GÜNDEM Haber Girişi: 16.08.2021 - 14:02, Güncelleme: 16.08.2021 - 14:02

Depreme neden hazır değiliz?

 

Depreme neden hazır değiliz?

İnşaat Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Mustafa Balcı, 17 Ağustos depreminin yıldönümünde, “Bıkmadan usanmadan anlatmaya devam edeceğiz, çünkü depreme hazır değiliz” dedi
haberimizvar.net- 17 Ağustos 1999 tarihinde yaşanan Gölcük depreminde resmi rakamlara göre 20 binden fazla insan hayatını kaybetti. Gölcük depreminin yıldönümü nedenyle basın açıklaması yapan İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Antalya Şube Başkanı Mustafa Balcı, “Her 17 Ağustos’ta aynı şeyleri söylemekten bıkmadık, bıkmayacağız. Çünkü biz 17 Ağustos’u unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız! Yetkilileri uyarmaya ve göreve davet etmeye ısrarla devam edeceğiz. 17 Ağustos, 20 bin insanımızı aramızdan alan, milletimizin milyarlarca lirasını 80 saniyede yok eden, derinlerden gelen darbenin yirmi ikinci yılı.  Bu 22 yılı boşa geçiren tüm sorumluları bugün de uyarmaya ve uyandırmaya çalışmaya devam edeceğiz” dedi. YAPI STOĞU BELİRSİZ Balcı, 17 Ağustos depremi ve sonrasına ilişkin şunları söyledi: “En son Deprem araştırma Komisyonu raporunda kamu bina stokunun yüzde 40’ının deprem dayanıklılığının yetersiz olduğu ve güçlendirilmesi gerektiği söylenmektedir. Okulların, yurtların, kreşlerin, hastanelerin sayısı, ne kadarının tarandığı, ne kadarı hakkında yıkım, güçlendirme veya kullanım kararı verildiği, ne kadarının yıkıldığı veya ne kadarının güçlendirildiği konusu tahminlerin ötesinde değildir. 17 Ağustos Marmara Depreminin ardından 22 yıl geçti. Hala deprem riskleri için kalıcı tedbirler alınmadı. Oysaki Ulusal Deprem Konseyi Raporu’nda ve Deprem Şurası’nda, meslek odalarınca düzenlenen bilimsel etkinliklerde, ulusal seferberlikle ülkenin yapı stokunun 15-20 yılda iyileştirilebileceği, yapıların güvenli hale getirilebileceği üzerinde önemle durulmuştu. Bu açıdan bakıldığında, geride bıraktığımız 22 yılı, kayıp olarak görmek mümkündür. Önemli mevzuat değişiklikleri yaptık. Yapı denetimi sistemini getirdik, geliştirdik. Deprem yönetmeliğimizi iki kez değiştirdik. En azından yeni yapılar için 18 yılda önemli çabalar gösterdik, ciddi mesafeler kat ettik.  Ancak son iki yılda yolun sonuna geldik. Kent suçunun diğer yüzü İmar Affı ile maalesef son 20 yılı da kaybettik… İmar affı toplumun sağlıklı ve güvenli konutlarda yaşamasını belirsizliğe sokmaktadır. Mühendislik hizmeti almayan yapıların yasallaştırılmasıyla, doğa olayları karşısında hasara uğramaları halinde sorumluluk, bu kararı alan siyasi iktidarın üzerindedir. Bir binaya iskân ruhsatı verilmesi, devletin vatandaşa “Bu binaya oturabilirsin” demesi anlamına gelmektedir. DOĞRU TEŞHİS KONDU MU? Bununla birlikte herhangi bir sorunun sağlıklı bir biçimde çözümlenmesi için önkoşul, soruna doğru teşhis konulmasıdır. Acaba ülkemizde depremlerde oluşan hasarın nedenleri konusunda doğru bir teşhis oluşturulmuş mudur? Son kırk yılda oluşan depremlerden sonra yapılan gözlemler ve mevcut binalar üzerinde yapılan incelemeler bu soruya olumlu yanıt vermeyi maalesef zorlaştırmaktadır. Yapılan düzenlemelere ve yönetmelik değişikliklerine karşın her oluşan depremden sonra ortaya çıkan tablo eskisinden farklı olmamaktadır. Hasar ve can kaybı beklenenin çok üstünde