Haber Girişi: 05.09.2021 - 20:50, Güncelleme: 05.09.2021 - 21:08

Erdoğan’dan HDP’ye şirinlikler

 

Erdoğan’dan HDP’ye şirinlikler

İdris Özyol
Siz bakmayın bu toz dumana, laf salatalarına, memlekette aslında AKP gazeteciliğini de muhalif medya yapıyor. Medyanın yüzde 95’ine çöreklenen, yetenekleri ve bilinç düzeyleri sınırlı bu yandaş tayfası sadece şakşakçılıkla işi götürdüğü, tek maharetleri yetişemedikleri ciğer mundar demekten ibaret olduğu için AKP kadrolarında yaşanan sıkıntılar, bizzat partinin içinden muhalif medyaya sızıyor. Yani AKP haberlerinin kaynağı AKP’lilerdir. Başı sıkışan, önüne takoz konulan, rakibine çelme atmak isteyen ya da yaşananlardan, yapılanlardan rahatsız olan birileri elindeki bilgiyi, haberi, kulisi bizlerle paylaşıyor. Hem kendi cephemizin iletişim kanallarını diri tutmaya çalışırken, hem de iktidar kaynaklarının adresi oluyoruz. O nedenle siz bakmayın bu dayılanmalarına, gazetecilik ilkelerine bağlılığımızı bildikleri ve güvendikleri için, bu konularda konuşmayacağımız inancıyla kendi mahallelerinde esip gürlüyorlar işte. Konuşmayız da zaten… AK Partililer ile AKP’lilerin kavgası Bu girizgahtan sonra asıl meselemize gelelim. Biz her ne kadar hepsine birden ‘AKP’li’ desek de, bu tabir iktidar partisinde trene sonradan atlayanlar, dağdan gelip bağdakini kovanlar için kullanılıyor. En baştan beri partide olanlar, beraber yürüyüp beraber ıslananlar kendilerini ‘AK Partili’, sonradan görmeleri ise ‘AKP’li’ diye adlandırıyor. Aslında her şeyin sonradan olması fanatik, saldırgan ve çapsızdır. Sonradan olma Müslüman en bağnazı, sonradan olma milliyetçi en ırkçısı, sonradan olma solcu en sert köşelisidir. AKP içindeki bu ‘AK Partili-AKP’li’ kavgası iktidar nimetleriyle bastırılmış gibi görünse de içten içe tütüyor. Bazen dayanılmaz noktaya gelince de kayış atıyor. Korkuteli’nde İlhami Yıldıran’ın istifasına bu çerçeveden bakmak lazım. Ülke ölçeğinde fitilini Erdoğan Bayraktar’ın ateşlediği ‘ben hırsız değilim, sadece usulsüzlük yaptım’ tartışması da bunun büyük tablodaki yansıması. AKP’nin kurucu vekillerinden Kemal Albayrak’ın, “Partinin yüzde 90’ı itirafçı olur” sözü de bu kavganın özeti. Orada kastedilen yüzde 90, ‘AKP’li’ denilen devşirmeler… Cumhur İttifakı’nda simbiyoz ilişki Bu kavgayı daha derin ve çözümsüz hale getiren ana faktör ise büyük ihtimalle MHP’ye olan mahkumiyet. Şu an MHP’nin iktidar olduğu bir ülkede yaşıyoruz. MHP’nin de varlığını korumak için Erdoğan’a ihtiyacı var. Ortada simbiyoz bir ilişki var. MHP’nin aldığı en yüksek oy 1999 seçimlerindeki yüzde 18… Bunun içinden yüzde 10’luk bir İYİ Parti çıktı. Son anketler İYİ Parti’nin oylarının arttığını gösteriyor. Yani MHP’de erime büyük. Seçim barajının yüzde 7’ye indirilmesi bile kurtaramayabilir. Barajın düşürülmesi MHP’nin hanesine kaydedilip Bahçeli tarafından hıncahınç savunulsa da aslında en çok HDP’nin işine yarıyor. Çünkü yüzde 10 çizgisi HDP açısından riskli bir çizgi olarak görünüyor. Partinin peş peşe aldığı darbeler, yapılan operasyonlar, yöneticilerinin tutuklanması ve son olarak da açılan kapatma davası risk derecesini yükseltiyor. Bir dönem devleti neredeyse tamamen ele geçiren, AKP adına operasyon yürüten FETÖ’nün en ağır darbeyi HDP’ye vurduğunu, parti örgütlerine sızan FETÖ kontrolündeki ajanların yapıya büyük zarar verdiğini, temizlenme sürecinin sancılı olduğunu da bir not olarak ekleyelim. Bu başlı başına bir yazı konusu… O nedenle sadece değinip geçelim. Erdoğan’ın HDP’yle pazarlık çabaları Peki Devlet Bahçeli’yi neşe içinde bırakan, ama aslında daha çok HDP’nin işine yarayacak bu baraj indiriminin alamet-i farikası nedir? Bunu anlamak için Anayasa Mahkemesi’nin HDP’ye savunma için 30 gün ek süre vermesini de parantezin içine almak gerekiyor. Erdoğan’ın görevlendirdiği birileri HDP kadrolarıyla görüşüyor. Resmi ve kurumsal bir görüşme değil bu. HDP ise Erdoğan’dan gelen tekliflere kapalı. Çünkü HDP’nin hedefi Sinn Fein çizgisinde bir siyasete yerleşmek. Hem Mithat Sancar’ın, hem de Meral Danış Beştaş’ın 27 Eylül’de açıklanacağını duyurduğu ‘çözüm deklarasyonu’ bunun yol haritası olacak. Sancar bunu, ‘çözümsüzlük bloku’ olarak nitelendirdiği hükümete karşı çözüm ittifakı olarak açıkladı. AKP ise pazarlık için süre kazanmaya çalışıyor. MHP’yi sırtından atmak için başka çaresi de yok. Bu kambur sadece kendini değil, aynı zamanda AKP’yi de büyük bir hızla eritiyor. MHP ideolojisine kilitlenen, hapsedilen bir iktidar da ‘AK Partililer’ içinde rahatsızlığa, hesaplaşmaya, muhasebeye neden oluyor. Davutoğlu ve Babacan seçeneklerinin ortaya çıkmasını ‘rahatsız AK Partililerin’ çay içmeye gidebileceği adresler olarak görmek lazım. Bugün çay, yarın kahve, öbür gün Madlen çikolata… MHP’nin ve ‘AKP’lilerin’ eline geçmiş bir iktidarda erozyonu durdurabilmek mümkün değil. Acilen bir demokrasi aşısına ihtiyaç var. Fakat kolda aşı yapacak yer kalmış değil. Bu saatten sonra kimse de bu manevraları yemiyor.
İdris Özyol

