İdris ÖZYOL
Köşe Yazarı
İdris ÖZYOL
 

Antalya medyası küf kokuyor

 2017’den kalma bir evrak elime yeni geçti. Evrakta benim de adım geçiyor. Başka kimler var? Ebru Küçükaydın, Ali Orhan, Engin Korkmaz, Hakan Çırak, Hasan Yavaşlar, Haşmet Öyken, Mehmet Talay, Müjgan Işık, Osman Güleşir, Rasim Gündüz, Tuncer Çetinkaya, Yalçın Küçük ve Zeki Özer… Adı sıralananların hepsi Antalyalı gazeteci… Peki suç ne? ‘Silahlı terör örgütüne üye olmak’… Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı hepimizi incelemiş, soruşturmuş, didik didik etmiş, sonunda da bu dosyanın kapatılmasına ve yürütülen bir başka soruşturma üzerinden devam edilmesine karar vermiş. Tam o noktada da işler, hukuk ve adliye koridorlarınını bilmeyenler için iyice karışıyor. Buradan Antalya Gazeteciler Cemiyeti’nin genel sekreteri Haşmet Öyken’in ihbarı üzerine Ali Orhan ve Hasan Yavaşlar’ın yargılandığı bir dava çıkıyor. Tuncer Çetinkaya kapatılan Zaman Gazetesi’nin bölge temsilcisi olduğu için uzun süre cezaevinde kaldı. Ben de, bu ihbar, hakkımdaki başka bir ihbarla birleştirildiği için yargılandım ve ilk celsede beraat ettim.   Dikkat, muhbir hemen yanınızda!   Aralarındaki tek ortak nokta gazetecilik olan, fakat siyasi çizgi, haber anlayışı, dünya görüşü, yaşam tarzı olarak birbirlerine taban tabana zıt bu isimleri aynı torbanın içine koyan bu soruşturma tam bir skandaldır. Adı aslında bilinen, ama evraklara yansımayan bir muhbir, takıntı haline getirdiği, geçmişte tartıştığı, çizgisini beğenmediği, kendisine neler yaptıkları meçhul bir sürü gazeteciyi alt alta sıralayıp, ‘bunlar silahlı terör örgütü üyesi’ diye ihbar etmiş. Eğer muhbir, gazeteciler arasında konuşulan isimse, benim kendisiyle herhangi bir sorunum olmadı. Hatta ilintim bile yok. Acaba bana niye kızmış olabilir? Fakat soruşturmanın bütün seyri izlendiğinde, iddianamelere ve yürüyen davalara bakıldığında akla bir başka isim daha geliyor ki, bu da Antalya medyasının daha karanlık kısımlarını, çıkara, ranta, nemalanmaya, paraya, pula, çalışanların hakkını hukukunu iç etmeye dayanan en ahlaksız derinliklerini işaret ediyor. Ahlaksız diyorum, çünkü kendi menfaati için, 15 Temmuz sonrasının tozlu, sisli havasından istifade ederek bir grup meslektaşını aynı torbaya koyup ihbar etmek ahlaksızlıktır.   Bir torbada beş benzemez gazeteci   FETÖ’yle ilgili Antalya’da en çok yazı yazan, en fazla haber yapan kişi muhtemelen benim. Her haberimin, her yazımın da sonuna kadar arkasındayım. Çünkü hepsinin altına imzamı attım, bugün de atarım. FETÖ’yle ilgili yazılarım 15 Temmuz sonrasında da başlamadı. 2008’den bu yana yazdım, yazıyorum. Bu başka bir durumdur ve gazetecinin de görevidir zaten. Fakat ‘beş benzemez’i aynı torbaya doldurup, sinsice ihbar etmek, insanları o dişlinin içine atmak tam bir karakter sorunu. Aslında bu cadı avı Erdoğan’ın “ihbar edin” çağrısıyla başladı. Buralara kadar ulaştı. İnsanlar bazen açıktan, bazen de böyle dosya üzerinden soruşturuldu, hayatları tarandı, en mahrem bilgileri elden ele dolaştırıldı. Peki bütün bunlar olurken, gazeteci örgütleri ne yapıyordu? Mesela Antalya Gazeteciler Cemiyeti iki yöneticisi ve üyeleri bu deli gömleğinin içinde terlerken, bu cadı avının hedefi haline gelirken ne gibi bir tepki gösterdi? Geçtik tepkiyi, ‘bunlar gazetecidir, meslektaşlarımızdır, üyemizdir’ diye kuru bir açıklama var mı? Yok…   Bu çamurun adresi Gazeteciler Cemiyeti   Niye yok? Çünkü Zaman gazetesi kapatıldığında tepki gösteren Antalya Gazeteciler Cemiyeti, daha sonra gözaltına alınan Zaman muhabirlerini apar topar üyelikten çıkardı. Daha haklarında soruşturma devam ederken, hukuk işlerken, yargı bile başlamamışken… Yani rotasını konjonktüre göre ayarlayan, esen rüzgara göre yön değiştiren bir cemiyet var ortada. Bu ihbar batağının, gazetecileri torbaya doldurup yem diye birilerinin önüne atan bu kirli kafanın adreslerinden biri Antalya Gazeteciler Cemiyeti… Mesleğimiz hiç bu kadar alçalmamış, alçaltılmamıştı. Hakkını almak için dava açan çalışanını tazminattan kurtulmak için FETÖ’cü diye ihbar eden şahıs cemiyetin en önemli koltuklarından birinde oturuyor. Gerçek gazeteciler de adliye koridorlarında ömür çürütüp dirsek eskitiyor. İşte elime geçen bu utanç evrakı, bu mahkeme tutanağı bana bütün bunları düşündürttü. Tevfik Fikret’in dediği gibi, “Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin / Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin”…
Ekleme Tarihi: 18 Eylül 2020 - Cuma

