizde sizinle aynı düşüncede mi ? Çünkü sonuçta evde onlarla daha çok vakit geçiren o.

Eşim de seviyor. Sevmese zaten evde bu hayvanlara bakmamız mümkün olmaz. Kaldı ki, bu hayvanlar kendilerini sevdiriyor.  Hayvanlar evde sizing varlığınıza gore yaşamaya alışıyorlar. Hiç rahatsızlık vermiyorlar. Yemek saatleri, su saatleri, oyun saatleri gelmeden asla rahatsız etmiyorlar. Tamamen kendi hallerinde. Ta ki, o  iletişim saatleri geldiğinde yanınıza geliyor ve hatırlatıyorlar. Bu noktada haliyle fedakarlık yapmanız gerekiyor. 

*Şahit oldum, kuşlarınızı kafeste yemlemek yerine bizzat ellerinizle besliyorsunuz

Koruma amaçlı kafeste tutabilirsiniz ama bir tehdit sözkonusu değilse evde serbestçe hareket etmesine izin verirsiniz. Ben çoğunlukla öyle yapıyorum. Beslenme saatlerinde de zaman zaman ellerimle besliyorum çok da hoşuma gidiyor. 

*Peki gelelim hayvanseverlik-insanseverlik tartışmalarına. Bu konuda ne düşünüyorsunuz ?

Bazı insanlarda hayvanlara karşı hastalık boyutunda bir reaksiyon olabiliyor. Yani hangi hayvan türü olursa olsun onunla aynı ortamda bulunamıyor. Bunun dışında inançlarla alakalı tepkimeler var kimilerinde. İşte köpeğe dokunduğunda abdestinin bozulduğunu düşünenler, evde bulundurmanın günah olduğuna inananlar gibi..  Bunların dışında hayvan sevgisinin her insanda olması gerektiğine inanıyorum. Sokakta iki köpeği gördüğünde yolunu değiştiren insanlar da var. Tabi insanların da kendilerinin çocuklarının güvende olduğunu hissetmeleri lazım. Bu noktada belediyelerin sokak hayvanlarını rehabilite etmesi önemli. Köpek ısırmasıyla bir şey olmaz ama insanlar genellikle kuduz korkusu yaşıyorlar. Bu yüzden köpeklerin belli periyotlarda aşılarının yapılması, kontrollerinin sağlanması önemli. Şu anda şikayet üzerine bunlar yapılıyorsa da yeterli değil. 
Bunların dışında hayvanlara doğrudan zarar verenler var ki, bu bir canlıya karşı haksızca yapılmış bir eylemdir ve muhakkak cezalandırılması gerekir. Tamam dokunmayabilirsin, evinde, çevrende istemeyebilirsin ama onlarış yaşam hakkına dokunma hakkın yok.  Sevmeyebilirsin, beslemeyebilirsin, korkabilirsin zarar vereceği endişesiyle ancak usulüyle uzaklaştırabilirsin. Ona kasti olarak zarar vermek, canını yakmak caniliktir. İnsana yakışmayan bir şeydir. Kaldı ki, doğada hiçbir canlı, kendisine yönelik bir tehdit olarak hissetmediği müddetçe insane zarar vermez. Buna en vahşi hayvanlar da dahil.  Ben öyle düşünüyorum enazından.. Hayvanseverlik-insanseverlik gibi bir kategorilendirmeye de karşıyım. Keza, az hayvansever, çok hayvansever veya ortası diye bir şey de yok. Dışarıda gördüğün bir hayvana su vermek de sevgidir, yolda rastladığın bir yaralı hayvana yardım etmek de. Veya evinde beslemek, sahiplenmek de sevgidir sonuçta. Mesela evinde beslemese de sokaktaki can dostlarıyla yakından ilgilenen, yanında, aracında yiyecek ve su taşıyarak bu hayvanları besleyenler var. Restoranlardan yemek artıklarını toplayıp belli noktalara bırakan, hayvan barınaklarında gönüllü olarak çalışanlar var. Bunların hepsi hayvan sevgisinin birer örneği. 

