Haber Girişi: 21.09.2021 - 12:05, Güncelleme: 21.09.2021 - 12:05

Ekoturizm yerel yaşamı kalkındırabilir

 

Ekoturizm yerel yaşamı kalkındırabilir

İnsanın ayak bastığı her yerde dengeler bozuluyor. Özellikle sanayileşmeden sonra doğaya müdahale arttı. Hızlı büyüyen şehirleşmeyle canlıların yaşam alanları tahrip oluyor. Doğaya karşı daha hassas, korumacı ve saygılı davranmak gerekiyor.
Hıdır Duru- Ramsar Sözleşmesi’yle korunan, içerisinde birçok endemik türü de barındıran, ayrıca nesli tükenmek üzere olan kuşların yaşam alanı Göksu Deltası’nda birilerinin kuş gözlem kulelerinden avlandıklarına şahit olmuştum. Üstelik bu durum muhtelif bir şey değildi. Jandarmaya şikâyet edelim, demiştim arkadaşıma. Bana “Başçavuş da avlanıyor burada zaten.” demişti. Çaresizce ve içimdeki acıyla silah seslerini dinlemiştim. Daha sonraki yıllarda orada yangın çıktı ve neredeyse bütün sazlık kül oldu. Orman yangınlarına alışmak çok zor. Ne yazık ki olup biteni vicdanımız taşlaşmış bir halde izliyoruz. İnsanlık olarak doğaya karşı saygımızı yitirdik. Bunun sonuçları olacaktır. Yangınların, turizm bölgelerinde yoğunlaşması tesadüf değil. Bioçeşitlilik ekosistemin yaşam kaynağını oluşturuyor Biyoloji konusu çok kapsamlı, detaylı ve uzun bir konu elbette.  Mikroorganizmalar, virüsler, sürüngenler, deniz canlıları, ağaçlar, bitkiler… Toprağın altında ve üstünde, denizde, havada, değişim ve dönüşüm göstererek dünyayı bu haliyle var eden her şey neredeyse. Bu mükemmelleşmiş dengenin bozulması, başka şeylerin de terazisini kaydırıyor. Bir düzen içerisinde işleyen sistem, her şeyiyle kendini var eden veya yok eden hassasiyete sahip. Bir ekosistem, başka ekosistemin içerisinde yer alabiliyor. Örneğin, bir ağacın kovuğunda yaşayan canlılar o ağaç içerisinde ekosistem oluşturuyorlar ve ağaç da orman ekosisteminin parçası oluyor. Orman bir bölgenin, bölge bir kıtanın ve sonuç olarak da dünyanın ekosistemi oluşuyor. Bioçeşitlilik, bu sistemi oluşturuyor ve sağlıklı şekilde devamını sağlıyor. Eksilen ya da artan canlılar sistemin bozulmasına neden oluyor. Ekolojik ve alternatif turizm doğal alanları bozuyor İnsanın ayak bastığı her yer bir şekilde tahrip oluyor. En çok da turizm hareketliliği buna sebep oluyor. Tıpkı iklim konusu gibi ekosistemler de hem turistik ürün olarak talep görüyor hem de bunun sonucunda bozuluyor. Son yıllarda ekolojik ve alternatif turizm daha fazla ilgi görüyor. İnsanlar şehrin stresli yaşamından uzaklaşıp temiz ve bol oksijenli, bakir bölgelerde dinlenmeyi keşfetti. Sosyal medyanın gücüyle kişilerin deneyimleri daha fazla kullanıcıya ulaşıyor. Bu yüzden insanlar kontrolsüz