olmaktadır. İlginç olan, her depremde hasar nedenlerinin aynı olmasıdır. Yani, yapılan düzenlemelere ve değişikliklere karşın sonuç değişmemektedir. Bilindiği gibi ülkemizin deprem yönetmeliği son yıllarda yapılan değişikliklerle düzeyi oldukça yüksek bir yönetmelik durumuna gelmiştir. MESLEK YASASI ÇIKARILMALI Bir doğa olayı olan depremin ülkemizde afete dönüştüğü yaşanarak görüldü ve öğrenildi. Artık ülkemiz de bilinmeyen bir fay hattı yoktur. Bu faylar biriktirdikleri enerjilerini bir gün mutlaka açığa çıkaracaklar. Çözüm, açığa çıkan enerjinin yaratacağı depreme karşı dayanıklı yapı üretilmesinin koşullarını yaratmaktır. Durmadan fayları ve depremi konuşmak insanları depremin yıkıcı etkisinden korumaz. Geniş bir seferberliğe, geniş bir iş birliğine ihtiyaç vardır. Bilimsel ölçekte kent planlarının yapılması, mesleki yetkinliğe dayalı yapı denetim sisteminin kurulması, nitelikli mühendislik eğitimi koşullarının sağlanması, mühendislik hizmetlerindeki kalitenin yükseltilmesi, İnşaat Mühendisliği Bölüm ve Programlarıyla ilgili kontenjanların azaltılması, 3458 Sayılı Mühendislik ve Mimarlık Hakkındaki Yasanın değiştirilmesi ve meslek alanımızla ilgili olarak bir "meslek yasasının" çıkarılması zorunludur. Yapı güvenliğinin sağlanması için yapılması gereken uygulamalar ve yeni bir "afet bilincinin” oluşturulması konusu ilgili kurum ve kuruluşların iş birliği ile geliştirilebilir. Afet anı ve sonrasına odaklanmaktan daha çok, afet öncesine, risk yönetimine odaklanmak gerekiyor. Bir doğa olayı olan depremin doğal afete dönüşmesini önlemenin yolu, planlama-kentleşme, tasarım, uygulama ve yapı denetim sisteminin sağlıklı bir şekilde işlemesinden geçmektedir. KENTSEL DÖNÜŞÜM AMA NASIL? Kentsel yenileme ve kentsel dönüşüm konusu bugüne kadar daha çok gayrimenkul piyasasının talepleri doğrultusunda gündeme getirilmektedir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca 6 milyon 700 bin binanın riskli olduğu ifade edilmektedir. Kentsel yenileme ve kentsel dönüşüm konusu, çağdaş ve demokrasisi güçlü olan ülkelerde sadece mekân düzeyinde değil; sosyal, ekonomik ve mekânsal gelişmenin bir bütünü olarak ele alınmaktadır. Bir an önce bu anlayışla hareket edilmelidir. Bununla birlikte, binalarda yapılan kontrolsüz dekorasyon ve tadilatlar da maalesef en önemli müdahale türünü oluşturmaktadır. Zamanla kat ilavesi görmüş yapılar ve işlev değişikliği olan yapılar, tasarım aşamasında kabul edilen yapısal performansta düşüşe neden olurlar ve düşey yüklerdeki artışla beraber deprem yüklerini de arttırırlar. BUNDAN SONRA NE YAPILMALI? Mevcut yapı stokumuzun deprem riskini ortaya çıkarabilmek adına Deprem Master Planının yapılması, Risk ve Afet Yönetimi ile ilgili çalışmalara öncelik verilmesi, tüm vatandaşlarımızın bu çalışmalara dâhil edilmesi, Afet anında ve sonrasında vatandaşlarımızın nasıl hareket edeceklerine dair bilgilendirilmesi ve bu bilgilendirmeler çerçevesinde mutlaka ve mutlaka tatbikatlar yapılması gerekmektedir… İnsan hayatı değerlidir; siyasetçilerin oy kaygısına, sermayenin kar hırsına, niteliksiz mühendislik hizmetine ve denetimsizliğe terk edilemez.”
İnşaat Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Mustafa Balcı, 17 Ağustos depreminin yıldönümünde, “Bıkmadan usanmadan anlatmaya devam edeceğiz, çünkü depreme hazır değiliz” dedi

