Batı Trakya’da müftü tartışması
Batı Trakya’da müftü tartışması
Batı Trakya Müslüman Türklerini temsilen Antalya Diplomasi Forumu'na (ADF2026) katılan Gümülcine Seçilmiş Müftüsü İbrahim Şerif, Yunanistan’ın halkın seçtiği müftüleri tayin etmediğini belirterek, “Yunan devleti bugünlerde tayin ettiklerini kılıfına uydurabilme adına bir seçim diyor. Seçim de yine tayin aslında. Belirli kişilere seçtiriyor. 20- 30 kişiye, 'İşte bak müftü seçtik' diyecekler. Bu dışarıda 'Müftü seçimi yaptık' şeklinde olacak. Fakat belirli insanlar o seçici kişi ben değilim, vatandaş değil, birisi değil. Belirli insanlar. Bunun için azınlık olarak biz yine onları kabul etmiyoruz. Devletin tayin ettikleri, halkın seçtikleri, diye böyle bir ikilem devam ediyor" dedi.
Batı Trakya Müslüman Türklerini temsilen Antalya Diplomasi Forumu'na (ADF2026) katılan Gümülcine Seçilmiş Müftüsü İbrahim Şerif, Yunanistan’ın halkın seçtiği müftüleri tayin etmediğini belirterek, “Yunan devleti bugünlerde tayin ettiklerini kılıfına uydurabilme adına bir seçim diyor. Seçim de yine tayin aslında. Belirli kişilere seçtiriyor. 20- 30 kişiye, 'İşte bak müftü seçtik' diyecekler. Bu dışarıda 'Müftü seçimi yaptık' şeklinde olacak. Fakat belirli insanlar o seçici kişi ben değilim, vatandaş değil, birisi değil. Belirli insanlar. Bunun için azınlık olarak biz yine onları kabul etmiyoruz. Devletin tayin ettikleri, halkın seçtikleri, diye böyle bir ikilem devam ediyor" dedi.
haberimizvar.net- Antalya Diplomasi Forumu'nda Yunanistan'ın Batı Trakya'da bulunan Gümülcine ve İskeçe'ye seçim adı altında müftü belirleme girişimleri de gündeme geldi. Foruma Gümülcine Seçilmiş Müftüsü İbrahim Şerif ve Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulu Başkanı İskeçe Seçilmiş Müftüsü Mustafa Trampa katıldı. İbrahim Şerif, Yunanistan'daki son gelişmeleri DHA'ya değerlendirdi.
1913'TEKİ ANLAŞMAYA GÖRE SEÇİMİ HALK YAPIYOR
Gümülcine Müftüsü İbrahim Şerif, Batı Trakya'daki müftülük sorununu anlamak için tarihe bakmak gerektiğini belirterek, " Batı Trakya dediğimiz topraklar 1912 Balkan Savaşı ile Osmanlı'nın elinden çıkan topraklar. Topraklar elinden çıktığı zaman orada Müslüman Türkler kalıyorlar. Bu insanların nasıl idare edileceği konusunda iki ülke arasında Atina Antlaşması diye 1910 yılında bir anlaşma yapılıyor. Bu anlaşmaya göre orada kalan Müslümanlar dini özerk olarak bırakılıyor. Bu dini özerk olunca, oradaki milletin başı veya milletin idarecileri, din adamları, bu din adamları nasıl seçilecek, yetkileri ne olacak konusunda anlaşma yapılıyor.
1913 yılındaki anlaşmada müftüleri, Müslüman Türklerden oy kullanma hakkına erişen herkes oyunu kullanacak ve dini liderini seçecek şeklinde anlaşılıyor. Ve yetkileri nasıl olacak? Yetkileri de Osmanlı son dönemindeki Ahmet Cevdet Paşa'nın yazdığı ve Osmanlı'da uygulanan Mecelle Ahval-İ Şahsiye denilen aile hukuku uygulanacak. Orada kalan Müslüman Türkler kendi aralarında dini özerk, ailevi konularda kendilerine yani evlenme, boşanma, miras vesaire gibi bu mecelleye göre yapacaklar. Seçimi de oradaki Müslümanlar seçecekler. Ama devletle olan ilişkiler de Yunan kanunlarına, Yunan anayasasına uyacak" dedi.
