GÜNDEM Haber Girişi: 13.05.2021 - 14:16, Güncelleme: 13.05.2021 - 14:16

Orkide yetiştiren adamlar

 

Orkide yetiştiren adamlar

‘Ezan, bayrak, vatan, millet, Sakarya’ sesleri ne zaman yükselse, hamaset korosu ne zaman marş söylemeye başlasa, yine birilerinin düşman ilan edileceğini, hayatın onlar için zindana dönüşeceğini, doğup büyüdüğümüz bu toprakların burunlarından getirileceğini anlarım.
 ‘Ezan, bayrak, vatan, millet, Sakarya’ sesleri ne zaman yükselse, hamaset korosu ne zaman marş söylemeye başlasa, yine birilerinin düşman ilan edileceğini, hayatın onlar için zindana dönüşeceğini, doğup büyüdüğümüz bu toprakların burunlarından getirileceğini anlarım. Elli yıl boyunca aynı istikametten yürüyen insanlar ömürlerinin büyük bir bölümünü ‘vatan haini’, çok kısa zamanlarını da ‘rahat’ geçirirler bu ülkede.  Çünkü ‘vatan’ birilerinin tekelinde, ‘bayrak’ kasalarında, ‘millet’ de kapılarındadır. Bu toprakları, bu yurdu kimin ne kadar sevdiğine, nasıl seveceğine onlar karar verir. Memleketin kara yağız çocukları, filiz gibi kızları daha iyi bir ülke için, hak, hukuk, adalet için, özgürlük için, eşitlik için, bağımsızlık için ölürken, onlar arka bahçede top oynamış, medresede çay yudumlamış ve nargile tüttürmüşlerdir. Halkımız nezaretlerden, cezaevlerinden, morglardan çocuklarını toplarken onlar düğmelerini ilikleyip ikbal sırasına girmişlerdir. Velhasıl bu yüzden ‘vatan’ denilen varlığı en çok onlar sever. Vatan özgürlüktür Oysa vatan dildir. Dedeni, nineni, anneni, babanı gömdüğün, senin de mezar olarak seçtiğin topraklardır vatan. Güneş hafiften batmaya başlarken yudumlanan iki duble rakı, o rakıya meze olan huzurdur. ‘Bayrak inmesin, ezan susmasın’ naraları sanki bu ülkeyi sadece birileri seviyormuş ve sadece onların dedeleri cepheden cepheye koşmuş algısı yaratmak için atılıyor. Oysa ‘ulusal kurtuluş savaşı’ emperyalizme karşı verilmiş topyekun bir özgürlük mücadelesidir ve içinde her şeyi, ama her şeyi taşır. Bakmayın siz bu palavracılara, somun pehlivanlarına, dedelerimiz, ninelerimiz bizler insanca, özgür, bağımsız, eşit, kimsenin kölesi olmadan yaşayalım diye savaştılar. Neşet Ertaş’a kulak kesilelim, sokaklarında çılgınca yuvarlanalım, istediğimiz gibi denize girelim, resim yapalım, çocuklarımızı dünya standartlarında eğitelim, aşık olalım, aşk acısı çekelim, el ele, kol kola mehtaba çıkalım, Samatya sahilinde kavallama şarap içelim, kağıt üstü balık yiyelim, Toros dağlarında nara atalım, Mardin’den bir tel çekelim, Trabzon’da sıksara vuralım, Hacıbektaş’ta semaha duralım diye dikildiler emperyalistin karşısına. Vatan bunların hepsidir çünkü. Elle dokunulur, gözle görünür, yaşanır, tadılır, neşe verir, keder yaşatır, öpülür, içilir, dinlenilir, sıcağı el yakar, soğuğu diş takırdatır bir varlıktır vatan. Çünkü vatan anadır, kardeştir, sevgilidir, yoldaştır, pankarttır, havaya kaldırılmış yumruktur, itirazdır, eleştiridir, düşüncedir, mutluluktur, hukuktur, dayanışmadır, iyi gündür, kötü gündür… Örgütlü kötülük