bir şekilde bu alanlara yöneliyorlar. Bunun gibi turizm potansiyeli yüksek yerlere daha sonra mutlaka yol yapılıyor ve bazı turistik yatırımlar gerçekleşiyor. Yüzbinlerce belki de milyonlarca yılda oluşmuş ekosistem birkaç yıl içerisinde yok oluyor. Bunun telafisi ne yazık ki yok. Kültür ve eğitim seviyesi yüksek olan gezginler daha vicdanlı Sadece turizm yatırımlarını suçlamıyorum. Ormanlık bölgelere, çöllere, denizlere, kutuplara dahi enerji santralleri, üretim merkezleri kuruluyor, madenler ocakları açılıyor. Turizm endüstrisi ise kendi potansiyelini tüketiyor. Dünyadaki ekolojik dengenin bozulmasına diğer endüstri dalları kadar turizmin de etkisi var. Temiz endüstri olarak kabul gören turizm, büyüdükçe bu özelliğini kaybediyor. Özellikle en bakir koylar, plajlar, ormanlık alanlar turizm yatırımcılarının ilgisini çekiyor. İnşa edilen konaklama tesisleri ve yollar, ne kadar özenli davranılırsa davranılsın o bölgeye zarar veriyor. Kitlesel turizm hareketliliğinin yerini her şeyde olduğu gibi bireysellik alacak. Bütün seyahat planını kendi yapan gezginlerin profili, eğitim ve gelişmişlik hakkında da bize fikir veriyor. Daha çok hostellerde konaklayan, kamp yapan, ulaşımda toplu taşıma ya da bisiklet kullanan, minimal yaşayan  gezginlerden bahsediyorum.  Doğa yürüyüşleri ve kamp yapmak elbette çevreye ve ekosisteme zarar veriyor ancak vicdan, duyarlılık ve kültür seviyesi bunu asgari seviyede tutabiliyor.  İnsanlık kendi ekosistemini de bozuyor Ekolojik turizmin bana göre en büyük katkısı kırsalı korumasıdır. Kırsaldaki turistik çekiciliği olan yerler orada yaşayanlara sürdürülebilir gelir kaynağı sağladığı için göçü engeller, yerel yaşamı destekler.  Ayrıca yerel yaşamın desteklenmesi ve özendirilmesi için ekolojik turizm önem taşıyor. Burada kritik olan plansız ve hızlı yapılaşma riskini gözeterek turizm faaliyetinde bulunmaktır. İnsanın doğaya müdahalesi arttıkça doğanın kendini yenilemesi zorlaşıyor ve çevre sorunları ortaya çıkıyor; bunun sonucunda bioçeşitlilik azalıyor, ekosistem bozuluyor. Ekosistemin içerisinde insanın kendisi de var. Bu nokta, çoğunlukla gözden kaçıyor. Çevreye karşı devletin ve vatandaşın anayasal sorumluluğu var Dünyada canlıların ve doğanın korunması için çok sayıda sözleşme ve çalışma var. Devletler, sivil toplum kuruluşları, bilim insanları faaliyetler yürütüyor. Bioçeşitlilik kavramı 1988 yılında “ABD Ulusal Biyoçeşitlilik Forumu’nda” detaylı olarak ele alındı. Daha sonra  1992’de 175 ülkenin katılımıyla Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinde gerçekleşen Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda “Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi” olarak uluslararası boyuta taşındı. Türkiye 1996 yılında bu sözleşmeye taraf oldu. Bioçeşitlilik, 2002 yılı Dünya Çevre Ve Kalkınma Zirvesi’nde beş öncelikli konu olarak ele alındı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 2011-2021 yılları arasındaki dönemi “Bioçeşitlilik On Yılı” ilan etti. Kısa adı UNWTO olan Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü de aynı seneyi “Turizm ve Bioçeşitlilik Yılı” olarak duyurdu. Bölgesinin en fazla canlı çeşitliliğine sahip olan Türkiye’de de dünyadaki çevre ve bioçeşitlilik çalışmalarına paralel bazı düzenlemeler var. Anayasanın 56.maddesinde “Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir” şeklinde tanımlanıyor. Ayrıca 2007 yılında envanter toplama ve izleme amacıyla ‘‘Nuh’un Gemisi Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Veritabanı” kuruluyor.  İnsanlığın genetik kodlarında doğal yaşama özlem var Dünyada en çok ilgi çeken ve popüler olan “safari turizmi” Afrika kıtasını Dünya’ya tanıttı. Afrika kültürünün yanında, yaban hayatı turistlerin ilgisini çekti. Afrika’nın dışında da Kutuplar, Güneydoğu Asya, Hindistan, Güney Amerika gibi pek çok bölgede doğal yaşamın çekiciliği turizm potansiyeli olarak değer kazandı. Turizm ve bioçeşitlilik son on yılda turizm endüstrisinin büyümesiyle daha çok duyulmaya başlansa da aslında uzun zamandan beri insanların ilgisini çekiyor. İnsanlık; kendisinin köklerinin de dayandığı doğal yaşamı genetik kodlarında hala barındırıyor, ona özlem duyuyor, onu dinlendirici buluyor.  Sürdürülebilir turizm için zengin bioçeşitlilik büyük avantaj Turizm endüstrisi sürekli yeni pazarlara ihtiyaç duyuyor. İlginç, otantik, doğal yerler her zaman ilgi çekiyor. İnsan uygarlığının dünyayı istilasıyla diğer canlı türleri daha küçük bir alana sıkışıyor. Turizmi besleyen doğa, aynı zamanda turizm tarafından tüketiliyor. Oysa doğa sınırsız bir turizm kaynağı değil; onun içerisinde barındırdığı bütün canlılar, binlerce yılda oluşmuş mükemmellikle işliyor. Pek çok şey gibi doğal yaşamı da ürün haline getiren sisteme karşı korumacı ve karşı duruş sergilemek hayati önem taşıyor. Sürdürülebilir turizm; sınırsız tüketimle değil, doğaya karşı sınırları belirlemekle var olabilir.  Bu açıdan bakıldığında zengin bioçeşitlilik aynı zamanda, sürdürülebilir ekonomi politika anlamına da geliyor.
İnsanın ayak bastığı her yerde dengeler bozuluyor. Özellikle sanayileşmeden sonra doğaya müdahale arttı. Hızlı büyüyen şehirleşmeyle canlıların yaşam alanları tahrip oluyor. Doğaya karşı daha hassas, korumacı ve saygılı davranmak gerekiyor.