SORUN 1985 YILINDA BAŞLADI
Bu olayın yan yamuk 1985 yılına kadar devam ettiğini kaydeden İbrahim Şerif, "Fakat 1985 yılında halk birtakım sıkıntılar yaşıyor ve bilhassa Kıbrıs çıkartmasından sonra oluyor. Hele hele yine Kıbrıs Cumhuriyeti ilan edildikten sonra azınlık milletvekillerinin yetkilerini kullanamadıkları, mecliste dile getiremedikleri konulardan dolayı halk müftülerin etrafında toplandı. 85 yılında Gümülcine müftüsü vefat edince devlet bu sefer bizim aramızdan birilerini, kendisine yakın hissettiği adamları alıyor, makama tayin ediyor. Azınlık bunu reddediyor, kabul etmiyor. Hatta devlete 5 yıl kadar yalvarıyor, diyor ki, 'Ya seçim ilan edin, müftümüzü seçelim.' Kabul etmeyince halk o günkü şartlarda camilerde el kaldırmak suretiyle 'Müslümanım' diyen kişiler camiye gidip seçim yapıyor" diye konuştu.
İKİLEM DEVAM EDİYOR
1985'teki seçimde halkın müftü olarak kendisini seçtiğini belirten Şerif, "Fakat Yunan Devleti'ne diyoruz ki bağımsız milletvekilleri o dönemde, 'Halk müftüsünü seçti, bunu tayin edin.' Onlar da 'Hayır biz bunu atadık, buna gerek yok, müftü seçimine' diyor. Neticede şu doğuyor, beni hukuken konuşturmaya başlıyorlar mahkemelerde. Fakat neticede halk onların tayin ettiğini kabul etmiyor. Yunan devleti de halkın seçtiğini kabul etmiyor. 41 yıldan beri bu ikilem devam ediyor. Bu şekilde devam ediyor. Yunan devleti bugünlerde tayin ettiklerini kılıfına uydurabilme adına bir seçim diyor. Seçim de yine tayin aslında. Belirli kişilere seçtiriyor. 20- 30 kişiye, 'İşte bak müftü seçtik' diyecekler. Bu dışarıda 'Müftü seçimi yaptık' şeklinde olacak. Fakat belirli insanlar o seçici kişi ben değilim, vatandaş değil, birisi değil. Belirli insanlar. Bunun için azınlık olarak biz yine onları kabul etmiyoruz. Böyle bir ikilem devam ediyor; devletin tayin ettikleri, halkın seçtikleri" diye konuştu.
'BARTHOLOMEOS KENDİNE 'EKÜMENİK' DİYOR, BİZ KENDİMİZE 'MÜFTÜ' DİYEMİYORUZ'
Gümülcine'de kendisinin halkın seçtiği müftü olduğunu dile getiren İbrahim Şerif, "Öbür taraftan bizi Yunan devleti tanımıyor, onların tayin ettiklerini de Türkiye devleti tanımıyor. Çünkü biz iki ülke arasında yapılan antlaşmayla bırakılmış insanlardık. Bizim karşılığımız İstanbul'daki Rumlar. Bugün Patrik Bartholomeos kendine 'ekümenik' diyor, şimdi biz kendimize 'müftü' diyemiyoruz. Türkiye bu işe karışmıyor. Öbür taraftan Ruhban Okulu'nun açılmasını ısrar ediyorlar. Fakat bizim okullarımız kapanıyor devamlı. Orada bizim okullarımız da vardı karşılıklı. Lozan Antlaşması 1923'te yapılırken 310 okul vardı. Şu anda sadece 83 okul kaldı. Kapanıyor. Yani böyle bir ikilem devam ediyor" dedi.

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
