İdris ÖZYOL
Köşe Yazarı
İdris ÖZYOL
 

Ben zaten her acının tiryakisi olmuşum!

Üstümüze yıkılıyor her şey ve biz her şeyin üstüne yıkılıyoruz. Yollar senin olsun, ben kenardan yürürüm. Üstümüze yıkılıyor dediklerimiz ve biz dediklerimizin üzerine yıkılıyoruz. Yaralı bir hayvan gibi, arkamızda bir kan ırmağını sürükleyerek, yıkılıyoruz ettiğimiz her lafın üstüne. “Gece gündüz tenhalarda bekleyenim var demedin” diyorum bakarak gözlerine ve baktığım her şey üzerime yıkılıyor. Bütün suçlar, bütün aşklar, bütün kaçaklar, bütün ihanetler, bütün kırıklıklar üstümüze boca ediliyor ansızın ve kör ve yaralı ve sadık ve kalbimizi avuçlarımıza alarak yıkılıyoruz. Bizi yıkıyorlar, eski bir binayı yıkar gibi, kadim bir bilmeceyi çözemeyip kenara atar gibi, bir çiçeği kopartıp koklamadan ezer gibi yıkıyorlar bizi. Ve dilsiz ve bütün kelimeleri elinden alınmış ve yenik bir şehir gibi duruyoruz ‘onların tarihi’nin önünde.   Daha fazla ölmemizi istiyorlar! Daha fazla ölmemizi istiyorlar, daha fazla yenilmemizi, daha fazla unutmamızı. Ölmeye ve yenilmeye eyvallah belki, ama unutmak asla. Unutamıyoruz. Zihnimizden kovduğumuz şeyler, bir bakıyorsun çocuklarımızda yeşeriyor. Biz bıraksak onlar alıyor savaş meydanının kenarına yığılmış mızrakları. Mızraklı ilmihal gibi yaşıyoruz ve mızraklar üstümüze yıkılıyor. Bir ilmihal kalıyor geriye, ama ‘hal’imizi ‘ilim’ yapamıyoruz. Üstümüze yıkılıyor her şey ve biz her şeyin üstüne yıkılıyoruz. “Gördüklerini unut diyorsun” bana ve her şeye rağmen bir cümle düşüyor ağzımdan: “Zet öldü bebeğim, Zet öldü”. Zet niye ölüyor, bilmiyorum ve niye böyle bir diyalog geçiyor aramızda ve niye geçiyor bizim adamlar karşı orduya ve niye mızraklarına Mushaf bağlıyorlar, bilmiyorum. Hiçbir şey bilmiyorum ve bilmediğim şeyler üzerime yıkılıyor. Suç üzerime yıkılıyor ve detaylarını bilmediğim, belki de hiç yer almadığım şeylerden dolayı yargılanıyorum “suyun önünde”. Su akıyor ve ben yargılanıyorum. Su akıyor ve bir yerlerimiz kanıyor durmadan.   Çünkü biz sorulardan yontulduk Su akıyor ve yeniliyoruz hep. Niye yeniliyoruz bilmiyorum. Niye yanımda yürüyen adam, sokağın köşesine geldiğimizde lüks bir ‘Mercedes’e biniyor, bilmiyorum. Bunları bana sorma oğlum, bunları bana sorma. Ben olmadım hiç, biz de olmadık. Tahta kılıçlılar ve cüzamlılar ordusuyduk yel değirmenlerinin önünde. Yel değirmenleri dönmeye devam ediyor ve kırıldı kılıçlarımız. Niye ordaydık ve niye savaştık, bilmiyorum. Git ve aramızda sıyrılıp yüksek masalara kurulanlara sor her şeyi. Onların bir cevabı vardır mutlak. Çünkü biz sorulardan, onlarsa cevaplardan yontuldu. Biz sorularımızla kaldık ortada, onlarsa cevapların nimetiyle palazlandı. Belki bütün hikaye bu, belki de hikaye mikaye yok ortalıkta. Üstümüze yıkılıyor her şey ve biz her şeyin üstüne yıkılıyoruz. Çocuklarımızı öldürüp önümüze atıyorlar. Bizi kilitliyorlar oğlum.   Demir, ihanet ve gecekondular! Sorularımızın, yenilgilerimizin ve suçlarımızın içine kilitliyorlar. Demirin, ihanetin ve yıkılan gecekonduların içine. Kavuşamadığımız ‘Leyla’ların ve ihanet ettiğimiz ‘Mecnun’ların içine. Bizi kilitliyorlar oğlum ve tarih en büyük kilididir insanlığın. Bizi tarihin içine kilitliyorlar. Sana bir şey sorduklarında asla konuşma oğlum, ağzını açıp bir şey söyleme. Çünkü her cevap ihanetin kapılarını aralıyor. Her cevap biraz daha öldürüyor bizi ve yad ellerin oluyoruz konuştukça. Yad eller, hepsi bu ve yıkılıyor üstümüze sıla, yıkılıyor üstümüze memleket, yıkılıyor üstümüze bir türkü. Geriye bir Leyla kalıyor hiç görülmemiş, bir de ‘Mecnun’ yüreğim. Ve belki de son yıkım onların güllesiyle geliyor. Bekliyorum. Sen bekleme ama! Bizi kilitliyorlar oğlum. Sorularımızın, yenilgilerimizin ve suçlarımızın içine kilitliyorlar. Demirin, ihanetin ve yıkılan gecekonduların içine. Kavuşamadığımız ‘Leyla’ların ve ihanet ettiğimiz ‘Mecnun’ların içine.
Ekleme Tarihi: 20 Aralık 2019 - Cuma

Ben zaten her acının tiryakisi olmuşum!