Siz bakmayın bu toz dumana, laf salatalarına, memlekette aslında AKP gazeteciliğini de muhalif medya yapıyor. Medyanın yüzde 95’ine çöreklenen, yetenekleri ve bilinç düzeyleri sınırlı bu yandaş tayfası sadece şakşakçılıkla işi götürdüğü, tek maharetleri yetişemedikleri ciğer mundar demekten ibaret olduğu için AKP kadrolarında yaşanan sıkıntılar, bizzat partinin içinden muhalif medyaya sızıyor. Yani AKP haberlerinin kaynağı AKP’lilerdir. Başı sıkışan, önüne takoz konulan, rakibine çelme atmak isteyen ya da yaşananlardan, yapılanlardan rahatsız olan birileri elindeki bilgiyi, haberi, kulisi bizlerle paylaşıyor. Hem kendi cephemizin iletişim kanallarını diri tutmaya çalışırken, hem de iktidar kaynaklarının adresi oluyoruz. O nedenle siz bakmayın bu dayılanmalarına, gazetecilik ilkelerine bağlılığımızı bildikleri ve güvendikleri için, bu konularda konuşmayacağımız inancıyla kendi mahallelerinde esip gürlüyorlar işte. Konuşmayız da zaten…

AK Partililer ile AKP’lilerin kavgası

Bu girizgahtan sonra asıl meselemize gelelim. Biz her ne kadar hepsine birden ‘AKP’li’ desek de, bu tabir iktidar partisinde trene sonradan atlayanlar, dağdan gelip bağdakini kovanlar için kullanılıyor. En baştan beri partide olanlar, beraber yürüyüp beraber ıslananlar kendilerini ‘AK Partili’, sonradan görmeleri ise ‘AKP’li’ diye adlandırıyor. Aslında her şeyin sonradan olması fanatik, saldırgan ve çapsızdır. Sonradan olma Müslüman en bağnazı, sonradan olma milliyetçi en ırkçısı, sonradan olma solcu en sert köşelisidir. AKP içindeki bu ‘AK Partili-AKP’li’ kavgası iktidar nimetleriyle bastırılmış gibi görünse de içten içe tütüyor. Bazen dayanılmaz noktaya gelince de kayış atıyor. Korkuteli’nde İlhami Yıldıran’ın istifasına bu çerçeveden bakmak lazım. Ülke ölçeğinde fitilini Erdoğan Bayraktar’ın ateşlediği ‘ben hırsız değilim, sadece usulsüzlük yaptım’ tartışması da bunun büyük tablodaki yansıması. AKP’nin kurucu vekillerinden Kemal Albayrak’ın, “Partinin yüzde 90’ı itirafçı olur” sözü de bu kavganın özeti. Orada kastedilen yüzde 90, ‘AKP’li’ denilen devşirmeler…