Hıdır Duru- Ramsar Sözleşmesi’yle korunan, içerisinde birçok endemik türü de barındıran, ayrıca nesli tükenmek üzere olan kuşların yaşam alanı Göksu Deltası’nda birilerinin kuş gözlem kulelerinden avlandıklarına şahit olmuştum. Üstelik bu durum muhtelif bir şey değildi. Jandarmaya şikâyet edelim, demiştim arkadaşıma. Bana “Başçavuş da avlanıyor burada zaten.” demişti. Çaresizce ve içimdeki acıyla silah seslerini dinlemiştim. Daha sonraki yıllarda orada yangın çıktı ve neredeyse bütün sazlık kül oldu. Orman yangınlarına alışmak çok zor. Ne yazık ki olup biteni vicdanımız taşlaşmış bir halde izliyoruz. İnsanlık olarak doğaya karşı saygımızı yitirdik. Bunun sonuçları olacaktır. Yangınların, turizm bölgelerinde yoğunlaşması tesadüf değil.

Bioçeşitlilik ekosistemin yaşam kaynağını oluşturuyor

Biyoloji konusu çok kapsamlı, detaylı ve uzun bir konu elbette.  Mikroorganizmalar, virüsler, sürüngenler, deniz canlıları, ağaçlar, bitkiler… Toprağın altında ve üstünde, denizde, havada, değişim ve dönüşüm göstererek dünyayı bu haliyle var eden her şey neredeyse. Bu mükemmelleşmiş dengenin bozulması, başka şeylerin de terazisini kaydırıyor. Bir düzen içerisinde işleyen sistem, her şeyiyle kendini var eden veya yok eden hassasiyete sahip. Bir ekosistem, başka ekosistemin içerisinde yer alabiliyor. Örneğin, bir ağacın kovuğunda yaşayan canlılar o ağaç içerisinde ekosistem oluşturuyorlar ve ağaç da orman ekosisteminin parçası oluyor. Orman bir bölgenin, bölge bir kıtanın ve sonuç olarak da dünyanın ekosistemi oluşuyor. Bioçeşitlilik, bu sistemi oluşturuyor ve sağlıklı şekilde devamını sağlıyor. Eksilen ya da artan canlılar sistemin bozulmasına neden oluyor.

Ekolojik ve alternatif turizm doğal alanları bozuyor

İnsanın ayak bastığı her yer bir şekilde tahrip oluyor. En çok da turizm hareketliliği buna sebep oluyor. Tıpkı iklim konusu gibi ekosistemler de hem turistik ürün olarak talep görüyor hem de bunun sonucunda bozuluyor. Son yıllarda ekolojik ve alternatif turizm daha fazla ilgi görüyor. İnsanlar şehrin stresli yaşamından uzaklaşıp temiz ve bol oksijenli, bakir bölgelerde dinlenmeyi keşfetti. Sosyal medyanın gücüyle kişilerin deneyimleri daha fazla kullanıcıya ulaşıyor. Bu yüzden insanlar kontrolsüz bir şekilde bu alanlara yöneliyorlar. Bunun gibi turizm potansiyeli yüksek yerlere daha sonra mutlaka yol yapılıyor ve bazı turistik yatırımlar gerçekleşiyor. Yüzbinlerce belki de milyonlarca yılda oluşmuş ekosistem birkaç yıl içerisinde yok oluyor. Bunun telafisi ne yazık ki yok.

Kültür ve eğitim seviyesi yüksek olan gezginler daha vicdanlı

Sadece turizm yatırımlarını suçlamıyorum. Ormanlık bölgelere, çöllere, denizlere, kutuplara dahi enerji santralleri, üretim merkezleri kuruluyor, madenler ocakları açılıyor. Turizm endüstrisi ise kendi potansiyelini tüketiyor. Dünyadaki ekolojik dengenin bozulmasına diğer endüstri dalları kadar turizmin de etkisi var. Temiz endüstri olarak kabul gören turizm, büyüdükçe bu özelliğini kaybediyor. Özellikle en bakir koylar, plajlar, ormanlık alanlar turizm yatırımcılarının ilgisini çekiyor. İnşa edilen konaklama tesisleri ve yollar, ne kadar özenli davranılırsa davranılsın o bölgeye zarar veriyor. Kitlesel turizm hareketliliğinin yerini her şeyde olduğu gibi bireysellik alacak. Bütün seyahat planını kendi yapan gezginlerin profili, eğitim ve gelişmişlik hakkında da bize fikir veriyor. Daha çok hostellerde konaklayan, kamp yapan, ulaşımda toplu taşıma ya da bisiklet kullanan, minimal yaşayan  gezginlerden bahsediyorum.  Doğa yürüyüşleri ve kamp yapmak elbette çevreye ve ekosisteme zarar veriyor ancak vicdan, duyarlılık ve kültür seviyesi bunu asgari seviyede tutabiliyor. 

İnsanlık kendi ekosistemini de bozuyor

Ekolojik turizmin bana göre en büyük katkısı kırsalı korumasıdır. Kırsaldaki turistik çekiciliği olan yerler orada yaşayanlara sürdürülebilir gelir kaynağı sağladığı için göçü engeller, yerel yaşamı destekler.  Ayrıca yerel yaşamın desteklenmesi ve özendirilmesi için ekolojik turizm önem taşıyor. Burada kritik olan plansız ve hızlı yapılaşma riskini gözeterek turizm faaliyetinde bulunmaktır. İnsanın doğaya müdahalesi arttıkça doğanın kendini yenilemesi zorlaşıyor ve çevre sorunları ortaya çıkıyor; bunun sonucunda bioçeşitlilik azalıyor, ekosistem bozuluyor. Ekosistemin içerisinde insanın kendisi de var. Bu nokta, çoğunlukla gözden kaçıyor.

