Buzdağının çatlakları: Epstein ve sistematik çürüme
Buzdağının çatlakları: Epstein ve sistematik çürüme
"Merhaba sevgili HaberimizVar okuyucuları. Bundan böyle bu köşede, hayatın tam kalbinden süzülenleri, bazen yüksek sesle söyleyemediklerimizi, bazen de gözden kaçırdıklarımızı paylaşmak için buluşacağız. Sözün gücüne inanarak, birbirimize ayna tutmaya ve ortak dertlerimize ortak cümleler kurmaya geldim. İlk 'MERHABA’mız; dostluğa ve hakikate dair olsun.”
"Merhaba sevgili HaberimizVar okuyucuları. Bundan böyle bu köşede, hayatın tam kalbinden süzülenleri, bazen yüksek sesle söyleyemediklerimizi, bazen de gözden kaçırdıklarımızı paylaşmak için buluşacağız. Sözün gücüne inanarak, birbirimize ayna tutmaya ve ortak dertlerimize ortak cümleler kurmaya geldim. İlk 'MERHABA’mız; dostluğa ve hakikate dair olsun.”
Dünya sahnesi, zaman zaman perdeleri aralandığında içinden en karanlık kabuslarımızı çıkaran bir tiyatroya dönüşüyor.
Jeffrey Epstein vakası, sadece bir "suç dosyası" değil; modern dünyanın, paranın ve gücün dokunulmazlık zırhına büründüğü o tekinsiz kavşağın en somut, en kan dondurucu haritasıdır. Bu mesele, birkaç sapkın zenginin kapalı kapılar ardındaki günahlarından ibaret değil. Bu, adaletin terazisinin altın külçeleriyle nasıl maniple edildiğinin, masumiyetin nasıl sistematik bir ticaret metasına dönüştürüldüğünün hikayesidir.
GÜÇ, SESSİZLİĞİN YAKITIDIR!
Epstein’ın "Küçük Işık Adası" (Little St. James), haritadaki bir noktadan ziyade, hukukun bittiği, vicdanın sustuğu bir kara delikti...
Özel jetler dolusu nüfuzlu isim, bilim insanları, siyasetçiler ve iş dünyasının devleri bu adaya uğrarken; aslında insanlığın en temel ahlaki sözleşmesini de çiğneyip geçiyorlardı.
Buradaki en vurucu gerçek, Epstein'ın bu ağları kurarken kullandığı yöntemdir: Açıkları kapatmak yerine, açıkları satın almak.
* Bir yanda yoksulluktan çekilip çıkarılan, "parlak bir gelecek" vaadiyle kandırılan genç kızlar;
* Diğer yanda ise, bu dramı görmezden gelmek için milyon dolarlık bağışlarla, prestijli davetlerle gözleri boyanan bir "seçkinler" sınıfı.
VİTRİNDEKİ İYİLİK, MAHZENDEKİ VAHŞET
Epstein vakası bize şunu öğretti: Bir insanın hayırseverlik vakıflarına milyonlar akıtması, prestijli üniversitelerin kürsülerinde boy göstermesi veya dünyanın geleceğini tartışan panellerde başköşeye oturması, onun ruhundaki karanlığı örtmeye yetmiyor. Aksine, bu "beyaz" vitrin, mahzendeki pisliğin en güçlü kalkanı haline getiriliyor.
Bir yanda iklim krizini veya küresel açlığı konuşan zihinler, diğer yanda aynı uçaklarda, aynı adada reşit olmayan çocukların hayatlarını karartan bir sessizlik sarmalına ortak oluyorlardı. Bu, ikiyüzlülüğün ötesinde, kolektif bir çürümedir.
ADALET Mİ, TASFİYE Mİ?
Epstein’ın hücresindeki "şüpheli" sonu, aslında bu kirli çarkın nasıl işlediğinin bir başka kanıtı gibi duruyor. Sistem, bazen kendi yarattığı canavarları, daha büyük isimleri korumak için bir kurban gibi sunar. Ancak o hücrede sönen tek şey bir hayat değil; belki de ucu dünyanın en güçlü ofislerine dokunan devasa bir itiraf zinciriydi.
Bugün Epstein dosyasındaki isim listeleri açıklandıkça, sarsılan şey sadece bir grup insanın itibarı değil; kitlelerin kurumlara, adalete ve o "ulaşılamaz" görülen üst yapıya olan son güven kırıntılarıdır.
Sonuç olarak: Epstein skandalı, bize paranın satın alabildiği her şeyin aslında ne kadar ucuz ve aşağılık olabileceğini gösterdi. Eğer bugün bu karanlığın üzerine yeterince gidilmezse, yarın başka bir adada, başka bir isimle aynı dramın sahnelenmeyeceğinin garantisini kimse veremez.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