haberimizvar.net- 17 Ağustos 1999 tarihinde yaşanan Gölcük depreminde resmi rakamlara göre 20 binden fazla insan hayatını kaybetti. Gölcük depreminin yıldönümü nedenyle basın açıklaması yapan İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Antalya Şube Başkanı Mustafa Balcı, “Her 17 Ağustos’ta aynı şeyleri söylemekten bıkmadık, bıkmayacağız. Çünkü biz 17 Ağustos’u unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız! Yetkilileri uyarmaya ve göreve davet etmeye ısrarla devam edeceğiz. 17 Ağustos, 20 bin insanımızı aramızdan alan, milletimizin milyarlarca lirasını 80 saniyede yok eden, derinlerden gelen darbenin yirmi ikinci yılı.  Bu 22 yılı boşa geçiren tüm sorumluları bugün de uyarmaya ve uyandırmaya çalışmaya devam edeceğiz” dedi.

YAPI STOĞU BELİRSİZ

Balcı, 17 Ağustos depremi ve sonrasına ilişkin şunları söyledi: “En son Deprem araştırma Komisyonu raporunda kamu bina stokunun yüzde 40’ının deprem dayanıklılığının yetersiz olduğu ve güçlendirilmesi gerektiği söylenmektedir. Okulların, yurtların, kreşlerin, hastanelerin sayısı, ne kadarının tarandığı, ne kadarı hakkında yıkım, güçlendirme veya kullanım kararı verildiği, ne kadarının yıkıldığı veya ne kadarının güçlendirildiği konusu tahminlerin ötesinde değildir. 17 Ağustos Marmara Depreminin ardından 22 yıl geçti. Hala deprem riskleri için kalıcı tedbirler alınmadı. Oysaki Ulusal Deprem Konseyi Raporu’nda ve Deprem Şurası’nda, meslek odalarınca düzenlenen bilimsel etkinliklerde, ulusal seferberlikle ülkenin yapı stokunun 15-20 yılda iyileştirilebileceği, yapıların güvenli hale getirilebileceği üzerinde önemle durulmuştu. Bu açıdan bakıldığında, geride bıraktığımız 22 yılı, kayıp olarak görmek mümkündür. Önemli mevzuat değişiklikleri yaptık. Yapı denetimi sistemini getirdik, geliştirdik. Deprem yönetmeliğimizi iki kez değiştirdik. En azından yeni yapılar için 18 yılda önemli çabalar gösterdik, ciddi mesafeler kat ettik.  Ancak son iki yılda yolun sonuna geldik. Kent suçunun diğer yüzü İmar Affı ile maalesef son 20 yılı da kaybettik… İmar affı toplumun sağlıklı ve güvenli konutlarda yaşamasını belirsizliğe sokmaktadır. Mühendislik hizmeti almayan yapıların yasallaştırılmasıyla, doğa olayları karşısında hasara uğramaları halinde sorumluluk, bu kararı alan siyasi iktidarın üzerindedir. Bir binaya iskân ruhsatı verilmesi, devletin vatandaşa “Bu binaya oturabilirsin” demesi anlamına gelmektedir.

DOĞRU TEŞHİS KONDU MU?

Bununla birlikte herhangi bir sorunun sağlıklı bir biçimde çözümlenmesi için önkoşul, soruna doğru teşhis konulmasıdır. Acaba ülkemizde depremlerde oluşan hasarın nedenleri konusunda doğru bir teşhis oluşturulmuş mudur? Son kırk yılda oluşan depremlerden sonra yapılan gözlemler ve mevcut binalar üzerinde yapılan incelemeler bu soruya olumlu yanıt vermeyi maalesef zorlaştırmaktadır. Yapılan düzenlemelere ve yönetmelik değişikliklerine karşın her oluşan depremden sonra ortaya çıkan tablo eskisinden farklı olmamaktadır. Hasar ve can kaybı beklenenin çok üstünde olmaktadır. İlginç olan, her depremde hasar nedenlerinin aynı olmasıdır. Yani, yapılan düzenlemelere ve değişikliklere karşın sonuç değişmemektedir.

