Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
GÜNDEM () - Haber Merkezi | Haber Girişi: 23.03.2021 - 13:04, Güncelleme: 23.03.2021 - 13:04

‘Bir kadınım’ dedi ve…

 

‘Bir kadınım’ dedi ve…

CHP’li avukat Figen Çalıkuşu, İstanbul Sözleşmesi’nin Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile feshedilmesine karşı yürütmenin durdurulması istemiyle dava açtı
haberimizvar.net- Cumhurbaşkanlığı başkanlığı kararnamesi ile Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmasının yankıları sürüyor. Ülkenin dört bir yanında protestolar yükselirken, CHP’li avukat Figen Çalıkuşu, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasına karşı yürütmenin durdurulması istemiyle dava açtı. Çalıkuşu, dava dilekçesinde kararın anayasaya aykırı olduğunu belirtti. Dava dilekçesine ‘Bir kadınım’ diyerek başlayan Çalıkuşu, dava dilekçesinde şu sözlere yer verdi: “Sayın Daire; Bir kadınım, bir anneyim, bir hukuk insanıyım, avukatım. Pek çok tecavüz, taciz ve şiddet davasına girdim. Benim ülkem her gün kadın cinayeti ile uyanıyor, en az dört kadın ya öldürülüyor ya şiddet mağduru oluyor ya tacize uğruyor. Bu ülkenin 42 milyon kadını için taciz, şiddet, tecavüz, öldürülme her zaman yakın bir tehlike olarak mevcuttur. Ne yazık kadın erkek eşitliği insanlığın ilk dönemlerinden beri dünya üzerinde aşılamayan, varlığını sürdürmeyi başaran en temel sorundur.  Anayasa’da garanti altına alınan eşitlik ilkesini ve yaşam hakkını güçlendiren, 46 ülke tarafından imzalanan, benim ülkemin partili Cumhurbaşkanı da bir zamanlar çok övündüğü,kadınları koruması amacıyla imza edilen İstanbul Sözleşmesi olarak anılan sözleşmeyi feshetti. Hukuk devletinde kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin sağlanması ve korunması esas olduğundan, kişilere etkili hak arama olanağı sağlayan güvencelerin de tanınması gerekmektedir.  Her gün öldürülen, saldırıya uğrayan, taciz, tecavüz edilen şiddet gören ve her an yakın tehlike olarak görmesi kuvvetle muhtemel olan milyonlarca kadından biri ve sözleşmenin icrasını mesleğim gereği talep eden bir kadın olarak , koruyucu ve caydırıcı özelliği bulunan İstanbul Sözleşmesini fesheden Cumhurbaşkanı kararının iptalini istememde güncel, şahsi ve meşru menfaatim bulunmaktadır. İstanbul Sözleşmesinin amacı; “a- kadınları her türlü şiddetten korumak,  kadınlara yönelik şiddeti önlemek ve aile şiddetten korumak, kadınlara ait her  türlü şiddeti önlemek ve kovuşturmak ve ortadan kaldırmak, b-kadına yönelik her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına katkıda bulunmak, kadınların güçlendirilmesi dahi kadın erkek arasındaki temel eşitliği teşvik etmek, c-kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddet mağdurlarının korunması ve bu mağdurlara yardım edilmesi için kapsamlı bir çerçeve, politikalar ve tedbirler  gerçekleştirmek d-kadınayönelikveaileiçişiddetiortadankaldırmakamacıylauluslararasıişbirliğiniteşviketmek e- kadınayönelikşiddetiveaileiçişiddetiortadankaldırmaküzerebütüncülbiryaklaşımbenimsemekamacıylaetkiliişbirliğinisağlamakiiçinkuruluşlarakollukkuvvetlerinedestekveyardımsağlamadır” Yasayı, Anayasayı bir kenara koyun, bu amaca yönelik bir sözleşmenin feshedilmesini haklı kılar makul bir sebep olabilir mi? Makul bir sebep olmadığı bir yana, otuz bir yıllık hukukçu birikimime dayalı olarak, tüm kadınlar için her an yakın tehlike olan şiddetin her türlüsünde koruma, önleme ve caydırıcılık imkanı sağlayan İstanbul Sözleşmesi’nin, bir Cumhurbaşkanlığı Kararı ile feshedilmesinin hukuka uyarlı olmadığına inancım ile iptali istekli bu davayı açıyorum ve kabulünü diliyorum; 1- Çok taraflı bir sözleşme feshedilemez.  Çok taraflı uluslararası bir sözleşmenin “feshedilmesine”, üstelik Cumhurbaşkanlığı Kararı ile karar verilmiştir.  Sözleşme halen ayaktadır, varlığını sürdürmektedir.  Uluslararası hukukta, uluslararası sözleşmenin kendisi çekilmeye izin vermiş ise, bu sözleşmeden taraflar çekilebilir. Söz konusu “İstanbul Sözleşmesi”nin kendisi de 80’nci maddesinde taraf devletlere bu Sözleşmeden çekilme izni vermiştir. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyetinin İstanbul Sözleşmesinden çekilmesinde uluslararası hukuka uygunluk bakımından bir problem yoktur.  Ancak iptali istenen Cumhurbaşkanlığı Kararı ile çekilme değil fesih iradesi bildirilmiştir. İlk aşamada bu hali ile yasal bir keyfiyet ve dayanağı hukuka uyarlı değildir. 2- İstanbul Sözleşmesi Cumhurbaşkanı Kararnamesi’ne konu edilemez. Cumhurbaşkanı imzası ile İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesi için alınan kararın dayanağı olarak 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 3. maddesi olarak gösterilmiştir. İstanbul Sözleşmesi Cumhurbaşkanı Kararnamesi’ne neden konu edilemez: a-Anayasa 104. Maddesi çok açıktır. Cumhurbaşkanı dahil herkes bağlı kalmak durumundadır! Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin çıkarılma ve hukuka uygunluk şartları Anayasamızın 104’üncü maddesinin 17’nci fıkrasında şu şekilde düzenlenmiştir: “Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir.  Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemez.  Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelir”. Cumhurbaşkanının Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilmesinin ilk şartı, çıkarılacak kararnamenin “yürütme yetkisine ilişkin” bir konuda olmasıdır. b-Uluslararası andlaşmaların, Cumhurbaşkanı tarafından onaylanması için Anayasa’nın  90.maddesine göre ilk önce “kanuna” ihtiyaç vardır.  Yasama organı TBMM nasıl bir kanun yapacaktır? Uluslararası Antlaşmanın onaylanmasının uygun olduğuna dair  bir kanun olacağı Anayasa’da yazılıdır. Bu “anlaşmayı onaylamanın uygun olacağına dair kanunu” yapma yetkisi “yasama organına” aittir. Yasama organı da TBMM’dir.  Anayasamızın kurduğu sistemde, uluslararası andlaşmaları onaylama yetkisi, yürütme organı ile yasama organı arasında paylaştırılmıştır.  Anayasamızın 104’üncü maddesinin 11’inci fıkrası uluslararası andlaşmaları onaylama yetkisi Cumhurbaşkanına verilmiştir. Ama Cumhurbaşkanının “yürütme yetkisi” olarak kullanacağı bu yetki için, az evvel bildirdiğim üzere önce TBBM’nin“anlaşmanın onaylanmasını uygun bulunduğuna dair kanunu”çıkarmış olması gereklidir.  Anayasanın 90’ıncı maddesine göre, Türkiye Büyük Millet Meclisinin “onaylamayı bir kanunla uygun bulması” şartı gerçekleşmedikçe, Cumhurbaşkanının uluslararasıandlaşmaları onaylayabilmesi söz konusu olamayacağına göre,  kanunla TBMM tarafından onaylanması uygun bulunan uluslararası sözleşme olan İstanbul Sözleşmesi’ni uygulamamaya karar yetkisi TBMM’ye aittir.  Cumhurbaşkanlığı Kararı ile bu yetki kullanılamaz. c-Nitekim, İstanbul Sözleşmesinin onaylanması da, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 24 Kasım 2011 tarih ve 6251 sayılı Kanunla, uygun bulunmuştur. Bu Kanun hâlâ yürürlüktedir. Cumhurbaşkanının 6251 sayılı Kanunun yürürlüğü hakkında bir tasarrufta bulunması mümkün değildir.  Bu durumda; Uluslararası andlaşmaların onaylanmasının kanunla uygun bulunması, yasama yetkisi kapsamında olan bir konu olduğu için Cumhurbaşkanlığı kararnamesi dayanak yapılan bir Cumhurbaşkanlığı Kararı ile uluslararası andlaşma olan İstanbul Sözleşmesi’nin hükümden düşürülmesinde yetki gaspı nedeniyle hukuka uyarlılık bulunmamaktadır.  d- Son olarak Anayasa  104 madde gereğinin 17.maddesinde yer alan; “Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemez”  hükmü de Cumhurbaşkanlığı Kararı ile İstanbul Sözleşmesinin feshedilmesine engeldir. Zira İstanbul Sözleşmesi Anayasa’nın en temel hakları olan “eşitlik hakkı” ile “yaşam hakkını” güçlendiren hükümler ihtiva etmektedir. Devletin görevi kadınların eşit birey olarak topluma hayata katılmasını temin etmek yaşam hakkını korumaktır.  Amacı ve varlık nedeni saydığım temel hakları korumak ve güçlendirmek olan bir uluslararası andlaşmanın Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile yapılamayacağına göre, Cumhurbaşkanı Kararnamesi dayanak yapılan bir Cumhurbaşkanı Kararı ile sona erdirilmesinde bu yönüyle hukuka uyarlı değildir, iptali gerekir. 