Cumhur İttifakı’nda simbiyoz ilişki

Bu kavgayı daha derin ve çözümsüz hale getiren ana faktör ise büyük ihtimalle MHP’ye olan mahkumiyet. Şu an MHP’nin iktidar olduğu bir ülkede yaşıyoruz. MHP’nin de varlığını korumak için Erdoğan’a ihtiyacı var. Ortada simbiyoz bir ilişki var. MHP’nin aldığı en yüksek oy 1999 seçimlerindeki yüzde 18… Bunun içinden yüzde 10’luk bir İYİ Parti çıktı. Son anketler İYİ Parti’nin oylarının arttığını gösteriyor. Yani MHP’de erime büyük. Seçim barajının yüzde 7’ye indirilmesi bile kurtaramayabilir. Barajın düşürülmesi MHP’nin hanesine kaydedilip Bahçeli tarafından hıncahınç savunulsa da aslında en çok HDP’nin işine yarıyor. Çünkü yüzde 10 çizgisi HDP açısından riskli bir çizgi olarak görünüyor. Partinin peş peşe aldığı darbeler, yapılan operasyonlar, yöneticilerinin tutuklanması ve son olarak da açılan kapatma davası risk derecesini yükseltiyor. Bir dönem devleti neredeyse tamamen ele geçiren, AKP adına operasyon yürüten FETÖ’nün en ağır darbeyi HDP’ye vurduğunu, parti örgütlerine sızan FETÖ kontrolündeki ajanların yapıya büyük zarar verdiğini, temizlenme sürecinin sancılı olduğunu da bir not olarak ekleyelim. Bu başlı başına bir yazı konusu… O nedenle sadece değinip geçelim.

Erdoğan’ın HDP’yle pazarlık çabaları

Peki Devlet Bahçeli’yi neşe içinde bırakan, ama aslında daha çok HDP’nin işine yarayacak bu baraj indiriminin alamet-i farikası nedir? Bunu anlamak için Anayasa Mahkemesi’nin HDP’ye savunma için 30 gün ek süre vermesini de parantezin içine almak gerekiyor. Erdoğan’ın görevlendirdiği birileri HDP kadrolarıyla görüşüyor. Resmi ve kurumsal bir görüşme değil bu. HDP ise Erdoğan’dan gelen tekliflere kapalı. Çünkü HDP’nin hedefi Sinn Fein çizgisinde bir siyasete yerleşmek. Hem Mithat Sancar’ın, hem de Meral Danış Beştaş’ın 27 Eylül’de açıklanacağını duyurduğu ‘çözüm deklarasyonu’ bunun yol haritası olacak. Sancar bunu, ‘çözümsüzlük bloku’ olarak nitelendirdiği hükümete karşı çözüm ittifakı olarak açıkladı. AKP ise pazarlık için süre kazanmaya çalışıyor. MHP’yi sırtından atmak için başka çaresi de yok. Bu kambur sadece kendini değil, aynı zamanda AKP’yi de büyük bir hızla eritiyor. MHP ideolojisine kilitlenen, hapsedilen bir iktidar da ‘AK Partililer’ içinde rahatsızlığa, hesaplaşmaya, muhasebeye neden oluyor. Davutoğlu ve Babacan seçeneklerinin ortaya çıkmasını ‘rahatsız AK Partililerin’ çay içmeye gidebileceği adresler olarak görmek lazım. Bugün çay, yarın kahve, öbür gün Madlen çikolata… MHP’nin ve ‘AKP’lilerin’ eline geçmiş bir iktidarda erozyonu durdurabilmek mümkün değil. Acilen bir demokrasi aşısına ihtiyaç var. Fakat kolda aşı yapacak yer kalmış değil. Bu saatten sonra kimse de bu manevraları yemiyor.

detay alt
Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.