Antalya medyası küf kokuyor

 2017’den kalma bir evrak elime yeni geçti. Evrakta benim de adım geçiyor. Başka kimler var? Ebru Küçükaydın, Ali Orhan, Engin Korkmaz, Hakan Çırak, Hasan Yavaşlar, Haşmet Öyken, Mehmet Talay, Müjgan Işık, Osman Güleşir, Rasim Gündüz, Tuncer Çetinkaya, Yalçın Küçük ve Zeki Özer… Adı sıralananların hepsi Antalyalı gazeteci… Peki suç ne? ‘Silahlı terör örgütüne üye olmak’… Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı hepimizi incelemiş, soruşturmuş, didik didik etmiş, sonunda da bu dosyanın kapatılmasına ve yürütülen bir başka soruşturma üzerinden devam edilmesine karar vermiş. Tam o noktada da işler, hukuk ve adliye koridorlarınını bilmeyenler için iyice karışıyor. Buradan Antalya Gazeteciler Cemiyeti’nin genel sekreteri Haşmet Öyken’in ihbarı üzerine Ali Orhan ve Hasan Yavaşlar’ın yargılandığı bir dava çıkıyor. Tuncer Çetinkaya kapatılan Zaman Gazetesi’nin bölge temsilcisi olduğu için uzun süre cezaevinde kaldı. Ben de, bu ihbar, hakkımdaki başka bir ihbarla birleştirildiği için yargılandım ve ilk celsede beraat ettim.
 
Dikkat, muhbir hemen yanınızda!
 