Çevreye karşı devletin ve vatandaşın anayasal sorumluluğu var

Dünyada canlıların ve doğanın korunması için çok sayıda sözleşme ve çalışma var. Devletler, sivil toplum kuruluşları, bilim insanları faaliyetler yürütüyor. Bioçeşitlilik kavramı 1988 yılında “ABD Ulusal Biyoçeşitlilik Forumu’nda” detaylı olarak ele alındı. Daha sonra  1992’de 175 ülkenin katılımıyla Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinde gerçekleşen Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda “Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi” olarak uluslararası boyuta taşındı. Türkiye 1996 yılında bu sözleşmeye taraf oldu. Bioçeşitlilik, 2002 yılı Dünya Çevre Ve Kalkınma Zirvesi’nde beş öncelikli konu olarak ele alındı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 2011-2021 yılları arasındaki dönemi “Bioçeşitlilik On Yılı” ilan etti. Kısa adı UNWTO olan Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü de aynı seneyi “Turizm ve Bioçeşitlilik Yılı” olarak duyurdu. Bölgesinin en fazla canlı çeşitliliğine sahip olan Türkiye’de de dünyadaki çevre ve bioçeşitlilik çalışmalarına paralel bazı düzenlemeler var. Anayasanın 56.maddesinde “Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir” şeklinde tanımlanıyor. Ayrıca 2007 yılında envanter toplama ve izleme amacıyla ‘‘Nuh’un Gemisi Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Veritabanı” kuruluyor. 

İnsanlığın genetik kodlarında doğal yaşama özlem var

Dünyada en çok ilgi çeken ve popüler olan “safari turizmi” Afrika kıtasını Dünya’ya tanıttı. Afrika kültürünün yanında, yaban hayatı turistlerin ilgisini çekti. Afrika’nın dışında da Kutuplar, Güneydoğu Asya, Hindistan, Güney Amerika gibi pek çok bölgede doğal yaşamın çekiciliği turizm potansiyeli olarak değer kazandı. Turizm ve bioçeşitlilik son on yılda turizm endüstrisinin büyümesiyle daha çok duyulmaya başlansa da aslında uzun zamandan beri insanların ilgisini çekiyor. İnsanlık; kendisinin köklerinin de dayandığı doğal yaşamı genetik kodlarında hala barındırıyor, ona özlem duyuyor, onu dinlendirici buluyor. 

Sürdürülebilir turizm için zengin bioçeşitlilik büyük avantaj

Turizm endüstrisi sürekli yeni pazarlara ihtiyaç duyuyor. İlginç, otantik, doğal yerler her zaman ilgi çekiyor. İnsan uygarlığının dünyayı istilasıyla diğer canlı türleri daha küçük bir alana sıkışıyor. Turizmi besleyen doğa, aynı zamanda turizm tarafından tüketiliyor. Oysa doğa sınırsız bir turizm kaynağı değil; onun içerisinde barındırdığı bütün canlılar, binlerce yılda oluşmuş mükemmellikle işliyor. Pek çok şey gibi doğal yaşamı da ürün haline getiren sisteme karşı korumacı ve karşı duruş sergilemek hayati önem taşıyor. Sürdürülebilir turizm; sınırsız tüketimle değil, doğaya karşı sınırları belirlemekle var olabilir.  Bu açıdan bakıldığında zengin bioçeşitlilik aynı zamanda, sürdürülebilir ekonomi politika anlamına da geliyor.

detay alt
Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haberimizvar.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.