TİP Antalya’dan örgütlenme çağrısı yaptı
Türkiye İşçi Partisi (TİP), "Kurtuluş Ellerimizde" sloganıyla yayımladığı bildirgeyle siyasi mücadele ve örgütlenme çağrısında bulundu. TİP Antalya İl Örgütü, bildirgenin içeriğini ve partinin güncel siyasi yaklaşımlarını düzenlediği basın buluşmasıyla kamuoyuyla paylaşırken, TİP Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Üyesi Yunus Başaran da önemli açıklamalarda bulunarak, kurtuluş reçetesi kapsamında siyaset, COP31, çevre, sağlık, emek ve turizmdeki sorunlara değindi.
haberimizvar.net- Türkiye İşçi Partisi, "Kurtuluş Ellerimizde" sloganıyla yayımladığı bildirgede yurttaşları emek, eşitlik ve dayanışma temelinde bir araya gelmeye çağırdı. Mevcut siyasi düzeni ve sağ siyaseti eleştiren parti, eğitim, sağlık, barınma, iş güvencesi, kadın hakları ve çevrenin korunması gibi başlıklarda çözüm önerilerini birlikte oluşturmayı hedeflediğini duyurdu.
TİP Antalya İl Örgütü, bildirgeyi ve güncel siyasi gelişmeleri değerlendirmek üzere bir basın toplantısı düzenledi. Basın toplantısında açıklamalarda bulunan TİP MYK Üyesi Yunus Başaran ise dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Başaran, Antalya'da kurtuluş bildirgesi kapsamında emekçilerle sektör buluşmalarının daha fazla yapılacağını aktardı. Seçimlerde belediye başkanlarının ve milletvekillerinin listeler halinde geldiğini dile getiren Başaran, AK Parti iktidarını eleştirerek tabandan örgütlenmeye değindi.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 'ehvenişer' siyasetinden çıkılması gerektiğini ifade ederek, "Parayla siyaset" yapılmayacağını söyledi. Gazipaşa'dan Kaş'a kadar kentin çevre işgali altında olduğunu vurgulayan Başaran, tarım alanlarının ve su alanlarının tehdit altında olduğu dile getirerek sermeye için doğanın tahrip edildiğini ifade etti. Sağlık sorunlarına değinen Başaran, kanserde son dönemde patlama yaşandığını dile getirdi.
SORUNLAR ARTIK MASA BAŞI ÇÖZÜLMÜYOR
Yunus Başaran şu sözlere yer verdi;
“Türkiye’de alışılagelmiş siyasette genelde genel merkezlerde, ofislerde birtakım insanlar oturuyor, Türkiye’ye dair tespitlerini yapıyor ve bunları halka tebliğ ediyorlar. Biz ise sektör örgütlenmeleriyle, mesleki örgütlenmelerle, mahalle, semt ve ilçe örgütlenmeleriyle, yani halkın bir araya gelerek bir kurtuluş programını birlikte oluşturması gerektiğini düşünüyoruz.
Çünkü artık bu ülkenin sorunları birkaç kişinin masa başında çözebileceği sorunlar değil. Seksen milyonluk bir ülkede işçi sınıfının çok fazla çeşitlendiği; çevre, doğa, kadın, genç, emekli ve daha birçok farklı toplumsal kesimin çeşitli sorunlarla karşı karşıya kaldığı bir yerde, yukarıdan sorun tespiti yapıp bunu halka tebliğ etmenin doğru olmadığını düşünüyoruz.
Bu nedenle Kurtuluş Bildirgesi çıkışıyla birlikte yerellerde mümkün olduğunca mesleki buluşmalar, sektörel buluşmalar yapacağız. Emek alanında meclisler oluşturmaya gayret edeceğiz. Aynı şekilde yerellerle ilgili meselelerde de halkın söz sahibi olması gerektiğini düşünüyoruz.
SİZİN DERDİNİZ NE?
