Sitenin sağında bir giydirme reklam
GÜNDEM () - Ebru Küçükaydın | Haber Girişi: 19.01.2021 - 19:30, Güncelleme: 19.01.2021 - 19:30

Peş peşe gelen saldırılar

 

Peş peşe gelen saldırılar

Okumaya başladığınız bu köşe yazısını, beni takip eden sevgili okuyucularım ve siyasette birlikte yürüdüğüm yoldaşlarım için yazıyorum. Başıma gelenlerle her ne kadar birilerini sevindirecekse de, benim sorumluluğum okuyucularıma ve yoldaşlarımadır… Bu yazıyı da yoldaşım İdris Özyol’un sosyal medyada paylaşım yapmasından dolayı yazma gereği duydum.
  Hayatım boyunca haksızlığa, yanlışa karşı mücadele ettim. Çürümüş yapıya kalemim yetmediği zaman da siyasetin içinde kendimi buldum. 30 yılı aşkın meslek hayatım ve 10 yıllık siyasi geçmişimde doğru bildiğim yoldan beni hiçbir şey alıkoymadı. Geriye dönüp baktığımda tehditler beni güçlendirdi. Başıma silah dayandığında bile vazgeçmedim. Bugün korktuğunuz mahkemelerin en yetkililerinde yargılandım, yine de yolumdan dönmedim. Yaşadığım ülkede gazeteci olarak, siyaset yapıcı olarak bedel ödemek zorunluluğu vardı. Ben de ödedim, ödemeye de devam ediyorum. Kimseye verilecek hesabım olmadı, kendimden başka… Beni vazgeçirmek ya dört duvar arasına sokmaktı, ya da ölümle yüzleştirip korkutmaktı. Bugünlerde de üst üste gelen bu ve buna benzer olaylar silsilesinin içindeyim. Dert dinlemeyi, hatta dertlere çözüm üretmeyi bilirim de, kendimle ilgili yokluk, mağduriyet, haksızlık karşısında kimseden yardım istemeyi bilmem, anlatmam, anlatamam… Böyle bilmişiz, böyle öğrenmişiz hayatı…   Yalan, dolan, haksızlık, ahlaksızlık karşısında kalemimle, olmadı siyasetle mücadele etmek beni hayata bağlıyor. Yazılamayanı yazmak, hesap sorulamayana hesap sormak tek derdimiz… Kimileri için arı kovanına çomak sokmaktı, kimileri için de yel değirmenleriyle savaşmak... Oysaki benim için karşımda kimin olduğu değil, yaşadığım toplumun, üzerinde yaşadığım vatanın evladı olarak yapabileceklerimi ortaya koymaktı. İlk olarak, ben Ankara’dayken kar maskeli 3 saldırganın ofisimi basıp oğlum ve çalışanları tehdit etmesiyle başladı. Söz konusu saldırıdan sonra hiçbir şey yokmuş gibi yoluma devam ettim. Sonrası CİMER şikayetleri başladı. Devletin tüm kurumları CİMER’e gelen iftira içerikli şikayetleri ciddiye alıyor, bu nedenle her hafta devletin bir makamında kendimi savunmak zorunda kalıyordum. “Bu da olacak” deyip sabırlı davranmaya devam ettim. Nedenlerini ve gerekçelerini bilerek, ama öfkelenmeden, hatta gülüp geçerek haberciliğe, siyasete devam ettim. Amaçları durdurmak, ürkütmek, korkutmak olanlara karşı yaptığım tek şey, ‘istediğiniz kadar uğraşın hayvan terli’ esprisi oldu. Kafasına silah dayanmış, olmadı kılıfına sokulup en üst mahkemelerde yargılatılan ben dün okyanusta boğulmamışken, bugün dere kenarında mı boğulacaktım?   CİMER şikayetlerine bir de manevi tazminat davaları eklendi. MUÇEV’den 100 bin TL’lik, AKP’li vekilden 7 bin TL’lik, şundan 5 bin, bundan 10 bin TL’lik manevi tazminat davalarının dilekçelerini getiren posta çalışanı, ‘artık maaşımı sizden alacağım, her gün size geliyorum’ esprisi bile yapmaya başladı.   