3- Bir başka önemli hususta iptali istenen CB Kararının dayanak olarak gösterilen, 9 nolu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 3. Maddesi Anayasa’nın 90. maddesinin 2 ve 3 nolu fıkralarındaki uluslararası andlaşmalar için dayanak yapılacak bir kararnamedir. Anayasa m.90 uyarınca;  “(1) Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır. (2) Ekonomik, ticari veya teknik ilişkileri düzenleyen ve süresi bir yılı aşmayan andlaşmalar, Devlet Maliyesi bakımından bir yüklenme getirmemek, kişi hallerine ve Türklerin yabancı memleketlerdeki mülkiyet haklarına dokunmamak şartıyla, yayımlanma ile yürürlüğe konabilir. Bu takdirde bu andlaşmalar, yayımlarından başlayarak iki ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisine sunulur. (3) Milletlerarası bir andlaşmaya dayanan uygulama andlaşmaları ile kanunun verdiği yetkiye dayanılarak yapılan ekonomik, ticari, teknik veya idari andlaşmaların Türkiye Büyük Millet Meclisince uygun bulunması zorunluğu yoktur; ancak, bu fıkraya göre yapılan ekonomik, ticari veya özel kişilerin haklarını ilgilendiren andlaşmalar, yayımlanmadan yürürlüğe konulamaz. (4) Türk kanunlarına değişiklik getiren her türlü andlaşmaların yapılmasında birinci fıkra hükmü uygulanır. (5) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır”. 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 3. maddesi doğrultusunda; fesih ancak Anayasa m.90/2 ve m.90/3’de öngörülen ve Meclis onayına ihtiyaç duyulmayan hallerde mümkün olabilecektir. Cumhurbaşkanına uluslararası andlaşmaları sona erdirme yetkisi verilecekse, bu yetki ona kanunla verilmelidir.  İstanbul Sözleşmesi TBMM tarafından 24 Kasım 2011 tarih ve 6251 sayılı Kanunla uygun bulunduğuna göre, TBBM tarafından “uygulanan sözleşmeden ayrılmaya ilişkin bir kanun çıkarılmadıkça” sadece Cumhurbaşkanı kararıyla fesih kararı verilemez. Sonuç olarak 3718 sayılı 19.03.2021 tarihli Cumhurbaşkanlığı Kararı yetki ve konu yönünden hukuka uyarlık bir işlem değildir. 4- Anayasa 152.madde gereği Anayasa’ya aykırılık itirazım da bulunmaktadır.  Yukarıda izah ettiğim ciddi aykırılık gerekçelerine bağlı olarak, Anayasa’ya aykırılık iddiasının değerlendirilmesi ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakmasını da talep etmekteyim. 5- Yürütmeyi durdurma talebi; Bu ülke nüfusunun yarısını oluşturan milyonlarca kadına yönelik her türlü şiddeti  ve ev içi şiddetin önlenmesi, şiddet mağdurlarının korunması, suçların kovuşturulması, suçluların cezalandırılması ve kadına karşı şiddet ile mücadele alanında bütüncül, eş güdümlü ve etkili işbirliği içeren politikaların hayata geçirilmesi amacını taşıyan, kadına karşı şiddeti bir insan hakkı ihlali ve ayrımcılık türü olarak tanımlayan, bağlayıcı nitelikte ilk uluslararası düzenleme olan İstanbul Sözleşmesinin koruyucu, önleyici ve caydırıcı etkisinden yoksun kalınması, toplumda zaten çok fazla olan şiddet ve ölümleri cesaretlendirecektir.  Uluslararası sözleşmeleri fesih yetkisi, sıradan bir yetki değildir. Cumhurbaşkanının bu şekilde bir Avrupa Konseyi sözleşmesi olan İstanbul Sözleşmesini feshedebileceği kabul edilirse, Cumhurbaşkanı kararıyla feshetme yolu birkez açıldığında bu yolun nereye kadar uzanacağını kimse bilemez. Bu keyfi ve kontrolsüz yetkinin kullanılması ile hem toplum hem de devlet bekası için çok tehlikeli sonuçların hasıl olması mümkündür. Bu durum, telafisi imkansız zararlara sebebiyet verme yönünde kesin ve kuvvetli bir sebep teşkil edecektir. CB Kararının uygulanması halinde bu telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleştiğinden yasal cevap hakkı ve süreler beklenmeden ivedi olarak yürütmenin durdurulmasına karar verilmesini de talep etmekteyim.
CHP’li avukat Figen Çalıkuşu, İstanbul Sözleşmesi’nin Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile feshedilmesine karşı yürütmenin durdurulması istemiyle dava açtı

