Haber Detayı
15 Mart 2020 - Pazar 14:55
 
Her sabah hayallerine koşan DELİ KIZ
INCITY Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ayşen Ovalı Binbir, Antalya’da yıldızı parlamayan başlayan Devlet Tiyatrosu oyuncusu, Mendilim Kekik kokuyor sinema filminin ‘Deli Kızı’ Zehra Ece Aral ile röportaj yaptı. İşte o röportaj…
YAŞAM Haberi
Her sabah hayallerine  koşan DELİ KIZ

haberimizvar.net- Zehra Ece Aral, benim büyümesine tanıklık edebildiğim, cıvıl cıvıl, hayat dolu, genç ve yetenekli bir kadın… Tüm bunların ötesinde de aklına, mantığına çok güvendiğim, olaylara bakış açısıyla beni hep şaşırtan ve düşündüren bir birey. Tiyatro ve oyunculuk aşkıyla hayatının akışını bir anda değiştirip hayallerinin peşinden gitmesiyle ise; bir kahraman! Şimdi de; 6 Mart’ta vizyona giren “Mendilim Kekik Kokuyor” filminin “Deli Kız”ı… Antalya Devlet Tiyatrosu oyuncusu da olan, şehrimizin yetiştirdiği gururu, sevgili kızımızla, INCITY Dergisi için başarıyla süslediği kariyer yolculuğu ve ilk filmi olan “Mendilim kekik kokuyor” hakkında çok keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik…

 

Zehra, çok önemli bir filmde rol aldın, bu senin ilk filmin ve bunu konuşacağız ama önce senden biraz bahsedelim. Antalya Devlet Tiyatrosu’nda (ADT)  oyunculuk yapıyorsun. Kariyer yolculuğundan bahseder mizin?

Antalyalıyım… Ortaokul öğrenimimi TED Koleji’nde tamamladım, liseyi ise AKEV Koleji’nde... Sonra Ege Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nü kazandım. Orada okurken aynı zamanda İzmir’de çocuk tiyatrosu da yapıyordum. Üç yıl “işletme” okuduktan sonra, aşık olduğum oyunculuk ve tiyatro konusunda kendimi geliştirme kararı alarak okuldan ayrıldım ve 4-5 yıl kadar çocuk tiyatrosu yaptım. Sonra konservatuar sınavlarına girmeye karar verdim. Bu zaten benim en büyük hayalimdi. Ege Üniversitesi’nin 3’üncü sınıfında okulu bırakıp, konservatuar sınavına girdim.

Ailen bu duruma tepki vermedi mi?

Şöyle söyleyeyim; ilk başlarda işletmeyi bitirsen daha iyi olur dediler. Bunu sadece ailem değil, herkes söyledi. Okuldaki hocalarımda dahil… Herkes söyledi ama benim 1 yıl daha o bölümü okumaya tahammülüm yoktu. Çünkü, gitmiyordu… Tiyatroya gidiyordum, çocuk tiyatrosuna gidiyordum en büyük mutluluğum buydu. 2014 yılında Akdeniz Üniversitesi Antalya Devlet Konservatuarı sınavlarına girdim ve kazandım. 2018 yılında da oradan mezun oldum. Mezun olur olmaz; Antalya Devlet Tiyatrosu’na girdim. Haziran ayında mezun oldum, Temmuz’un 15’inde Devlet Tiyatrosu’nda provalara başladım. Yani 1 aylık bir işsizlik sürecim oldu… Şu anda Devlet Tiyatrosu’nda 2’nci sezonumu geçiriyorum. Hatta 2’inci sezonum da bitmek üzere.

“Mendilim Kekik Kokuyor” filmi maceran nasıl başladı?

Geçen yaz bu film projesi geldi. Filmin bir kısmı Kemer’de, bir kısmı da Akseki / İbradı’da “Düğmeli Evler” denilen tarihi ve turistik bir yerde çekildi. Kemer çekimlerinde ben yoktum. Kemer’de daha çok savaş sahneleri çekildi diyebilirim. Askerler, hemşireler… Benim olduğum köy ise işte bu askerlerin ailesinin ve sevdiklerinin olduğu yerler.

‘Mendilim Kekik Kokuyor’, Çanakkale Savaşı’nın bambaşka bir kesitini ele alan bir film. Bir defa ismi çok etkileyici… Filmin isminin nerden geldiği hakkında biraz tüyo verir misin?

Film sadece savaşı anlatan bir film değil. Bu film, savaşa çocuğunu gönderen bir annenin, arkadaşıyla karşılıklı savaşanların, aşıkların ve geride bekleyenlerin de bir hikayesi olduğunu söyleyen bir film…

Senin de ‘Mendilim Kekik Kokuyor’ filminde enteresan bir rolün var. Rolün hakkında bizlere neler söylemek istersin?

Evet, ‘Deli Kız’… Savaşta daha önce nişanlısını kaybetmiş bir kız. Nişanlısının adı Murat ve o Murat’ın geri döneceğine inanıyor, o kadar çok inanıyor ki aklını kaybediyor… Zaten filmin sonunda da görüyoruz ki; bu ‘Deli Kız’lar hiç bitmiyor. Çünkü herkes birilerini savaşta kaybediyor… Savaş böyle bir şey… Başlangıcı ve sonucu yok. Savaşın şehit olanlar kadar, geride kalanlar için de büyük önemi vardır ve Mendilim Kekik Kokuyor bunu anlatan bir film...