Dün ise yaşadıklarım üst üste geldi. Aracımın içindeyim, yanımda sevdiğim bir arkadaşımla Güllük Caddesi üzerinde, dört yol kavşağında kırmızı ışıkta bekliyoruz. Çok şiddetli, ‘güm’ diye bir ses duyduk. Ne olduğunu anlamak için araçtan inen arkadaşım, ‘Arabaya taş atmışlar. Kimi yukarıdan geldi, kimi biri attı diyor’ diye anlatmaya çalıştı. Ben de şoför koltuğundan hızlı bir hamle ile kalkmaya çalışırken gözlerim karardı ve sadece düştüğümü hatırlıyorum. Aracı park konumuna getirmemişim ve araç akan trafiğe doğru ilerlemeye başlamış. Ben ise yolun ortasında bayılmış bir şekilde yatıyorum. Bundan sonrasını yanımdaki arkadaşım anlatıyor, araçların görüş açısının dışında kaldığımdan trafik tam akmaya başladığında benim önüme arkadaşım siper olmuş. Son dakikada araçların üzerimden geçmesini engellemiş. Bir vatandaş ise sürücüsüz ilerleyen aracımın önüne geçerek durdurmuş. Yüzüme su serpildiğinde kendime geldiğimi hatırlıyorum. Mesleğimden bana hediye kalan tansiyon hastalığıdır. Ani tansiyon değişikliğinin beni bu hale getirdiğini anladım.   ‘Taş nereden geldi, polisi arayalım mı?’ diye konuşurken telefon geldi. Maliye haber sitemizin ofisindeydi, beni acil ofise çağırıyorlardı. Yüzümü yıkadım, biraz su içip, derin nefes alıp, bana ne oldu diyemeden kendimi iş yerine attım. CİMER’e yine şikayet edilmiştik. O kadar çok ilan alıyormuşuz ki fatura kesmeyip, vergi kaçırıyormuşuz, sigortasız işçi çalıştırıyormuşuz iddialarıyla dolu ihbar üzerine gelen maliye memurlarına savunma yapmak zorunda kaldım. O sırada düşmemden dolayı ayağımın kanadığını, kolumun ezildiğini bile fark etmiyorum. Kaza değil gücüme giden, hatta atılan taş bile umurumda değil. Beni inciten, yapmadığın bir şeyle ilgili savunma zorunda bırakılmak. Ben suçlu değilim, benim mesai arkadaşlarım suçlu değil diye haykırası geliyor insanın. Tüm faturalarımı çıkardım, tüm çalışanlarımızın sigortalı olduğuna dair belgeleri gösterdim.   Maliyecileri gönderdikten sonra paçalarımdan akan kanı temizledim. Gayet iyiyim, benim gibi www.haberimizvar.net’in tüm çalışanları da çok iyi. Eğer siz kimseniz, siz, onlar, topunuz saldırdıkça güçleniyoruz. Öncelikli olarak hepinizin ezberindeki soruya yanıt vermek isterim: Bu kadın kime güveniyor? Önce kendime, sonrası ise birlikte yürüdüğüm yoldaşlarıma. Bu sebeple şunu iyi biliyorum ki, ne zaman gideceğim belli değil, ama ben kaç yaşında olursam olayım ayakta öleceğim. Yalnız da kalsam, üretirken, yolsuzlukla mücadele ederken son nefesimi vereceğim. Bu nedenle ağacı taşlarken sadece meyvelerini düşürebilirsiniz, oysaki ağaç gücünü tutunduğu toprağından, köklerinden alır.   NOT: Sevgili İdris Özyol’ın sosyal medya paylaşımının ardından arayan, soran, mesaj atan herkese çok teşekkür ederim. Hepinize tek tek dönemediğim için özür dilerim. İyi ki varsınız, sevgiyle kalın, sevgide kalın.  
Okumaya başladığınız bu köşe yazısını, beni takip eden sevgili okuyucularım ve siyasette birlikte yürüdüğüm yoldaşlarım için yazıyorum. Başıma gelenlerle her ne kadar birilerini sevindirecekse de, benim sorumluluğum okuyucularıma ve yoldaşlarımadır… Bu yazıyı da yoldaşım İdris Özyol’un sosyal medyada paylaşım yapmasından dolayı yazma gereği duydum.