haberimizvar.net- Cumhurbaşkanlığı başkanlığı kararnamesi ile Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmasının yankıları sürüyor. Ülkenin dört bir yanında protestolar yükselirken, CHP’li avukat Figen Çalıkuşu, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasına karşı yürütmenin durdurulması istemiyle dava açtı. Çalıkuşu, dava dilekçesinde kararın anayasaya aykırı olduğunu belirtti. Dava dilekçesine ‘Bir kadınım’ diyerek başlayan Çalıkuşu, dava dilekçesinde şu sözlere yer verdi:

“Sayın Daire; Bir kadınım, bir anneyim, bir hukuk insanıyım, avukatım. Pek çok tecavüz, taciz ve şiddet davasına girdim. Benim ülkem her gün kadın cinayeti ile uyanıyor, en az dört kadın ya öldürülüyor ya şiddet mağduru oluyor ya tacize uğruyor. Bu ülkenin 42 milyon kadını için taciz, şiddet, tecavüz, öldürülme her zaman yakın bir tehlike olarak mevcuttur. Ne yazık kadın erkek eşitliği insanlığın ilk dönemlerinden beri dünya üzerinde aşılamayan, varlığını sürdürmeyi başaran en temel sorundur. 

Anayasa’da garanti altına alınan eşitlik ilkesini ve yaşam hakkını güçlendiren, 46 ülke tarafından imzalanan, benim ülkemin partili Cumhurbaşkanı da bir zamanlar çok övündüğü,kadınları koruması amacıyla imza edilen İstanbul Sözleşmesi olarak anılan sözleşmeyi feshetti. Hukuk devletinde kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin sağlanması ve korunması esas olduğundan, kişilere etkili hak arama olanağı sağlayan güvencelerin de tanınması gerekmektedir. 