iktidarı Uzun süredir bütün neşesi çekildi insanların. Kederleri bile hüzün değil, acı, vicdansız bir acı veriyor artık. Kamplaştık, kutuplaştık, düşmanlaştık, birbirimizden korkar, çekinir, uzak durur olduk. Tartışmıyoruz, dinlemiyoruz, biteviye kavga ediyoruz birbirimizle. Böyle bir ortamda herhangi bir düşüncenin sınanma imkanı yok. O düşünceye farklı pencerelerden bakma, farklı eksenlerden görme, farklı seslerle söyleşme olanağımız kalmadı. Herkes kendi doğrusuna çekildi mecburen. İşte gerçek bölücülük budur. İktidar, iki sevgiliyi birbirine düşüren fitne fücur arkadaş çevresi gibi bir şey… İnsanların neşesinden, sevincinden, gülümsemesinden, iyi vakit geçirmesinden, eğlenmesinden, mizahından korkuyorlar. Hem de dehşet korkuyorlar. Ve o korku her gün daha bir yayılıyor etrafımızda, daha bir çöküyor üstümüze. Elini arkasında bağlayıp yürüyenlerden bile rahatsız olan bir karanlık, bir kem göz, bir kötülük var her yerde. Bir iyilik hareketi olması gereken iktidar, örgütlü bir kötülük haline geldi uzun süredir. Bayburtlu Zihni gibi gülmek Bütün bunları yetiştirdiği orkidenin çiçek açtığını gören bir arkadaşımın sosyal medyada paylaştığı sevinci üzerine yazdım. Ne güzel uğraşları vardı insanların. Bir zamanlar cıvıl cıvıldı bu ülke. Sosyal medya çiçekler açıyor, hepimizi geliştiren tartışmalar yaşıyor, insanlar birbirlerini takip ediyor, yapıcı, geliştirici eleştirilerde bulunuyordu. Sokaklar da öyleydi, meydanlar da, mekanlar da, kurumlar da… Gülmek devrimci bir eylemdi mesela. O yüzden olmalı ki, önce gülücüklerini aldılar insanların, asık suratlar, duvar gibi gözler bıraktılar geriye. Hayatımda ilk defa korkuyorum. Devletten, polisten, bekçiden, yargıçtan, gardiyandan değil, komşumdan, sokakta karşıma çıkandan, arkamda yürüyenden korkuyorum. İktidarın ilçe başkanından korkuyorum mesela. Trolden, gericiden, sözde milliyetçiden, cahilden korkuyorum. Her tür kötülüğü yapabileceklerine eminim. Gördük zaten bu kötülükleri. Görmeye de devam ediyoruz. Fakat biz hala orkide yetiştirmeye, şiir yazmaya, güneşin batışını izlemeye, sıcak ekmeği elimizle parçalamaya, duduk dinlemeye, Bob Dylan’dan konuşmaya, Kolombiya’ya kulak kesilmeye, pul koleksiyonu yapmaya, film izlemeye, meal okumaya, Can Yücel anıları anlatmaya, Hoca Nasreddin gibi ağlayıp Bayburtlu Zihni gibi gülmeye devam ediyoruz. Bir dostun kuru orkide dalına çiçek açtırması umudumuzu tazeliyor. Hüsnü abinin köpeğinin dokuz doğurması, Tuncer’in bilgisayar üzerinden sinema dersleri vermesi, Ramazan’ın okuduğu kitabı bitirmesi, Kutay’ın evini boyaması, Hatice’nin zeytin kurmayı öğrenmesi, Mutlu’nun Dersim dağlarına arı kovanı kurması, Onur’un gitar tıngırdatması umutlarımızı tazeliyor. İşte vatan budur.
‘Ezan, bayrak, vatan, millet, Sakarya’ sesleri ne zaman yükselse, hamaset korosu ne zaman marş söylemeye başlasa, yine birilerinin düşman ilan edileceğini, hayatın onlar için zindana dönüşeceğini, doğup büyüdüğümüz bu toprakların burunlarından getirileceğini anlarım.