 

Hayatım boyunca haksızlığa, yanlışa karşı mücadele ettim. Çürümüş yapıya kalemim yetmediği zaman da siyasetin içinde kendimi buldum. 30 yılı aşkın meslek hayatım ve 10 yıllık siyasi geçmişimde doğru bildiğim yoldan beni hiçbir şey alıkoymadı. Geriye dönüp baktığımda tehditler beni güçlendirdi. Başıma silah dayandığında bile vazgeçmedim. Bugün korktuğunuz mahkemelerin en yetkililerinde yargılandım, yine de yolumdan dönmedim. Yaşadığım ülkede gazeteci olarak, siyaset yapıcı olarak bedel ödemek zorunluluğu vardı. Ben de ödedim, ödemeye de devam ediyorum. Kimseye verilecek hesabım olmadı, kendimden başka…

Beni vazgeçirmek ya dört duvar arasına sokmaktı, ya da ölümle yüzleştirip korkutmaktı.

Bugünlerde de üst üste gelen bu ve buna benzer olaylar silsilesinin içindeyim. Dert dinlemeyi, hatta dertlere çözüm üretmeyi bilirim de, kendimle ilgili yokluk, mağduriyet, haksızlık karşısında kimseden yardım istemeyi bilmem, anlatmam, anlatamam… Böyle bilmişiz, böyle öğrenmişiz hayatı…

 

Yalan, dolan, haksızlık, ahlaksızlık karşısında kalemimle, olmadı siyasetle mücadele etmek beni hayata bağlıyor. Yazılamayanı yazmak, hesap sorulamayana hesap sormak tek derdimiz…

Kimileri için arı kovanına çomak sokmaktı, kimileri için de yel değirmenleriyle savaşmak... Oysaki benim için karşımda kimin olduğu değil, yaşadığım toplumun, üzerinde yaşadığım vatanın evladı olarak yapabileceklerimi ortaya koymaktı. İlk olarak, ben Ankara’dayken kar maskeli 3 saldırganın ofisimi basıp oğlum ve çalışanları tehdit etmesiyle başladı.

Söz konusu saldırıdan sonra hiçbir şey yokmuş gibi yoluma devam ettim. Sonrası CİMER şikayetleri başladı. Devletin tüm kurumları CİMER’e gelen iftira içerikli şikayetleri ciddiye alıyor, bu nedenle her hafta devletin bir makamında kendimi savunmak zorunda kalıyordum. “Bu da olacak” deyip sabırlı davranmaya devam ettim. Nedenlerini ve gerekçelerini bilerek, ama öfkelenmeden, hatta gülüp geçerek haberciliğe, siyasete devam ettim. Amaçları durdurmak, ürkütmek, korkutmak olanlara karşı yaptığım tek şey, ‘istediğiniz kadar uğraşın hayvan terli’ esprisi oldu. Kafasına silah dayanmış, olmadı kılıfına sokulup en üst mahkemelerde yargılatılan ben dün okyanusta boğulmamışken, bugün dere kenarında mı boğulacaktım?

 

CİMER şikayetlerine bir de manevi tazminat davaları eklendi. MUÇEV’den 100 bin TL’lik, AKP’li vekilden 7 bin TL’lik, şundan 5 bin, bundan 10 bin TL’lik manevi tazminat davalarının dilekçelerini getiren posta çalışanı, ‘artık maaşımı sizden alacağım, her gün size geliyorum’ esprisi bile yapmaya başladı.