Her gün öldürülen, saldırıya uğrayan, taciz, tecavüz edilen şiddet gören ve her an yakın tehlike olarak görmesi kuvvetle muhtemel olan milyonlarca kadından biri ve sözleşmenin icrasını mesleğim gereği talep eden bir kadın olarak , koruyucu ve caydırıcı özelliği bulunan İstanbul Sözleşmesini fesheden Cumhurbaşkanı kararının iptalini istememde güncel, şahsi ve meşru menfaatim bulunmaktadır.

İstanbul Sözleşmesinin amacı;

“a- kadınları her türlü şiddetten korumak,  kadınlara yönelik şiddeti önlemek ve aile şiddetten korumak, kadınlara ait her  türlü şiddeti önlemek ve kovuşturmak ve ortadan kaldırmak,
b-kadına yönelik her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına katkıda bulunmak, kadınların güçlendirilmesi dahi kadın erkek arasındaki temel eşitliği teşvik etmek,
c-kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddet mağdurlarının korunması ve bu mağdurlara yardım edilmesi için kapsamlı bir çerçeve, politikalar ve tedbirler  gerçekleştirmek
d-kadınayönelikveaileiçişiddetiortadankaldırmakamacıylauluslararasıişbirliğiniteşviketmek
e- kadınayönelikşiddetiveaileiçişiddetiortadankaldırmaküzerebütüncülbiryaklaşımbenimsemekamacıylaetkiliişbirliğinisağlamakiiçinkuruluşlarakollukkuvvetlerinedestekveyardımsağlamadır”

Yasayı, Anayasayı bir kenara koyun, bu amaca yönelik bir sözleşmenin feshedilmesini haklı kılar makul bir sebep olabilir mi?

Makul bir sebep olmadığı bir yana, otuz bir yıllık hukukçu birikimime dayalı olarak, tüm kadınlar için her an yakın tehlike olan şiddetin her türlüsünde koruma, önleme ve caydırıcılık imkanı sağlayan İstanbul Sözleşmesi’nin, bir Cumhurbaşkanlığı Kararı ile feshedilmesinin hukuka uyarlı olmadığına inancım ile iptali istekli bu davayı açıyorum ve kabulünü diliyorum;
1- Çok taraflı bir sözleşme feshedilemez.  Çok taraflı uluslararası bir sözleşmenin “feshedilmesine”, üstelik Cumhurbaşkanlığı Kararı ile karar verilmiştir.  Sözleşme halen ayaktadır, varlığını sürdürmektedir.  Uluslararası hukukta, uluslararası sözleşmenin kendisi çekilmeye izin vermiş ise, bu sözleşmeden taraflar çekilebilir. Söz konusu “İstanbul Sözleşmesi”nin kendisi de 80’nci maddesinde taraf devletlere bu Sözleşmeden çekilme izni vermiştir. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyetinin İstanbul Sözleşmesinden çekilmesinde uluslararası hukuka uygunluk bakımından bir problem yoktur.  Ancak iptali istenen Cumhurbaşkanlığı Kararı ile çekilme değil fesih iradesi bildirilmiştir. İlk aşamada bu hali ile yasal bir keyfiyet ve dayanağı hukuka uyarlı değildir.
2- İstanbul Sözleşmesi Cumhurbaşkanı Kararnamesi’ne konu edilemez.
Cumhurbaşkanı imzası ile İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesi için alınan kararın dayanağı olarak 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 3. maddesi olarak gösterilmiştir. İstanbul Sözleşmesi Cumhurbaşkanı Kararnamesi’ne neden konu edilemez:
a-Anayasa 104. Maddesi çok açıktır. Cumhurbaşkanı dahil herkes bağlı kalmak durumundadır!
Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin çıkarılma ve hukuka uygunluk şartları Anayasamızın 104’üncü maddesinin 17’nci fıkrasında şu şekilde düzenlenmiştir:
“Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir. 
Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemez. 
Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelir”.