Bilindiği gibi ülkemizin deprem yönetmeliği son yıllarda yapılan değişikliklerle düzeyi oldukça yüksek bir yönetmelik durumuna gelmiştir.

MESLEK YASASI ÇIKARILMALI

Bir doğa olayı olan depremin ülkemizde afete dönüştüğü yaşanarak görüldü ve öğrenildi. Artık ülkemiz de bilinmeyen bir fay hattı yoktur. Bu faylar biriktirdikleri enerjilerini bir gün mutlaka açığa çıkaracaklar. Çözüm, açığa çıkan enerjinin yaratacağı depreme karşı dayanıklı yapı üretilmesinin koşullarını yaratmaktır. Durmadan fayları ve depremi konuşmak insanları depremin yıkıcı etkisinden korumaz. Geniş bir seferberliğe, geniş bir iş birliğine ihtiyaç vardır. Bilimsel ölçekte kent planlarının yapılması, mesleki yetkinliğe dayalı yapı denetim sisteminin kurulması, nitelikli mühendislik eğitimi koşullarının sağlanması, mühendislik hizmetlerindeki kalitenin yükseltilmesi, İnşaat Mühendisliği Bölüm ve Programlarıyla ilgili kontenjanların azaltılması, 3458 Sayılı Mühendislik ve Mimarlık Hakkındaki Yasanın değiştirilmesi ve meslek alanımızla ilgili olarak bir "meslek yasasının" çıkarılması zorunludur. Yapı güvenliğinin sağlanması için yapılması gereken uygulamalar ve yeni bir "afet bilincinin” oluşturulması konusu ilgili kurum ve kuruluşların iş birliği ile geliştirilebilir. Afet anı ve sonrasına odaklanmaktan daha çok, afet öncesine, risk yönetimine odaklanmak gerekiyor. Bir doğa olayı olan depremin doğal afete dönüşmesini önlemenin yolu, planlama-kentleşme, tasarım, uygulama ve yapı denetim sisteminin sağlıklı bir şekilde işlemesinden geçmektedir.

KENTSEL DÖNÜŞÜM AMA NASIL?

Kentsel yenileme ve kentsel dönüşüm konusu bugüne kadar daha çok gayrimenkul piyasasının talepleri doğrultusunda gündeme getirilmektedir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca 6 milyon 700 bin binanın riskli olduğu ifade edilmektedir. Kentsel yenileme ve kentsel dönüşüm konusu, çağdaş ve demokrasisi güçlü olan ülkelerde sadece mekân düzeyinde değil; sosyal, ekonomik ve mekânsal gelişmenin bir bütünü olarak ele alınmaktadır. Bir an önce bu anlayışla hareket edilmelidir. Bununla birlikte, binalarda yapılan kontrolsüz dekorasyon ve tadilatlar da maalesef en önemli müdahale türünü oluşturmaktadır. Zamanla kat ilavesi görmüş yapılar ve işlev değişikliği olan yapılar, tasarım aşamasında kabul edilen yapısal performansta düşüşe neden olurlar ve düşey yüklerdeki artışla beraber deprem yüklerini de arttırırlar.

BUNDAN SONRA NE YAPILMALI?

Mevcut yapı stokumuzun deprem riskini ortaya çıkarabilmek adına Deprem Master Planının yapılması, Risk ve Afet Yönetimi ile ilgili çalışmalara öncelik verilmesi, tüm vatandaşlarımızın bu çalışmalara dâhil edilmesi, Afet anında ve sonrasında vatandaşlarımızın nasıl hareket edeceklerine dair bilgilendirilmesi ve bu bilgilendirmeler çerçevesinde mutlaka ve mutlaka tatbikatlar yapılması gerekmektedir… İnsan hayatı değerlidir; siyasetçilerin oy kaygısına, sermayenin kar hırsına, niteliksiz mühendislik hizmetine ve denetimsizliğe terk edilemez.”

detay alt
Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haberimizvar.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.