 ‘Ezan, bayrak, vatan, millet, Sakarya’ sesleri ne zaman yükselse, hamaset korosu ne zaman marş söylemeye başlasa, yine birilerinin düşman ilan edileceğini, hayatın onlar için zindana dönüşeceğini, doğup büyüdüğümüz bu toprakların burunlarından getirileceğini anlarım. Elli yıl boyunca aynı istikametten yürüyen insanlar ömürlerinin büyük bir bölümünü ‘vatan haini’, çok kısa zamanlarını da ‘rahat’ geçirirler bu ülkede.  Çünkü ‘vatan’ birilerinin tekelinde, ‘bayrak’ kasalarında, ‘millet’ de kapılarındadır. Bu toprakları, bu yurdu kimin ne kadar sevdiğine, nasıl seveceğine onlar karar verir. Memleketin kara yağız çocukları, filiz gibi kızları daha iyi bir ülke için, hak, hukuk, adalet için, özgürlük için, eşitlik için, bağımsızlık için ölürken, onlar arka bahçede top oynamış, medresede çay yudumlamış ve nargile tüttürmüşlerdir. Halkımız nezaretlerden, cezaevlerinden, morglardan çocuklarını toplarken onlar düğmelerini ilikleyip ikbal sırasına girmişlerdir. Velhasıl bu yüzden ‘vatan’ denilen varlığı en çok onlar sever.

Vatan özgürlüktür

Oysa vatan dildir. Dedeni, nineni, anneni, babanı gömdüğün, senin de mezar olarak seçtiğin topraklardır vatan. Güneş hafiften batmaya başlarken yudumlanan iki duble rakı, o rakıya meze olan huzurdur. ‘Bayrak inmesin, ezan susmasın’ naraları sanki bu ülkeyi sadece birileri seviyormuş ve sadece onların dedeleri cepheden cepheye koşmuş algısı yaratmak için atılıyor. Oysa ‘ulusal kurtuluş savaşı’ emperyalizme karşı verilmiş topyekun bir özgürlük mücadelesidir ve içinde her şeyi, ama her şeyi taşır. Bakmayın siz bu palavracılara, somun pehlivanlarına, dedelerimiz, ninelerimiz bizler insanca, özgür, bağımsız, eşit, kimsenin kölesi olmadan yaşayalım diye savaştılar. Neşet Ertaş’a kulak kesilelim, sokaklarında çılgınca yuvarlanalım, istediğimiz gibi denize girelim, resim yapalım, çocuklarımızı dünya standartlarında eğitelim, aşık olalım, aşk acısı çekelim, el ele, kol kola mehtaba çıkalım, Samatya sahilinde kavallama şarap içelim, kağıt üstü balık yiyelim, Toros dağlarında nara atalım, Mardin’den bir tel çekelim, Trabzon’da sıksara vuralım, Hacıbektaş’ta semaha duralım diye dikildiler emperyalistin karşısına. Vatan bunların hepsidir çünkü. Elle dokunulur, gözle görünür, yaşanır, tadılır, neşe verir, keder yaşatır, öpülür, içilir, dinlenilir, sıcağı el yakar, soğuğu diş takırdatır bir varlıktır vatan. Çünkü vatan anadır, kardeştir, sevgilidir, yoldaştır, pankarttır, havaya kaldırılmış yumruktur, itirazdır, eleştiridir, düşüncedir, mutluluktur, hukuktur, dayanışmadır, iyi gündür, kötü gündür…