Şunu bir düşünelim: Hangi belediye mahallemizde bir çalışma yaparken bize soruyor? Görüşümüzü alıyor? “Sizin asıl derdiniz nedir?” diye soruyor? Çoğu zaman yukarıda çeşitli kararlar alınıyor ve bunlar doğrudan uygulamaya geçiriliyor.
Aslında katılımcılık dediğimiz şey de tam olarak burada ortaya çıkıyor. O nedenle biz bu meseleyi iki ayaklı görüyoruz. Birincisi, süreklileşmiş bir mücadele hattı oluşturmak. Halkın karar alma süreçlerinde daha fazla yer aldığı, daha doğrudan bir demokrasinin inşa edildiği bir sürecin önemli olduğunu düşünüyoruz. Çünkü demokrasi dediğimiz şey, beş yılda bir sandığa gidip oy vermekten ibaret değildir.
Kaldı ki bugünkü ülkemizdeki siyaset düzeni de buna çok izin vermiyor. Milletvekili adaylarını biz belirleyemiyoruz. Belediye başkanı adaylarını biz belirleyemiyoruz. Belediye meclis üyelerini de biz belirleyemiyoruz. Önümüze hazır listeler konuluyor ve sonra “Hangisini seçiyorsunuz?” deniliyor. Ardından da “Milli irade tecelli etti.” Deniyor.
KÖTÜNÜN İYİSİ
Bunun değişmesi gerektiğini düşünüyoruz. Ve bunun, Türkiye’nin yirmi dört yıllık AKP iktidarından kurtuluşunun başlangıcı olduğunu düşünüyorum. Çünkü Türkiye’de yıllardır bize hep şu söylendi: “Bu seçim son seçim.” Ya da “Bu seçim o seçim.” Ama hiçbir zaman böyle olmadı. Sürekli olarak bizi “ehven-i şer”e mahkûm ettiler. Ne yazık ki o ehven-i şerlerin, yani kötülüğün iyisinin sonucunda da hep yeni sorunlar ortaya çıktı.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerine baktığınızda da bunu görmeniz mümkün. Elbette seçimleri önemsizleştirmiyoruz. Seçimler önemlidir. Ancak seçimler bir sonuçtur. Bu biraz şuna benzer: Sınava gireceksiniz ama son gece sabahlayarak başarılı olmaya çalışıyorsunuz. Oysa bunun bir hazırlık süreci vardır.
Türkiye en geç bir buçuk yıl içerisinde bir seçime gidecek. Burada iyi bir sonuç almak istiyorsak, geçmişte yapılan aynı hataları tekrar etmemek için bu işi tabandan örgütlemek, halkın doğrudan katılımını sağlamak ve sürecin parçası hâline getirmek zorundayız.
PARA SİYASETİ
Siyasetle ilgili değiştirmemiz gereken üç temel şey var. Birincisi, biraz önce de söylediğim gibi, “ehven-i şer” siyaseti. Sürekli olarak aslında onaylamadığımız adaylara oy vermek zorunda bırakılıyoruz. İkincisi, siyasetin para tarafından belirlenmesi. Para siyaseti belirlediği sürece bu ülkenin halk yararına sonuçlar üretmesi mümkün değildir. Meclisteki milletvekillerinin yaşamlarına, gelirlerine bakın; ardından kendi hayatınıza bakın. Kendinize şu soruyu sorun: “Bu kişi benim yaşadığım sorunları gerçekten anlayabilir mi?”
Turizm Bakanı otel zinciri sahibi ve turizm şirketi sahibi. Peki, onun önceliği turizm emekçileri mi olur, yoksa sermaye mi? Aynı durum eğitimde, sağlıkta ve diğer alanlarda da geçerlidir. Türkiye’de siyaset, belediyeler ve iktidar çoğu zaman insanların daha fazla zenginleşmesinin aracı hâline geliyor. Buradan halk yararına bir sonuç çıkmasını beklemek gerçekçi olmuyor.”
(Antalyagundem.com.tr)


Kaynak: Haber Merkezi
Gözden Kaçmasın
Dikkat COP31 var! Antalya kapalı
Görüntüle →İlginizi Çekebilir