Cumhurbaşkanının Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilmesinin ilk şartı, çıkarılacak kararnamenin “yürütme yetkisine ilişkin” bir konuda olmasıdır.

b-Uluslararası andlaşmaların, Cumhurbaşkanı tarafından onaylanması için Anayasa’nın  90.maddesine göre ilk önce “kanuna” ihtiyaç vardır. 

Yasama organı TBMM nasıl bir kanun yapacaktır?
Uluslararası Antlaşmanın onaylanmasının uygun olduğuna dair  bir kanun olacağı Anayasa’da yazılıdır. Bu “anlaşmayı onaylamanın uygun olacağına dair kanunu” yapma yetkisi “yasama organına” aittir. Yasama organı da TBMM’dir. 

Anayasamızın kurduğu sistemde, uluslararası andlaşmaları onaylama yetkisi, yürütme organı ile yasama organı arasında paylaştırılmıştır. 

Anayasamızın 104’üncü maddesinin 11’inci fıkrası uluslararası andlaşmaları onaylama yetkisi Cumhurbaşkanına verilmiştir. Ama Cumhurbaşkanının “yürütme yetkisi” olarak kullanacağı bu yetki için, az evvel bildirdiğim üzere önce TBBM’nin“anlaşmanın onaylanmasını uygun bulunduğuna dair kanunu”çıkarmış olması gereklidir. 

Anayasanın 90’ıncı maddesine göre, Türkiye Büyük Millet Meclisinin “onaylamayı bir kanunla uygun bulması” şartı gerçekleşmedikçe, Cumhurbaşkanının uluslararasıandlaşmaları onaylayabilmesi söz konusu olamayacağına göre, 

kanunla TBMM tarafından onaylanması uygun bulunan uluslararası sözleşme olan İstanbul Sözleşmesi’ni uygulamamaya karar yetkisi TBMM’ye aittir.  Cumhurbaşkanlığı Kararı ile bu yetki kullanılamaz.

c-Nitekim, İstanbul Sözleşmesinin onaylanması da, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 24 Kasım 2011 tarih ve 6251 sayılı Kanunla, uygun bulunmuştur.

Bu Kanun hâlâ yürürlüktedir. Cumhurbaşkanının 6251 sayılı Kanunun yürürlüğü hakkında bir tasarrufta bulunması mümkün değildir. 

Bu durumda; Uluslararası andlaşmaların onaylanmasının kanunla uygun bulunması, yasama yetkisi kapsamında olan bir konu olduğu için Cumhurbaşkanlığı kararnamesi dayanak yapılan bir Cumhurbaşkanlığı Kararı ile uluslararası andlaşma olan İstanbul Sözleşmesi’nin hükümden düşürülmesinde yetki gaspı nedeniyle hukuka uyarlılık bulunmamaktadır. 

d- Son olarak Anayasa  104 madde gereğinin 17.maddesinde yer alan;
“Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemez”  hükmü de Cumhurbaşkanlığı Kararı ile İstanbul Sözleşmesinin feshedilmesine engeldir.

Zira İstanbul Sözleşmesi Anayasa’nın en temel hakları olan “eşitlik hakkı” ile “yaşam hakkını” güçlendiren hükümler ihtiva etmektedir.

Devletin görevi kadınların eşit birey olarak topluma hayata katılmasını temin etmek yaşam hakkını korumaktır. 

Amacı ve varlık nedeni saydığım temel hakları korumak ve güçlendirmek olan bir uluslararası andlaşmanın Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile yapılamayacağına göre, Cumhurbaşkanı Kararnamesi dayanak yapılan bir Cumhurbaşkanı Kararı ile sona erdirilmesinde bu yönüyle hukuka uyarlı değildir, iptali gerekir.

3- Bir başka önemli hususta iptali istenen CB Kararının dayanak olarak gösterilen, 9 nolu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 3. Maddesi Anayasa’nın 90. maddesinin 2 ve 3 nolu fıkralarındaki uluslararası andlaşmalar için dayanak yapılacak bir kararnamedir.