Üstümüze yıkılıyor her şey ve biz her şeyin üstüne yıkılıyoruz. Yollar senin olsun, ben kenardan yürürüm. Üstümüze yıkılıyor dediklerimiz ve biz dediklerimizin üzerine yıkılıyoruz. Yaralı bir hayvan gibi, arkamızda bir kan ırmağını sürükleyerek, yıkılıyoruz ettiğimiz her lafın üstüne. “Gece gündüz tenhalarda bekleyenim var demedin” diyorum bakarak gözlerine ve baktığım her şey üzerime yıkılıyor. Bütün suçlar, bütün aşklar, bütün kaçaklar, bütün ihanetler, bütün kırıklıklar üstümüze boca ediliyor ansızın ve kör ve yaralı ve sadık ve kalbimizi avuçlarımıza alarak yıkılıyoruz. Bizi yıkıyorlar, eski bir binayı yıkar gibi, kadim bir bilmeceyi çözemeyip kenara atar gibi, bir çiçeği kopartıp koklamadan ezer gibi yıkıyorlar bizi. Ve dilsiz ve bütün kelimeleri elinden alınmış ve yenik bir şehir gibi duruyoruz ‘onların tarihi’nin önünde.

 

Daha fazla ölmemizi istiyorlar!

Daha fazla ölmemizi istiyorlar, daha fazla yenilmemizi, daha fazla unutmamızı. Ölmeye ve yenilmeye eyvallah belki, ama unutmak asla. Unutamıyoruz. Zihnimizden kovduğumuz şeyler, bir bakıyorsun çocuklarımızda yeşeriyor. Biz bıraksak onlar alıyor savaş meydanının kenarına yığılmış mızrakları. Mızraklı ilmihal gibi yaşıyoruz ve mızraklar üstümüze yıkılıyor. Bir ilmihal kalıyor geriye, ama ‘hal’imizi ‘ilim’ yapamıyoruz. Üstümüze yıkılıyor her şey ve biz her şeyin üstüne yıkılıyoruz. “Gördüklerini unut diyorsun” bana ve her şeye rağmen bir cümle düşüyor ağzımdan: “Zet öldü bebeğim, Zet öldü”. Zet niye ölüyor, bilmiyorum ve niye böyle bir diyalog geçiyor aramızda ve niye geçiyor bizim adamlar karşı orduya ve niye mızraklarına Mushaf bağlıyorlar, bilmiyorum. Hiçbir şey bilmiyorum ve bilmediğim şeyler üzerime yıkılıyor. Suç üzerime yıkılıyor ve detaylarını bilmediğim, belki de hiç yer almadığım şeylerden dolayı yargılanıyorum “suyun önünde”. Su akıyor ve ben yargılanıyorum. Su akıyor ve bir yerlerimiz kanıyor durmadan.

 

Çünkü biz sorulardan yontulduk

Su akıyor ve yeniliyoruz hep. Niye yeniliyoruz bilmiyorum. Niye yanımda yürüyen adam, sokağın köşesine geldiğimizde lüks bir ‘Mercedes’e biniyor, bilmiyorum. Bunları bana sorma oğlum, bunları bana sorma. Ben olmadım hiç, biz de olmadık. Tahta kılıçlılar ve cüzamlılar ordusuyduk yel değirmenlerinin önünde. Yel değirmenleri dönmeye devam ediyor ve kırıldı kılıçlarımız. Niye ordaydık ve niye savaştık, bilmiyorum. Git ve aramızda sıyrılıp yüksek masalara kurulanlara sor her şeyi. Onların bir cevabı vardır mutlak. Çünkü biz sorulardan, onlarsa cevaplardan yontuldu. Biz sorularımızla kaldık ortada, onlarsa cevapların nimetiyle palazlandı. Belki bütün hikaye bu, belki de hikaye mikaye yok ortalıkta. Üstümüze yıkılıyor her şey ve biz her şeyin üstüne yıkılıyoruz. Çocuklarımızı öldürüp önümüze atıyorlar. Bizi kilitliyorlar oğlum.

 

Demir, ihanet ve gecekondular!

Sorularımızın, yenilgilerimizin ve suçlarımızın içine kilitliyorlar. Demirin, ihanetin ve yıkılan gecekonduların içine. Kavuşamadığımız ‘Leyla’ların ve ihanet ettiğimiz ‘Mecnun’ların içine. Bizi kilitliyorlar oğlum ve tarih en büyük kilididir insanlığın. Bizi tarihin içine kilitliyorlar. Sana bir şey sorduklarında asla konuşma oğlum, ağzını açıp bir şey söyleme. Çünkü her cevap ihanetin kapılarını aralıyor. Her cevap biraz daha öldürüyor bizi ve yad ellerin oluyoruz konuştukça. Yad eller, hepsi bu ve yıkılıyor üstümüze sıla, yıkılıyor üstümüze memleket, yıkılıyor üstümüze bir türkü. Geriye bir Leyla kalıyor hiç görülmemiş, bir de ‘Mecnun’ yüreğim. Ve belki de son yıkım onların güllesiyle geliyor. Bekliyorum. Sen bekleme ama! Bizi kilitliyorlar oğlum. Sorularımızın, yenilgilerimizin ve suçlarımızın içine kilitliyorlar. Demirin, ihanetin ve yıkılan gecekonduların içine. Kavuşamadığımız ‘Leyla’ların ve ihanet ettiğimiz ‘Mecnun’ların içine.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haberimizvar.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.