 

Dün ise yaşadıklarım üst üste geldi. Aracımın içindeyim, yanımda sevdiğim bir arkadaşımla Güllük Caddesi üzerinde, dört yol kavşağında kırmızı ışıkta bekliyoruz. Çok şiddetli, ‘güm’ diye bir ses duyduk. Ne olduğunu anlamak için araçtan inen arkadaşım, ‘Arabaya taş atmışlar. Kimi yukarıdan geldi, kimi biri attı diyor’ diye anlatmaya çalıştı. Ben de şoför koltuğundan hızlı bir hamle ile kalkmaya çalışırken gözlerim karardı ve sadece düştüğümü hatırlıyorum. Aracı park konumuna getirmemişim ve araç akan trafiğe doğru ilerlemeye başlamış. Ben ise yolun ortasında bayılmış bir şekilde yatıyorum. Bundan sonrasını yanımdaki arkadaşım anlatıyor, araçların görüş açısının dışında kaldığımdan trafik tam akmaya başladığında benim önüme arkadaşım siper olmuş. Son dakikada araçların üzerimden geçmesini engellemiş. Bir vatandaş ise sürücüsüz ilerleyen aracımın önüne geçerek durdurmuş. Yüzüme su serpildiğinde kendime geldiğimi hatırlıyorum. Mesleğimden bana hediye kalan tansiyon hastalığıdır. Ani tansiyon değişikliğinin beni bu hale getirdiğini anladım.

 

‘Taş nereden geldi, polisi arayalım mı?’ diye konuşurken telefon geldi. Maliye haber sitemizin ofisindeydi, beni acil ofise çağırıyorlardı. Yüzümü yıkadım, biraz su içip, derin nefes alıp, bana ne oldu diyemeden kendimi iş yerine attım. CİMER’e yine şikayet edilmiştik. O kadar çok ilan alıyormuşuz ki fatura kesmeyip, vergi kaçırıyormuşuz, sigortasız işçi çalıştırıyormuşuz iddialarıyla dolu ihbar üzerine gelen maliye memurlarına savunma yapmak zorunda kaldım.

O sırada düşmemden dolayı ayağımın kanadığını, kolumun ezildiğini bile fark etmiyorum. Kaza değil gücüme giden, hatta atılan taş bile umurumda değil. Beni inciten, yapmadığın bir şeyle ilgili savunma zorunda bırakılmak. Ben suçlu değilim, benim mesai arkadaşlarım suçlu değil diye haykırası geliyor insanın. Tüm faturalarımı çıkardım, tüm çalışanlarımızın sigortalı olduğuna dair belgeleri gösterdim.

 

Maliyecileri gönderdikten sonra paçalarımdan akan kanı temizledim. Gayet iyiyim, benim gibi www.haberimizvar.net’in tüm çalışanları da çok iyi. Eğer siz kimseniz, siz, onlar, topunuz saldırdıkça güçleniyoruz. Öncelikli olarak hepinizin ezberindeki soruya yanıt vermek isterim: Bu kadın kime güveniyor? Önce kendime, sonrası ise birlikte yürüdüğüm yoldaşlarıma. Bu sebeple şunu iyi biliyorum ki, ne zaman gideceğim belli değil, ama ben kaç yaşında olursam olayım ayakta öleceğim. Yalnız da kalsam, üretirken, yolsuzlukla mücadele ederken son nefesimi vereceğim. Bu nedenle ağacı taşlarken sadece meyvelerini düşürebilirsiniz, oysaki ağaç gücünü tutunduğu toprağından, köklerinden alır.

 

NOT: Sevgili İdris Özyol’ın sosyal medya paylaşımının ardından arayan, soran, mesaj atan herkese çok teşekkür ederim. Hepinize tek tek dönemediğim için özür dilerim. İyi ki varsınız, sevgiyle kalın, sevgide kalın.

 

Habere ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haberimizvar.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.