Aralarındaki tek ortak nokta gazetecilik olan, fakat siyasi çizgi, haber anlayışı, dünya görüşü, yaşam tarzı olarak birbirlerine taban tabana zıt bu isimleri aynı torbanın içine koyan bu soruşturma tam bir skandaldır. Adı aslında bilinen, ama evraklara yansımayan bir muhbir, takıntı haline getirdiği, geçmişte tartıştığı, çizgisini beğenmediği, kendisine neler yaptıkları meçhul bir sürü gazeteciyi alt alta sıralayıp, ‘bunlar silahlı terör örgütü üyesi’ diye ihbar etmiş. Eğer muhbir, gazeteciler arasında konuşulan isimse, benim kendisiyle herhangi bir sorunum olmadı. Hatta ilintim bile yok. Acaba bana niye kızmış olabilir? Fakat soruşturmanın bütün seyri izlendiğinde, iddianamelere ve yürüyen davalara bakıldığında akla bir başka isim daha geliyor ki, bu da Antalya medyasının daha karanlık kısımlarını, çıkara, ranta, nemalanmaya, paraya, pula, çalışanların hakkını hukukunu iç etmeye dayanan en ahlaksız derinliklerini işaret ediyor. Ahlaksız diyorum, çünkü kendi menfaati için, 15 Temmuz sonrasının tozlu, sisli havasından istifade ederek bir grup meslektaşını aynı torbaya koyup ihbar etmek ahlaksızlıktır.
 
Bir torbada beş benzemez gazeteci
 
FETÖ’yle ilgili Antalya’da en çok yazı yazan, en fazla haber yapan kişi muhtemelen benim. Her haberimin, her yazımın da sonuna kadar arkasındayım. Çünkü hepsinin altına imzamı attım, bugün de atarım. FETÖ’yle ilgili yazılarım 15 Temmuz sonrasında da başlamadı. 2008’den bu yana yazdım, yazıyorum. Bu başka bir durumdur ve gazetecinin de görevidir zaten. Fakat ‘beş benzemez’i aynı torbaya doldurup, sinsice ihbar etmek, insanları o dişlinin içine atmak tam bir karakter sorunu. Aslında bu cadı avı Erdoğan’ın “ihbar edin” çağrısıyla başladı. Buralara kadar ulaştı. İnsanlar bazen açıktan, bazen de böyle dosya üzerinden soruşturuldu, hayatları tarandı, en mahrem bilgileri elden ele dolaştırıldı. Peki bütün bunlar olurken, gazeteci örgütleri ne yapıyordu? Mesela Antalya Gazeteciler Cemiyeti iki yöneticisi ve üyeleri bu deli gömleğinin içinde terlerken, bu cadı avının hedefi haline gelirken ne gibi bir tepki gösterdi? Geçtik tepkiyi, ‘bunlar gazetecidir, meslektaşlarımızdır, üyemizdir’ diye kuru bir açıklama var mı? Yok…
 
Bu çamurun adresi Gazeteciler Cemiyeti
 
Niye yok? Çünkü Zaman gazetesi kapatıldığında tepki gösteren Antalya Gazeteciler Cemiyeti, daha sonra gözaltına alınan Zaman muhabirlerini apar topar üyelikten çıkardı. Daha haklarında soruşturma devam ederken, hukuk işlerken, yargı bile başlamamışken… Yani rotasını konjonktüre göre ayarlayan, esen rüzgara göre yön değiştiren bir cemiyet var ortada. Bu ihbar batağının, gazetecileri torbaya doldurup yem diye birilerinin önüne atan bu kirli kafanın adreslerinden biri Antalya Gazeteciler Cemiyeti… Mesleğimiz hiç bu kadar alçalmamış, alçaltılmamıştı. Hakkını almak için dava açan çalışanını tazminattan kurtulmak için FETÖ’cü diye ihbar eden şahıs cemiyetin en önemli koltuklarından birinde oturuyor. Gerçek gazeteciler de adliye koridorlarında ömür çürütüp dirsek eskitiyor. İşte elime geçen bu utanç evrakı, bu mahkeme tutanağı bana bütün bunları düşündürttü. Tevfik Fikret’in dediği gibi, “Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin / Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin”…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haberimizvar.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.