Bu gerçekten değişik ve etkileyici bir hikaye. ‘Mendilim Kekik Kokuyor’ filminin senaryosu sana ilk geldiğinde ne hissettin?

İlk filmimin, Çanakkale’yi anlatan bir film olması benim için son derece mutluluk ve gurur verici bir durum. Ben Çanakkale’ye pek çok kez gittim. Okul gezilerinde her yıl Çanakkale gezisi olduğunda mutlaka giderdim. Orayı o kadar çok seviyorum ki, senaryo geldiğinde bu nedenle de havalara uçtum diyebilirim.  Filmin senaryosunu da çok beğendim tabi. Çünkü içinde sadece savaş yoktu. Savaş sürerken bir yandan da yaşamlar devam ediyordu. Filmde gönüllü askerlerin de konu alınmasını da sevdim. Orada küçücük çocukların; ‘ben askere giderim, ben savaşırım demesi’ insanı çok duygulandırıyor gerçekten.

Filmin senaryosunun ödül aldığını biliyoruz. Çanakkale Destanı’nın 100’üncü yılında açılan bir yarışmada birincilik ödülü sahibi. Bunun gibi başarıları gözeten başka projeler gelecek mi?

Evet gelecek. Senaristimizin bir filmi daha gündemde şu an ‘Likya Yolu’ diye bir film. O da Antalya’da çekilecek. Ve ben de senaryosunu okudum bu filmin. Ama benim bu filmde olup olmayacağıma dair netleşen bir şey yok şimdilik…

Filmin çıkacağı bu Mart ayı içerisinde aynı zamanda Dünya Tiyatrolar Günü var. Senin gibi bir tiyatro aşığı bu konu hakkında neler söyler?

Tiyatro benim küçüklüğümden beri hayalim olduğu için, şu an bu işi yapmak bana bir hayal gibi geliyor. Her sabah uyandığımda ve tiyatroya gideceğimde; ‘Allah’ım hayallerim gerçek oldu’ diyorum. Yani ben işe gitmiyorum, hayalime koşuyorum. 27 Mart’ta da büyük ihtimalle sahnede olacağım. Bu da büyük bir gurur benim için. Yaklaşık 4-5 yıldır denk geliyor. 27 Mart’ta benim hep bir oyunum oluyor. O yüzden, o gün de sahnede olacağım için çok mutluyum.

Antalya’nın tiyatroya ilgi hakkında ne düşünüyorsun. Bunun hakkımda neler söylemek istersin?

Bizim oyunlarımız genelde boş geçmiyor. Bilet bulamıyorlar seyirciler. Özellikle çocuk oyunlarında haftalar öncesinden biletler bitiyor. Okullar çünkü önceden rezervasyon yaptırıyorlar. Büyük oyunlarda da ikinci ve üçüncü sezonu oynanan oyunlar halen tamamen doluyor. Antalya’nın tiyatro izleyicisi iyi fakat tiyatro izleyicisine sunulan oyunlar biraz az oluyor bence. Çünkü sadece Devlet Tiyatrosu ve Antalya Şehir Tiyatrosu’nda oyunlar var. Antalya’da başka ekip yok. Onun dışında birkaç özel sahne var. Mesele benim bir arkadaşım var Çağdaş Çobanoğlu, o Lara bölgesinde Antre Sahne diye bir tiyatro açtı. Mall Of Antalya’da da oyunlar oynuyorlar. Çocuk oyunları doğaçlamalar yapıyorlar. Küçük bir ekip kurdu kendine. İnsanların yeni oyun beklentileri oluyor ama maalesef yeni oyun olmuyor.

Mart ayı dolu dolu bir ay. Yine dergimizin bu ay yer verdiği konulardan biri olan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü hakkındaki düşüncelerini bizimle paylaşır mısın? Geleceğin kadınlarından biri olarak, sence kadının geleceği nasıl olmalı?

Gönül isterdi ki 8 Mart Dünya Kadınlar Günü diye bir günün olmasına gerek kalmasaydı. Bir kadın olarak; tüm kadınların yalnızca böyle bir günde anılması biraz rencide edici oluyor. Bu bir kutlama değil. İnsanlar sadece kadınlar günü olduğu için, “Kadınlar günün kutlu olsun” diyor. 9 Mart olduğunda bunlar unutuluyor. Ama ben bir kadın olarak sahnede olduğum için kadın arkadaşlarım sahnede olduğu için mutluyum. Geçenlerde bir uçak yolculuğu yaptım ve pilot kadındı. Hayatımda bu kadar yumuşak iniş yapan bir pilot görmedim mesela. Kadın eli değen her şey güzelleşiyor. O yüzden ben kadınların daha çok istedikleri şeyleri yapabilecekleri bir dünya istiyorum.

 

 

Kaynak: () - Haber Merkezi Editör:
Etiketler: Her, sabah, hayallerine, , koşan, DELİ, KIZ,
Yorumlar
Haber Yazılımı