*Son yıllarda belediyeler sokak hayvanlarına, sizing ifadenizle can dostlara yönelik önemli adımlar atıyorlar. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz ?

Evet belediyeler, bilhassa Antalyamızda hayvan barınakları, korunaklar yapıyorlar ancak bu belediyelerin tek başlarına altından  kalkabilecekleri bir şey değil. Vatandaşın da, diğer kuruluşların da destek vermesi lazım. Mesela Sayın Mustafa Akaydın döneminde Büyükşehir Belediyesi olarak sokak hayvanları için son derece önemli bir çalışma yapılmıştı. Kızıllı tarafında, tüm Ortadoğu’nun ve Avrupa’nın en büyük doğal yaşam alanı kurulacaktı. Orman Bakanlığı’nın iznine tabiydi. Ancak Akaydın’ın son dönemine denk geldiği için proje aşamasında kaldı. Antalya’nın böyle bir alana ihtiyacı var. 

*Son yıllarda sokak hayvanlarındaki artış, daha doğrusu sahiplenilen hayvanların bir sure sonra sokağa bırakılması önemli bir sorun haline geldi. Öyle ki kamu spotu olarak ‘sahiplenme’ tavsiye ediliyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz ?

Maalesef  ülkemizde henüz hayvan sahiplenmesiyle ilgili bir yasal düzenleme yok. Avrupa’da Amerika’da bir hayvan sahiplenmenin belli kriterleri var. Bu kriterler aylarca takip ediliyor, denetleniyor, belli bir para yatırdıktan sonra hayvan sahiplenebiliyor. Ve herşey kayıt altında. Yani o hayvan belli bir süre sonra sokakta bulunursa kime ait olduğu kayıttan hemen çıkarılıyor. Biz de ise kızı veya oğlu köpek seviyor diye petlerden alınan köpek, tatil bitiminde sokağa bırakılıyor. Bizim ülkemiz için belki bu kriterler şuanda uygulanabilir değil ama enazından hayvanlara birer çip takılması lazım. Bunların bir envanterinin olması lazım. Bir kere petlerde köpek satışının yasaklanması lazım. Fiyat, üreme ve cins denetiminin yapılması lazım. Bir kopek cinsi çıkıyor, herkes çok seviyor, petlerde büyük paralar verilerek alınıyor, bir sure sonra başka bir cins çıkınca o kopek sokağa bırakılıyor. Yani almakla iş bitmiyor. Bakılması önemli. Çok görüyorum, adam köpeği alıyor balkona bağlıyor ‘ben evde kopek besliyorum’ diyor. Oysa bu değil evde köpek beslemek. Onun oyun saati var, kendi yaşam alanı var. Bir kere hayvan yaşadığı alanı, çevresini tanımalı. Yani asıl sorun onlarla olan iletişimimizde. İletişimi sağlıklı kurabadığımız müddetçe bu sorunları yaşamaya devam ederiz. Her şeyden önce evcil hayvan besleyiciliği, satışı, üremesi noktalarında gerekli yasal düzenlemenin yapılması lazım.

*Teşekkür ederim. Keyifli bir sohbetti. Son olarak hayvanseverlere ya da sevmeyenlere mesajınızı alalım.

Başta da dediğim gibi hayvan ya da insan sevgisi diye categorize etmeyi doğru bulmadığımı bir kere daha vurgulamalıyım. Bana göre hayvan sevgisinin bir kıstası yok. Eğer sağlık açısından bir sorununuz yoksa her insanda zaten bu sevgi vardır/olmalıdır. Bakarsınız, bakmazsınız ayrı bir ye ama onlara zarar verme hakkı hiç kimsede yoktur. Onların da birer can olduğu asla unutulmamalıdır.

 

Kaynak: () - Yunus Erdoğan Editör:
Etiketler:
Yorumlar
Haber Yazılımı