Anayasa m.90 uyarınca; 
“(1) Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır.
(2) Ekonomik, ticari veya teknik ilişkileri düzenleyen ve süresi bir yılı aşmayan andlaşmalar, Devlet Maliyesi bakımından bir yüklenme getirmemek, kişi hallerine ve Türklerin yabancı memleketlerdeki mülkiyet haklarına dokunmamak şartıyla, yayımlanma ile yürürlüğe konabilir. Bu takdirde bu andlaşmalar, yayımlarından başlayarak iki ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisine sunulur.
(3) Milletlerarası bir andlaşmaya dayanan uygulama andlaşmaları ile kanunun verdiği yetkiye dayanılarak yapılan ekonomik, ticari, teknik veya idari andlaşmaların Türkiye Büyük Millet Meclisince uygun bulunması zorunluğu yoktur; ancak, bu fıkraya göre yapılan ekonomik, ticari veya özel kişilerin haklarını ilgilendiren andlaşmalar, yayımlanmadan yürürlüğe konulamaz.
(4) Türk kanunlarına değişiklik getiren her türlü andlaşmaların yapılmasında birinci fıkra hükmü uygulanır.
(5) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır”.

9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 3. maddesi doğrultusunda; fesih ancak Anayasa m.90/2 ve m.90/3’de öngörülen ve Meclis onayına ihtiyaç duyulmayan hallerde mümkün olabilecektir.

Cumhurbaşkanına uluslararası andlaşmaları sona erdirme yetkisi verilecekse, bu yetki ona kanunla verilmelidir. 

İstanbul Sözleşmesi TBMM tarafından 24 Kasım 2011 tarih ve 6251 sayılı Kanunla uygun bulunduğuna göre, TBBM tarafından “uygulanan sözleşmeden ayrılmaya ilişkin bir kanun çıkarılmadıkça” sadece Cumhurbaşkanı kararıyla fesih kararı verilemez.
Sonuç olarak 3718 sayılı 19.03.2021 tarihli Cumhurbaşkanlığı Kararı yetki ve konu yönünden hukuka uyarlık bir işlem değildir.
4- Anayasa 152.madde gereği Anayasa’ya aykırılık itirazım da bulunmaktadır. 
Yukarıda izah ettiğim ciddi aykırılık gerekçelerine bağlı olarak, Anayasa’ya aykırılık iddiasının değerlendirilmesi ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakmasını da talep etmekteyim.
5- Yürütmeyi durdurma talebi;
Bu ülke nüfusunun yarısını oluşturan milyonlarca kadına yönelik her türlü şiddeti  ve ev içi şiddetin önlenmesi, şiddet mağdurlarının korunması, suçların kovuşturulması, suçluların cezalandırılması ve kadına karşı şiddet ile mücadele alanında bütüncül, eş güdümlü ve etkili işbirliği içeren politikaların hayata geçirilmesi amacını taşıyan, kadına karşı şiddeti bir insan hakkı ihlali ve ayrımcılık türü olarak tanımlayan, bağlayıcı nitelikte ilk uluslararası düzenleme olan İstanbul Sözleşmesinin koruyucu, önleyici ve caydırıcı etkisinden yoksun kalınması, toplumda zaten çok fazla olan şiddet ve ölümleri cesaretlendirecektir. 

Uluslararası sözleşmeleri fesih yetkisi, sıradan bir yetki değildir. Cumhurbaşkanının bu şekilde bir Avrupa Konseyi sözleşmesi olan İstanbul Sözleşmesini feshedebileceği kabul edilirse, Cumhurbaşkanı kararıyla feshetme yolu birkez açıldığında bu yolun nereye kadar uzanacağını kimse bilemez. Bu keyfi ve kontrolsüz yetkinin kullanılması ile hem toplum hem de devlet bekası için çok tehlikeli sonuçların hasıl olması mümkündür.

Bu durum, telafisi imkansız zararlara sebebiyet verme yönünde kesin ve kuvvetli bir sebep teşkil edecektir.
CB Kararının uygulanması halinde bu telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleştiğinden yasal cevap hakkı ve süreler beklenmeden ivedi olarak yürütmenin durdurulmasına karar verilmesini de talep etmekteyim.

Habere ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haberimizvar.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.