Örgütlü kötülük iktidarı

Uzun süredir bütün neşesi çekildi insanların. Kederleri bile hüzün değil, acı, vicdansız bir acı veriyor artık. Kamplaştık, kutuplaştık, düşmanlaştık, birbirimizden korkar, çekinir, uzak durur olduk. Tartışmıyoruz, dinlemiyoruz, biteviye kavga ediyoruz birbirimizle. Böyle bir ortamda herhangi bir düşüncenin sınanma imkanı yok. O düşünceye farklı pencerelerden bakma, farklı eksenlerden görme, farklı seslerle söyleşme olanağımız kalmadı. Herkes kendi doğrusuna çekildi mecburen. İşte gerçek bölücülük budur. İktidar, iki sevgiliyi birbirine düşüren fitne fücur arkadaş çevresi gibi bir şey… İnsanların neşesinden, sevincinden, gülümsemesinden, iyi vakit geçirmesinden, eğlenmesinden, mizahından korkuyorlar. Hem de dehşet korkuyorlar. Ve o korku her gün daha bir yayılıyor etrafımızda, daha bir çöküyor üstümüze. Elini arkasında bağlayıp yürüyenlerden bile rahatsız olan bir karanlık, bir kem göz, bir kötülük var her yerde. Bir iyilik hareketi olması gereken iktidar, örgütlü bir kötülük haline geldi uzun süredir.

Bayburtlu Zihni gibi gülmek

Bütün bunları yetiştirdiği orkidenin çiçek açtığını gören bir arkadaşımın sosyal medyada paylaştığı sevinci üzerine yazdım. Ne güzel uğraşları vardı insanların. Bir zamanlar cıvıl cıvıldı bu ülke. Sosyal medya çiçekler açıyor, hepimizi geliştiren tartışmalar yaşıyor, insanlar birbirlerini takip ediyor, yapıcı, geliştirici eleştirilerde bulunuyordu. Sokaklar da öyleydi, meydanlar da, mekanlar da, kurumlar da… Gülmek devrimci bir eylemdi mesela. O yüzden olmalı ki, önce gülücüklerini aldılar insanların, asık suratlar, duvar gibi gözler bıraktılar geriye. Hayatımda ilk defa korkuyorum. Devletten, polisten, bekçiden, yargıçtan, gardiyandan değil, komşumdan, sokakta karşıma çıkandan, arkamda yürüyenden korkuyorum. İktidarın ilçe başkanından korkuyorum mesela. Trolden, gericiden, sözde milliyetçiden, cahilden korkuyorum. Her tür kötülüğü yapabileceklerine eminim. Gördük zaten bu kötülükleri. Görmeye de devam ediyoruz. Fakat biz hala orkide yetiştirmeye, şiir yazmaya, güneşin batışını izlemeye, sıcak ekmeği elimizle parçalamaya, duduk dinlemeye, Bob Dylan’dan konuşmaya, Kolombiya’ya kulak kesilmeye, pul koleksiyonu yapmaya, film izlemeye, meal okumaya, Can Yücel anıları anlatmaya, Hoca Nasreddin gibi ağlayıp Bayburtlu Zihni gibi gülmeye devam ediyoruz. Bir dostun kuru orkide dalına çiçek açtırması umudumuzu tazeliyor. Hüsnü abinin köpeğinin dokuz doğurması, Tuncer’in bilgisayar üzerinden sinema dersleri vermesi, Ramazan’ın okuduğu kitabı bitirmesi, Kutay’ın evini boyaması, Hatice’nin zeytin kurmayı öğrenmesi, Mutlu’nun Dersim dağlarına arı kovanı kurması, Onur’un gitar tıngırdatması umutlarımızı tazeliyor. İşte vatan budur.

detay alt
Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (2)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haberimizvar.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Devrim İnan Ekinci
(13.05.2021 16:10 - #72235)
Güzel insanlarla; hayat, zor da olsa güzel.. gelip giderken okuduğumuz bir satırla bile mutlu ve huzurluyuz. Teşekkürler.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haberimizvar.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Devrim İnan Ekinci
(13.05.2021 16:10 - #72236)
Güzel insanlarla; hayat, zor da olsa güzel.. gelip giderken okuduğumuz bir satırla bile mutlu ve huzurluyuz. Teşekkürler.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haberimizvar.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.